Köşe Yazarları

Yakınma


1598 yılında 2 Ağustos günü Venedik’ten bir gemi kalkar, gemi 12 Eylül’de Limasol’a varır.

Gemide Medeni ve Dini Hukuk Doktoru Ioannes Cotovicus da var.

Cotovicus 19 Eylül’de Larnaka’dan “kutsal topraklar” a gider, 1599’un 25 Mart’ında tekrar Kıbrıs’a gelir.

Bu gelişinde Kıbrıs’ın Lefkoşa dahil belirli şehirlerini gezip ada hakkında izlenimler edinir…

Osmanlı fethinin üzerinden 19 yıl kadar bir zaman geçmişti.

Ada Rumları Venedik’ten kurtulduk derken, bu kez bambaşka bir idare ve kültürle karşı karşıyaydılar.

Cotovicus’un yazdıklarına göre o dönem ada yöneticisi Cafer Paşa idi ve “Türk” nüfus 6 bin kadardı.

28 bin de Rum nüfus mevcuttu.

Türk nüfusun içinde kadın ve çocuklar sayılmıyordu!

Çok dönemler bu tutum sürecek ve kadınlar yok hükmünde olacaklardı ama konumuz bu değil; zaten konu olmasına da gerek yok!

Bugünkü Rumlar, bir Türk bakanın Mağusa’da konsolosluk açacağına dair açıklamasına fena halede içerlemişler.

Niye içerledikleri anlaşılamamıştır!

Bu curcunada payları yokmuş gibi!

O kadar nüfusun işini kim/kimler yapacak?

Gönyeli’ye bile açılabilir!

Bir de Maraş’ın açılacağını ve bir o kadar daha sermaye ve nüfusun çeşitli yerlerden aktarılacağını düşünün.

Değil konsolosluk açmak, Maraş’ı başkent yapmak bile mümkün!

Ada Rumları dertlidir.

Bu dert yüzyıllar boyu sürüp gelmektedir.

Ne olacak bu memleketin hali!

Dillere düşmüş bu yakınma Kıbrıs meselesinde de ifade edilmiyor mu?

“Ne olacak bu Kıbrıs meselesi?” diye yakınmalar sürüp günümüze kadar uzanmıyor mu?

Sözünü ettiğimiz yazarın bile ta o dönemlerde tespit ettiği yakınma buydu.

Kıbrıslı Rumları kastederek şöyle diyordu:

“Zavallı Kıbrıslılar her gün gözyaşı döker, ne olacak bu ülkenin hali diye yanıp yakınırken, kurtuluş için ufukta hiçbir umut ışığı göremiyorlar.”

Bugün oldu göremiyorlar ve aynı yakınma etrafında dönüp duruyorlar…

Gel zaman git zaman bu yakınma, iki toplumlu bir yakınmaya dönüştü!

Her iki tarafta yaşayanlar memleketlerinin geleceğine dair karamsarlık içinde ve her sırası geldiğinde “ne olacak bu memleketin hali” diyerek yakınıp durmaktadırlar; Türkçe ve Rumca.

Kim kimi görse, herkesin birbirine ilk kez sorar gibi, büyük bir merak içinde hem de, sorduğu soru budur.

Aslında bu bir soru değildir.

Yakınmadır.

Ve mazisi görüldüğü gibi çok eskilere dayanır!



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı