Köşe Yazarları

Türkiye’nin imajı nereden nereye







Bir arkadaşım için kütüphanemde kitap ararken gözüme bir kitaptan taşan bir kâğıt gördüm. Ne olduğunu merak edip kitabı elime alıp oradaki notları okumaya başladım. Kitaptan alınmış notlardı.




Bu kitabı beş-altı yıl önce okumuştum. O sıralarda YDÜ İletişim Fakültesi’nde ders veriyordum. Haftada altı saatlik dersim vardı, üç saat öğleden önce, üç saat da öğleden sonra. Arada iki-üç saat boş zamanım vardı. O zamanı kafeteryada bir şeyler atıştırarak ve kitabımı okuyarak geçiriyordum.



“2050” adlı kitabı kafeteryada okuduğum kitaplardan biriydi. Notları, herhalde, kitabı tanıtmak için almışım. Sonra araya bir şeyler girdi ve olay unutulup gitti. Aslında kitabın orijinal adı “2048” idi ama Türk yayıncı sayıyı yuvarlaklaştırıp “2050” yaptı.

Kitabın yazarı David Passig, 1957 yılında Fas’ta doğdu. Kendisi bir çocukken aile Fransa’ya göç etti. 11 yıl Fransa’da kaldıktan sonra ailece İsrail’e taşındılar.

1982 yılındaki Lübnan savaşına er olarak katıldı. Bulunduğu bölük, Suriye askerleri tarafından pusuya düşürüldü ve asker arkadaşlarından birçoğu öldürüldü. Biraz sonra gelen İsrail uçakları, düşman birliği sanarak kendilerini bombaladı ve sağ kalan asker arkadaşlarının çoğunu dost ateşine kurban verdi. Daha sonraları “O anda geleceği, gelecekte ne olacağını düşünmem gerektiğine karar verdim” diye yazacaktı.

Okuduğu Psikoloji bölümünü terk ederek Minnesota Üniversitesi’nde “Fütürizm” (Gelecekçilik) okumaya gitti. Orada doktorasını yaptıktan sonra ülkesine döndü ve Bar-İlan Üniversitesi’nde ders vermeye, bazı bakanlara ve büyük teknoloji şirketlerine danışmanlık yapmaya başladı.

Öngörülerinden bazıları gerçekleştiği için saygınlığı tavan yapmıştır. Bunlar arasında en ünlüleri şunlardır: 21. yüzyılın başlarında Amerika’nın sembolik binalarına büyük bir saldırı olacağını, 2007-2008 yıllarında büyük bir ekonomik kriz baş göstereceğini öngörmüştür.

2010 yılında Türkçeye “2050” olarak çevrilen “2048” adlı kitabını yayınlamıştı. Kitap bir yıl sonra Türkçeye çevrilmişti. Bu kitapta yazar savaş karşıtlığını şöyle anlatır:

“İnsanoğlu bir dakika durup olanları düşünmüyor, en yakın geçmişini bile incelemiyor ve diğer insanları kesmekle uğraşıyor. Daha sonra biraz dinleniyor; bu arada diğer insanlar dağlarda ve ovalarda ilerliyor; sonunda o da harekete geçiyor ve diğerlerini öldürmeye devam ediyor.” (s. 39)

Aralarında kendi ülkesinin de bulunduğu Orta Doğu’daki ülkelerin geleceği hakkında şunları öngörmektedir:

“2050 yılında neler yaşanacağını tam olarak bilmiyorum. Hedefim bunu araştırmak değil. Amacım savaşlarla dolu bu bölgede ortaya çıkabilecek fırsatları saptayabilmek. Bu fırsatları görebilirsek, çocuklarımızın zamanı geldiğinde gerekeni yapacağından emin olabiliriz. Sorun bu fırsatları görmediğimizde ortaya çıkar. Maalesef birçok milletin tarihi kaçırılmış fırsatlar ve bunların neden olduğu gereksiz ve acı dolu sonuçlarla dolu.

“Bahsettiğim fırsat, Ortadoğu’nun büyük bölümü Türkiye’nin nüfuzu altına girince ortaya çıkacak. O sırada hâlâ müttefiki olan İsrail, Türkiye’nin bölgeyi istikrara kavuşturmasına açık veya gizli yollardan yardım edecek. Buna rağmen İsrail ABD’nin müttefiki olmaya da devam edecek. Bence bu durum, İsrail’in komşularıyla arasındaki anlaşmazlıkları çözmesi için ilk defa gerçek bir fırsat sunacak. İsrail’in liderleri içinde bulundukları coğrafi alanın topografik özelliklerine dikkat edip 2020’li yıllardaki savaşı gerektiği gibi yürütür ve mutlaka ellerinde tutulması gereken topraklarla elden çıkarılabilecek topraklar konusunda daha açık bir tutum sergilerse, bundan 20 yıl sonra ABD değil, Türkiye gözetiminde gerçekleştirilecek görüşmeler tüm bölgeye uzun süreli barışı getirebilir.” (s. 227)

Türkiye, Passig’i, belli ki, çok yanıltmıştır. Önemli olan, bu pasajın o yıllardan bugüne Türkiye’nin imajının nasıl yerle yeksan edildiğini gözler önüne sermiş olduğudur. Ortadoğu’daki ülkeler arasında kavgalı olmadığı ülke neredeyse kalmadı. İstisna olarak aklıma gelen tek ülke Katar’dır.

Türkiye’deki liderlik, altı ay içinde Esat’ın devrileceği ve tarihi Ümeyye el-Kebir Camiinde Cuma namazı kılacaklarını öngörmüşlerdi. Ve yılların Esad’ı (çok saadetli) birdenbire Esed (aslan) oluverdi.

Passig, Türkiye ile ilgili öngörülerine şöyle devam ediyor:

“Sene 2038 ve Türkiye’yle ABD arasındaki ilişkiler çok gergin. ABD Türkiye’nin jeopolitik adımlarını kısıtlamaya başladı. Yeni süper güç de bölgesel ve küresel ABD menfaatlerine gizli mücadelelerle karşılık verdi. Anti-Amerikan stratejisinin bir parçası olarak Amerikalıların Türkiye’yi ve Türklerin Amerika’yı ziyaret etmesini yasakladı.” (ss. 372-373) Şu sıralarda Ruslara yapmaya çalıştıkları gibi.

“2050 yılında Ankara, İsrail’le kendisini daha 100 yıl önce denize dökmeye kararlı olan Arap devletleri arasında imzalanacak görkemli bir barış antlaşması törenine ev sahipliği yapıyor. Kutlamalar mükemmel olabilirdi ancak aydaki Amerikan üssü, kimliği bilinmeyen teröristlerin saldırısına uğruyor. Saldırıda 5.000 Amerikan askeri ve aileleri ölüyor. Bu da Amerika’da ağır bir hava yaratıyor. Ankara’daki törende çok az temsilcileri var.” (s. 374)

Geçenlerde Türkiye ile İsrail dışişleri bakanları 13 yıl aradan sonra ilk kez görüşmüşler. “Van münüt”ten yıllar sonra İsrail Cumhurbaşkanı Yitzak Herzog önümüzdeki aylarda Türkiye’yi ziyaret edecekmiş. Türkiye, haklı olarak doğu Akdeniz’de bulunan gazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya gönderilmesini istiyor. Bunu da ancak İsrail ile ilişkilerini yoluna koyduktan sonra elde edebilir.

Kitap Sir İsaac Newton’dan yapılan şu alıntı ile son buluyor:

“Daha ilerisini biraz olsun görebildiysem, bunu ancak devlerin omuzlarında durarak gerçekleştirebildim.”

Yazarın geçen sene yayınlanan son kitabının adı şöyle: “Beşinci Fiyasko – 21. Yüzyılda İbrani Tarihinin Tuzaklarından Nasıl Kurtulabiliriz –“. Her ulusun böyle bir kitaba ihtiyacı olduğunu sanıyorum. Ulusal tarih kitapları tuzaklarla doludur.









Başa dön tuşu