Köşe Yazarları

YAYILMACI, KÖR TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

(Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin ardından)


Kadim bir Fenerbahçeli olarak çok üzüntülü olduğumu belirtmeme gerek yok herhalde.

Milyonlarca Fenerbahçeli gibi ben de Galatasaray’ın Kadıköy’de 20 yıl sonra bizi yenmesi üzerine bir nevi travma yaşadım.

Üstüne üstlük Çetinkaya’nın da durumu iyi değil.

Anlayacağınız futboldan yana şansımız ve bahtımız iyi gitmiyor bu yıl.

Hem Fenerbahçe hem de Çetinkaya’nın başkanlarıyla ilgili umutlu ve inançlı olmama rağmen, her iki başkan da zor günlerden geçiyorlar.

Umarım erken zamanda toparlarlar ve beklediğimiz sevinçleri bize yaşatırlar.

Galatasaray’ı da tebrik etmek gerekir.

İyi bir oyun sergilediler ve galibiyeti hak ettiler.

***

Kıbrıs Türkünün Türkiye’deki takımlara ve özellikle İstanbul’un 3 büyüğü olan Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’a olan ilgisi yeni değildir.

Rahmetli babamın, 1950’li yıllarda “arabacıların takımı” olduğu için Beşiktaş’ı tutması ve bunu hep dile getirmesi hala kulaklarımdadır.

Niyazi abimin “Atatürk’ün takımı” diyerek bizi etkilemesi.

UEFA şampiyonluğu ile birlikte ailedeki yeni neslin Galatasaray’a yönelmesini de “dünyalı bir perspektife yönelme” olarak değerlendiririm.

Anlaşılacağı üzere bizim ailede her üç takımdan da taraftar vardır.

Ve benim de ötemde tüm aile taraftarları takımlarının maçlarını büyük bir heyecanla izlerler. Aile sohbetlerinin bir bölümü mutlaka takım çekişmelerine ayrılır.

***

Bunları niye yazdım biliyor musunuz?

Pazar günü Kuzey Kıbrıs’ta hayatın durmasını ve tek konunun Galatasaray-Fenerbahçe maçı olmasını “asimilasyon” olarak görenler veya tam tersi bunun Türkiye ile entegrasyonun en önemli ispatı sayanlar için yazdım.

Her iki taraf da beyhutluk abidesidirler.

Sığ milliyetçiliğin kurbanıdırlar.

Kıbrıs Türkünün Türkiye’deki veya dünyadaki sosyal, dinsel, ideolojik, kültürel veya sportif olaylardan etkilenmesi son derece sağlıklı bir toplumsal yapının işaretidir.

Aksi kabile düzenidir.

Sadece kendi kendine yaşayan, dünyaya kapalı kabile düzeni.

***

Uzun yıllar önceydi.

Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi ile şöyle bir konuşmamız olmuştu;

  • Biz Nazım Hikmet’e hayranız ve Nazım Hikmet Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli şairdir.
  • Bunun için sizi sevmiyoruz ve istemiyoruz!
  • Siz varın sevmeyin ve istemeyin Türkiye’yi dünyanın dört bir ucuna tanıtan Nazım Hikmet’tir ve biz onu çok sevmeye devam edeceğiz. Size rağmen…

Bunu söylediğim kişi, bu topraklarda Türkiye’yi temsil eden bir diplomattı.

Ve o dönem yayılmacı, kör Türk milliyetçiliğinin yılları idi.

Keşke “o yıllar geride kaldı” diye bitirseydim bu yazıyı.

Üzgünüm…



Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı