Köşe Yazarları

YAŞADIKÇA YAŞATTIĞIMIZ TARİHİ GÜNLER: VE (KISACA TAKILDIĞIM!)







Geçtiğimiz gün adadaki tarihi varlık nedenimizin dönüm noktalarını teşkil eden  iki üç tarihi olguyu, “1 Ağustos Toplumsal Direniş Günü” başlığıyla  tek bir cümlede bütünleştiren   ulusal nitelikli olaylarımızın kutlamalarını gerçekleştirdiydik.




BİR süre Bayrak TV.de zaman zaman tekrar edilen ilgili programları   bir daha izledim.                                   TMT’nin Kurulma nedenlerini.. 1974 arifesinde olagelen Rum mezalimi ile kıyımını.. Kıbrıs’ın Osmanlı Türkleri tarafından fethedilişinin yıldönümüne ilişkin anlatımları,  canlı yayımlarda hatıralarını anlatan insanların  yaşadıkları Rum mezalimi nedeniyle nasıl   ağladıklarını izledim.. Ve bir kaz daha söylendim kendimce: “Bugünlere hiç kolay gelmedik!”



1 AĞUSTOS ayni zamanda Kıbrıs’ın Osmanlı Türklerince fethinin de 451. Yılıydı.. Demek 571 yıldır bu adadayız! Dolayısı ile  düşündüm:

Güney’deki Rum komşumuz utanıp sıkılmadan biz Kıbrıs Türk halkını bu adadan kovmak, tüm adanın egemeni olmak daha doğrusu “Ege Denizinden başlayan adalar egemenliğine Kıbrıs’ı da katmayı hedeflemiş!

Demek 571 yıldır bu nedenle ada barışa ve huzura kavuşamazken yine bu nedenle olmalı “Türk-Rum çatışmaları da  sonu gelmeyen türlü çeşitliliği ile devam etmekte!

Kİ sonuncusunu da “EOKA hareketi ile tutun ki dört yüz yıl sonra biz Kıbrıs Türkleri yaşayıp gördüktü, olay bu kez de ve hâlâ dediğimizce “siyasi çözümsüzlükle” devam etmekte!                                                                 NE DİYECEKTİM? Dünyada küçük büyük, ırksal renksel, dilsel geleneksel ayırım ve gayırımlarıyla “ulus devletler”  değil, önce insanları  yaşatıp yüceltecek, kardeşlik duygularında bütünleştirip birleştirecek  “insanca insanlık” olmalıydı..

OLMADI! Ne dünyada ne Kıbrıs’ta! Ve galiba hiç de olmayacak! Kıbrıs’ta da olmadığınca! Hatta olmaması için uğraşıldığınca desek abartmış olmayacağız. Fakat:

***

SON ZAMANLARDA RUMLAR NEDAMET GETİRİYORLAR: Nasılsa akıllarına    yıllar önce İsviçre’nin Mont Pelerin ve  Grans Montana’da süregelen müzakereleri takılıyor! Ve nasıl büyük fırsat kaçırdıkları hayıflanmasında  ah vah ediyorlar!            NİTEKİM  geçtiğimiz günlerde o yılların Rum Müzakere Grubu Üyesi Poliviu, Grans Montana’da  ve Mont Pelerin’de  büyük bir fırsatı kaçırdıklarından yakınıyordu!

Buna karşılık hemen ardından Rum Dış işleri Bakanı Kasulidis geçtiğimiz günlerde gerçekleşen BM’ler Güvenlik Konseyinin iki bin 646 sayılı kararında “adada  federal   çözüme  atıfta bulunmasından” memnun olduğunu söylüyordu!

TABİ Kİ Rum tarafının bu “federasyon aşkını” anlıyorum da karşılarındakileri  kör ve sağır zanneden tutumlarındaki “ısrarlarını” anlayamıyorum!

Kİ ne Mont Pelerin’de ne Montanada fırsat falan da kaçmadı! “Gerçekleşemeyecek bir ‘çözüm formülü’  nedeniyle   akıl galip çıktı ve  sonuç alınamadı!”

NiTEKİM  Rum tarafı “kaçan fırsat” dediğinin  ardından hâlâ  ağıt yakıyor. Çünkü sadece adanın dörtte üçüne sahip olmakla kalmıyor,  çoğunluğuna dayalı oranlarda  adına “konfederal sistem” deyip sanki Türklerle Rumlar eşit haklara kavuşmuşlar gibi bir siyasi yutturmacada, bir kez daha Rum tarafı sahibi mutlağımız” oluyordu!

EVET İlgili   haritayı sunan Sn. Sn. Akıncı’ydı.. Bütün düşüncelerin anası “bu adada kaderin Türk halkı ile Rum halkını birlikte yaşamaya mahkûm ettiği” üzerine kuruluydu.. Kabul!..

FAKAT Rum tarafı için açılımın meali “adanın  tek başına egemeni olmaktı! Ege denizindeki Yunan adaları silsilesinin Doğu Akdeniz’de son halkası olan Kıbrıs’ı da Helen dünyasına hediye etmekti!”

İNANILMASI güçtür ama “evet!” “Çözüm fırsatlarının yaşandığı  müzakere safhalarında  Rum tarafına hem Annan planı, hem İsviçre’deki görüşmelerle bu adayı adeta hörgücü ile yutma fırsatı  verildiydi. Fakat hayalleri o kadar büyüktü ki Türk tarafının bu siyasi bonkörlüğü bile kendilerini tatmin etmedi..

***

GERİYE TEK SORU KALIYOR: Peki ne olacak bu gidişin sonu?

Çünkü daha düne kadar “Türkiye ile Yunanistan” dostluğundan, bu dostluğun adada barışa ve çözüme yansıyacağından söz ediyorduk.                                                            Şimdi Türk-Yunan savaşı olasılığından söz ediyoruz ki çözüm umutlarına kar yağdı!

ÜSTELİK artık ne birbirlerini anlayan sohbet eder gibi müzakereler yürüten ne Denktaş vardır ne de karşısında Klerides’li Papadopulos’lu Rum müzakereciler! Nesiller yenilendikçe sorun beterince eskiyip “çözümsüzlük illetiyle kronikleşmekte!”

ÖTE YANDAN  Doğu Akdeniz’de Rum cephesi ile Yunanistan sırtını Amerika’ya dayarken, Ankara bir kez daha “bölgenin” belki en güçlüsü fakat o denli de en yalnız ülkesi olarak kalıverdi!  Peki:

***

NE OLACAK? Bu sorunun cevabını vermek zaten çözümün ne olacağını bilmek anlamına gelecek!  Fakat bilemiyoruz!

HATTA bu nedenle olmalı, Kuzey’i ebedi vatanımız  olarak göremediğimizden olacak, tam amiyane ifadesiyle “beytambal malı” (beytülmal) gibi kullanıyor her gün içine biraz daha fazla ediyoruz! Yarın da bu soruna takılacağım..

***

KISACA TAKILDIĞIM: TC’den gelen parayı “Bütçe” başlığı altında topladıktan sonra türlü çeşitli “başlıklar” altında “dağıtmaya”   KKTC’de “Devlet Yönetme” derler!

Tabi ne her zaman gelen para giderleri karşılayamayabilir ki karşıladığı görülmedi dolayısıyla yetmez!… Ne de her zaman bütçesel dengeler kurulabilir o zaman da  borçlanılır,  yada zamlar üzerine zamlar bastırılır!

BUNUN ADINA DA  KKTC’de  Yönetimin  “yönetim erki” denir!                                 Neresinden bakarsanız bakınız demek ki müthiş bir yönetim erkine sahibiz  çünkü elektriğe yapılan son zamlar bunun ispatını çakmaktadır!

Zaten  hep söyledim. Bu memleketi Üstel Hükümeti adam edecek! Başladı bile!









Başa dön tuşu