Köşe Yazarları

UÇURUM






Kıbrıs Cumhuriyeti ilan olunduğunda yıllarca Enosis ve Taksim politikaları ile dolduruşa gelenler şaşkına uğramışlardı.

Her iki tarafın da o güne kadar “bağımsız bir cumhuriyet” diye dertleri yoktu.

Şaşkınlık bu yüzdendi…

Zürih’te antlaşmalar imzalanınca bağımsızlık ilanı da kapıdaydı.

Bu çerçevede Türk ve Elen liderler kendi ahalilerine yapılan antlaşmaların iyiliğini anlatmaya çalışıyorlardı (inanmasalar da) ama ortalıkta herhangi bir heyecan görünmüyordu.

Bağımsızlık da neydi?

Bir taraf Elen davasının gümbürtüye gittiğine yanarken, diğer taraf da Türklük davasının gümbürtüye gittiğine yanıyordu.

Çok az insan bağımsız bir cumhuriyetin Kıbrıs’a daha yararlı olacağı inancındaydı fakat onların sesi pek güçlü çıkmıyordu…

Cumhuriyet ilanının arifesinde,

Türk liderlerinden Omsan Örek halka yaptığı konuşmada şunları söylemişti:

“Zürih Anlaşması Kıbrıs Türkleri için hukuki bir zaferdir. Zürih Anlaşmasını bir otomobile benzetebiliriz. Otomobilin direksiyonunu Makarios elinde bulundurursa, Dr. Fazıl Küçük de frenleri kontrolü altında tutacaktır. Otomobili Makarios uçuruma sürükleyecek olursa, Dr. Küçük onu frenleyerek koruyacaktır.”

Cumhuriyet ilan olunur olunmaz sorunlar da su yüzüne çıkmaya başlamıştı.

Yeraltı örgütleri tetikte beklerken, cumhuriyetin yürümemesi için elden gelen yapılıyordu.

Bir taraf arabayı uçuruma sürüklüyor, diğer taraf frene basma gereği duymuyordu.

İstenilen şey farklıydı.

Bir taraf frensiz bir araba istiyordu,

Diğer taraf arabanın bir vesile ile “tumba” olmasını, birlikte kullanılacak bir araba yerine kendi arabasına sahip olmasını istiyordu.

Durum buydu ama bu yıllar sonra anlaşılacaktı …

Şimdi gerçekten de iki araba var!

Ama birinin plakası geçersiz.

Diğeri de kendi başına seyahat ediyor…

Anlayacağınız herkes kendi uçurumunu seçti!

 







Başa dön tuşu