Uzuvlar işlemez ise kafa ne yapsın?

25 Mart 2014 Salı | 12:48

1974  sonrası  kafalar  işlemedi;  uzuvlar  bozuldu.  Şimdilerde  az  da  olsa  sağlıklı,  bilgili  kafalar  yetiştirmeği  başardık  ama  yetişti  uzuvlar  bozuldu,  işler  yürümüyor.  Bilir kişilerce doğrular  önümüze  serildiği  halde  hiç  bir  netice  alınamıyor.  KKTC aynen benim durumum gibi,  işlevsiz.  İç ve  dış  problemlerimizde  vakit,  nakit  ziyan  eden  tartışmalar,  uygulama  çabaları,  uzuvları  güçlendirmediğimiz,  fonksiyonel  yapmadığımız  sürece  bizi  perişan  etmeye,  düşük  yaşam  kalitesine  mahkum  etmeye  devam  edecektir.  Nedir  bu  uzuvlar?  Popülizm  ve  liyakatsizlikten  muzdarip  kamu  sektörü.  Popülist ve şahsi  menfaate  dayalı  işleyen  bir  meclis  ve  buna  sebep  ufak  bir  topluma  uygun  olmayan  seçim  sistemi.  Süratle  ve  adilane  işleyen,  derinliğinden  şüphe  duymayacağımız  bir  yargı  olgusu;  hukukun  üstünlüğünden  en  ufak  bir  taviz  vermeyen  bir  savcılık;  trafikte  en  ufak  hataya,  geceleyin  ışıksız  ve  tek  yol  giden  araçlara,  ana  yollarda  aşırı  sürat  yapan  ve  bilumum  trafik  kurallarını  çiğneyenlere  göz  aştırmayan;  Tüm  cinayetleri  ve  diğer  adli  suçları  aydınlatmak  için  kendini  sonuna  kadar  zorlayan,  bilgi  ve  görgü  şahitlerini  bütçesi  içinde  teşvik  için  fon  ayıran  bir  polis  teşkilatı.  Ne  gezer?  Bu  durumda  gereği  gibi  uygulanacağına  güven  duyulmayan  en  ideal  yasayı  bile  yapmak  ve  sunmanın  kuşku  ile  karşılanması  normaldir,  beklenendir.  Liberal  ekonomi  sistemi  uygularız  deyip  de,  monopollerle  mücadeleyi  sağlayamayan,  rekabetin  olumlu  gücüne  dayanan  liberal  ekonominin  babası  acaba  ne  der?  Eğitim  konusunda  tüm  akil  insanları  çağırıp  çalıştay  yapan  uzuv,  hoşuna  gitmediği  veya  cesareti  olmadığı  için  çalıştayı terk  etmesine  ne  demeli?  Vakit  ziyanı  ötesinde,  talebeye  hiçbir pozitif  katkısı  olmayan  şekilci  ve  ezberci,  doğruyum,  çalışkanım  diye  başlayan  andımızın  kaldırılması  doğru  da,  gerçekten  etkili  bir  şekilde  bu  andın  söylediklerini  talebeye  kim  aşılayacak?  Haftada  18-20  saat  çalışan  öğretmen  mi?  Yoksa  anasını/babasını  korkutup  çocuğun  özel  derse  gönderilmesini  sağlayan  ve  bu  konuda  para  kazanan  öğretmen  mi  dürüstlüğü  aşılayacak?  Yoksa  evde  ganimetten  zengin  olmuş,  nasıl  bir  partiye  yandaş  olmuş  sahteliği  veya  oy  potansiyelini  abartma  ve/veya  yağcılık,  rezillik  neticesi başarısı  ile  övünen  babayı  dinleyen  çocuk  mu  çalışkan  ve  dürüst  olacak?  Hade  be!  Bu  işleri  biraz  olsun  anlayanlarla  dalga  geçmeyin.

Dikkat  edin,  ne  zaman  Kıbrıs’ın  Güneyinde  karbon  yatakları  keşfedildi,  bizim  de  dünyanın  da  ağzı  sulandı.  Görüş,  barış  çağrıları  çoğaldı.  Bu  Kıbrıs  meselesi  50  yıldır  olduğu  gibi,  dıştan  bir  baskı  ile  ancak  çözülebilinir.    Kıbrıslılar kendi  aralarında  bu  sorunu  çözemezler,  çözemediler.  Çünkü  bu  evliliği  “ne  koparırsam”  üzerine  inşa  edip,  pazarlık  gücüne  dayadılar,  adalete  değil.  Çünkü  empati  yapma  kabiliyetinden  yoksundurlar.  Kıbrıslı Türkler  azınlıkta,  güvence  onlar  için  çok  önemlidir.  İki  bölgelilik  AB  normu  altında  katiyen  sulandırılmamalı  ve/veya  bir  nevi  garantörlük  yerinde  olmalıdır.  Rum’a  ekonomik  işlevliliğe  ve  nüfus  oranına  göre  toprak  tavizi  yapmamız  kaçınılmazdır.  En  önemlisi  şahsi  bazda  mülkiyete  saygı  göstereceğiz.  Bir  coğrafyanın  idaresi  başka,  yerleşme  özgürlüğü  başkadır.  Mülk  en  başlarda  bireysel  haktır.  Bu  sorun  toprak  tavizi,  şahsi  bazda  değiş-tokuş  ile  kısmen  çözülecek,  çözülemeyen  durumlarda  mahrumiyet  tazminatla  giderilecektir. Kim  kimin  malını  kaba  kuvvetle  elinden  alır  ve  mahrum  olan  buna  razı  olur  ve  barış  ister  acaba?
Müzakereciler  de  toplumun   bir  uzvudur.  Doğru,  dürüst  ve  adaletli  bir  şekilde  işlevlerini  yerine  getirmezler  ise  geçici  bir  anlaşma  olur,  barış  olmaz  ve  da  uzun  gitmez.  Sonra,  yine  baştan,  evlatlarımız  çok  çeker.