KıbrısManşetRöportaj

Yaşam felsefem ülkeme hizmet


Hiç şüphesiz meclisin en dikkat çeken kadın vekillerinden biri Sıla Usar İncirli. Onunla sohbet ederken her an sürpriz bir yönü daha ortaya çıkabiliyor. Konuşma asla tekdüze ilerlemiyor

 

“ÜLKEME HİZMET İÇİN HEKİM OLDUM”: Cumhuriyet Meclisinin son dönem kadın vekillerinden Sıla Usar İncirli’nin, meslek seçiminden, sendikal mücadelesine ve siyasete girişine kadar, neredeyse tüm hayatını şekillendiren tek şey çok derinden yaşadığı yurt sevgisi. Çünkü ülke insanına hizmet etmek onun yaşam felsefesi

MESLEĞİN ZORLUKLARINI AŞMIŞ BİR HEKİM: Sıla Usar, hekimlik mesleğini anlatırken kullandığı ifadelerle de bizi derinden etkiliyor. “İnsan hekimlikte uykusu geldiğinde uyumamayı, acıktığında yemek aramamayı, yorulduğunda dinlenmemeyi öğreniyor. Kolay değil ama alışıyorsunuz. Motivasyon kaynağınız ise bir hastanın hayatını kurtardığınızda hissettiğiniz o huzur”

“SALT KADIN OLMAK YETERLİ SEBEP DEĞİL”: “Bu toplumun yüzde 50’si kadınsa bunun temsiliyete de yansıması gerekir. Ama sadece kadın olmaktan mütevellit olması da doğru değil. Sadece kadın olmak, ülkenin dönüşüm politikalarını oluşturmakta yeterli değil. Eşitlik, özgürlük, adalet gibi değerleri savunmak gerekir”

“SİYASETE GİRDİM, ÇÜNKÜ”: “Bu ülkede yaşayan her insanın yaşam koşullarını, kendinizki kadar önemsediğiniz bir dünya görüşüyle yaşamak lazım. Sizin eviniz, arabanız, yemeğiniz olabilir ama elektrik faturasını ödeyemeyen insanlar var. Bu gerçek ve ülkenin genel siyasi-ekonomik yapısı beni böyle siyasete taşıdı

Röportaj: PINAR BARUT

Fotograflar: TURUĞSAN ARSLANKELLE

 

 

Halk için siyaset ve yurt sevgisi ona babadan miras

O, döneminde Ticari İlimler Fakültesi’ni bitirip yıllarca iş bulamayan Vesile Usar ile genç yaşta kaybettiği, ülke siyasetinde önemli bir yeri olan ve hukukçu kimliğiyle tanınan Naci Talat’ın ilk çocuğu olarak 1972 yılında doğdu.

“Annem, dönemin idaresi tarafından kendisine iş verilmediği için uzun süre işsiz kalmış, sonra özel sektörde çalışmış. Babam da genç bir avukat olarak çalışmaya başlamış, sonra siyasete girmiş”

 Sıla Usar’ın doğduğu yıl, anne ve babasının kendilerine ait bir evleri yokmuş. Küçük Sıla Surlariçi’nde neneleri Halide ve Jale hanımefendilerin evlerinde büyümüş.

 

 “Harika komşularımız vardı, bana göz kulak olurlardı”

Ülke genelinde yaşanan sosyo-ekonomik sıkıntılardan dolayı ‘zor yıllar’ olarak tabir ediyor çocukluğunun geçtiği yılları.

“Aile içinde mutluyduk ama ülke genelinde zor yıllardı. Halk savaştan çıkmış ve yeni bir yaşam kurmaya çalışıyordu”

 Yürüyerek gidip geldiği Şht. Tuncer İlkokul’da okurken de anne baba da çalışıyor tabi.

“Annem pembe bir yünün ucuna evin anahtarını bağlar, okul üniformamın içine koyardı. Komşularımızda bana göz kulak olur, karnımı doyururlardı”

 “Tek hayalim hekimlikti”

Kendini bildi bileli hekimlik hayalleri kurmuş Sıla Usar,

“Bunun için çok çalıştım. Ne çocukluğumda, ne gençliğimde, ne de şimdi çalışmadan geçirdiğim bir zaman hatırlamıyorum” diyor.

Lise yıllarında da aktif bir hayatı olmuş,

“Gençlik Merkezi diye bir derneğimiz vardı. Halk oyunları oynar, maniler okur, kültür gezileri yapardık. Çünkü Karpaz’dan Yeşilırmak’a kadar temas içinde olmalıyız. Dernekte her sosyo- ekonomik kesimden arkadaşlarımız vardı”

 Çok çalışmak ve çok okumak onun yaşam tarzı

Türk Maarif Koleji’ni bitirdikten sonra, 1996 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oluyor, 1997 yılında da Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastahanesi’nde Nöroloji alanında ihtisas yapmaya başlıyor Sıla Usar.

Bu arada da Türkiye’de bulunan ve bütün Kıbrıslı Türk öğrencilerin çalışabileceği bir örgüt olan Üniversite Temsilciler Konseyi (ÜTK) denilen gençlik örgütlenmesine üye oluyor.

“En çok neyi hatırlarım diye sorarsan, ders çalışmak derim. Hacettepe kütüphanesinin her santimetre karesini ezbere bilirim”

 

Uyumak, acıkmak ve dinlenmek yok…

Sıla Usar, hekimlik mesleğini ve neden bu kadar çok çalıştığını anlatırken kullandığı ifadelerle bizi derinden etkiliyor,

“İnsan hekimlikte uykusu geldiğinde uyumamayı, acıktığında yemek aramamayı, yorulduğunda dinlenmemeyi öğreniyor. Kolay değil ama alışıyorsunuz. Motivasyon kaynağınız ise bir hastanın hayatını kurtardığınızda hissettiğiniz o huzur”

 “Hekimliğin mesaisi yok”

İhtisasını bitirip 2002 yılında ülkeye dönen Sıla Usar, aktif şekilde hekimlik yapmaya başlıyor,

“Çok tutkulu çalıştım, okumaya ve akademik çalışmalar yapmaya devam ettim. Uluslararası toplantılarda Devlet Hastahanesi Nöröloji Kliniğimi temsil ettim” diyerek anlatıyor meslek aşkını.

Hekimlik mesleği hayatımın en önemli parçasını oluşturmuş. Tıp Fakültesi son sınıfta intern bir hekim olarak, hastalarla ilgilenip ve nöbet tutmaya başlamasıyla da bu mesleğin bir mesaisi olmadığını anlamış.

“Size ne zaman ihtiyaç duyulacağı belli değil. Hastanın kötüleşmesini önleyebilmek için çok çaba harcıyorsunuz. Tabi zaman zaman başaramıyorsunuz”

 

“Ben hala kaybettiğim hastalarımın arkasından gözyaşı dökerim”

Bu an da gözleri doluyor Usar’ın. Çekinerek soruyorum bu yüzden, kaybettiği hastalar olduğunda nasıl hissediyor acaba?

“Hala kaybettiğim hastalarımın arkasından gözyaşı dökerim. Gelen hasta ve yakınları o gün hayatlarının en kötü gününü yaşıyor ama siz her hastayla bunu tekrar yaşıyorsunuz. Duygularınızı kontrol etmelisiniz. Ama empati kurabilmeniz de gerekiyor”

Bir anısını da paylaşıyor bizimle,

“Yıllar önce hekimi olduğum bir hastayı kaybettiğimiz de çok ağlamışım. O hastanın oğlu beni 15 yıl sonra görüp bunu hatırlatmış, ‘Siz annemi kaybettiğimiz de bizim kadar üzülmüştünüz’ demiş ve sarılmıştı”

 Onun tüm mesleki hayatını içindeki yurt sevgisi belirlemiş

Mesleğini bile ülke insanına hizmet etmek için seçmiş birinin, siyasete de bu yönde baktığını tahmin etmek zor değil. Bu sürecini soruyorum, “Yurt sevgisi çok farklı bir şey” diyor.

“Bu ülke de yaşayan her insanın yaşam koşullarını kendiniz ki kadar önemsediğiniz bir dünya görüşüyle yaşamak lazım. Sizin eviniz, arabanız, yemeğiniz olabilir ama bu ülke de elektrik faturasını ödeyemeyen insanlar var. Bu gerçek ve ülkenin genel siyasi-ekonomik yapısı beni böyle bir yere taşıdı”

 

 

“Sendikal mücadele hayatımın kırılma noktası oldu”

“2015 yılında bir anda kendimi sendika başkanı olarak buldum” diyen Sıla Usar’a o dönemi de sordum,

“Kıbrıs Türk Hekimler Sendikası’nın (TIP-İŞ) yönetim kuruluna girdim. Sonra da genel sekreterliğine geçtim. Hekim özlük hakları çok geriydi ve devlet hastanelerindeki doktorlar yığınsal olarak istifa ediyordu. O ateşin içinde sendika başkanlığı yaptım. Emek mücadelesi benim hayatımın en önemli parçalarından biridir. Bu ülke de yaşayan her bireyin iyi bir sağlık hizmeti alabilmesi en temel prensibimdi. Onun uğruna savaştım. Hayatımın kırılma noktalarından biridir”

“Eşim benim en yakın dostum”

Sıla Usar’ın çok yoğun geçen iş hayatı ve toplumsal çalışmalarının içinde mutlu bir aile hayatı da var.

Yönetmen eşi Mehmet İncirli ile 2005 yılında evlenmiş, 2008 yılında da oğulları Naci Talat’ı kucaklarına almışlar.

“Eşim benim en yakın dostum. Onunla her şeyimi paylaşırım” diyor Sıla Usar. Mutlu beraberliklerinde anlayış ve hoşgörü olduğunun altını çizerek.

“Oğlum da benden hiç şikâyet etmedi. Toplantıya ya da hastaneye gidiyorum dediğimde sadece ne zaman geleceğimi sordu. Dile getirmedi ama belki mutfağa girip onunla pastalar, börekler yapamadığımız için ufak bir sitemi olabilir. Hayali iyi bir şef olmak”

 

Sıla Usar’ın evi dev bir kütüphane gibi

İncirli çiftinin evinde, başınızı nereye çevirseniz küçük küçük kütüphaneler haline gelmiş kitap öbeklerine rastlıyorsunuz,

“Oğluma her gece bebekken masal, üç yaşından itibaren de çocuk romanları okumaya başladım. Kendi okumaya başladıktan sonra da hiç bırakmadı. Çocuk görerek şekillenir. Benim de bütün hayatım okumaktır. Hem tıbbı hem siyasetle ilgili okumalarım var, edebiyatı ve şiiri de çok severim”

  “Emzirme döneminde hastaneye yakın ev kiraladık”

Sıla Usar, küçük Naci doğduğunda çok yoğun olarak nöbet tuttuğundan, oğlunu emzirebilmek için hastanenin arkasında bir ev kiralamış eşi Mehmet Bey’le. Emzirdiği sürece de o evde kalmışlar.

“Çalışan anneler için zor bir süreç. Dünyanın birçok yerinde, annenin çocuğunu emzirebilmesi için çok geniş sosyal haklar var, hatta babalar içinde var bu haklar. Toplumsal cinsiyet eşitliği açısından bakıldığında çocuk bakmak hem anne hem babanın görevidir çünkü. Ama biz de bu haklar çok geri, özel sektörde daha da acımasız”

 

“Kadınlar da siyasetin erkeklere özgü olduğunu düşünebiliyor”

Sadece siyasette değil, idareci kadrolar ve üst düzey yöneticilikte kadınların erkeklere göre ne kadar az olduğunu hatırlatıyor Sıla Usar,

“Geleneksel olarak kadına yüklenen roller var. Bunlar kadının diğer alanlarda varlık göstermesini engelliyor. Bu toplumun yüzde 50’si kadınsa bunun temsiliyete de yansıması gerekir. Maalesef kadınlar da siyasetin erkeklere özgü olduğunu düşünebiliyor”

“Salt kadın olmak yeterli değil”

Sıla Usar İncirli, son olarak da kadın olmanın siyasette iyi işler yapmak için kilit nokta olmadığını hatırlatıyor bize ve

“Sadece kadın olmaktan mütevellit olması da doğru bir düşünce değil. Sadece kadın olmak, ülkenin dönüşüm politikalarını oluşturmakta yeterli değil. Eşitlik, özgürlük, adalet gibi değerleri savunmak gerekir” diyerek noktalıyor sohbeti.

 

Sıla Usar İncirli’ye, bizleri en doğal ve samimi haliyle evinde ağırladığı için Havadis Ekibi olarak teşekkür ediyor, bu ülke için kurduğu tüm güzel hayallerin gerçekleşmesini diliyoruz.

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı