Köşe Yazarları

Türkiye’de bugün yerel yönetim seçimleri var ve ben?

  Ancak pazar sabahı tembelliği bir tarafa bırakıp da bir-iki saatimi haftalık yazıma ayırabiliyorum. Bu yazıyı yazarken 52 milyon seçmen Türkiye sathinde yerel yöneticileri seçmek için sandık başına gidiyor. Bende, ilgi yerine derin bir üzüntü. Keşke dağda bir çoban olsam ve doğan kuzucuklarıma sevinsem; başka bir şey görmesem, anlamasam. Güvenliğimizin ve geleceğimizin sıkı sıkıya kaçınılmaz bağlı bulunduğu başı ucumuzdaki Anavatanımıza bir bakın; Kimin gözü ile? Belki meşhur iktisatçı Rostow’un gözü ile. Rostow o meşhur analizinde ülkelerin ekonomik kalkınmalarını beş safha ile bu safhaların ve safhalar arası geçişlerin şartlarını teferruatı ile izah etmiş. Türkiye geleneksel toplum yapısını (bazı bölgelerde halen görülmekle birlikte) çoktan aşmış, ekonomik uçmayı (kalkınmayı) sağlayan şartların çoğunu da yerine getirmiş ve de hatta gelişmişliğe yolculuk içinde olduğunu gösteren birçok göstergeye haiz. Bu başarılar hep altyapı, ulaşım, haberleşme, teknoloji, ihracat sahasında olumlu gelişmeler neticesi. Ancak korkarım ki ekonomi uçağını kaldıracak, yörüngesine sokacak, tökezlemeden, düşmeden salimen yol alacak kapasitede pilotlar yetiştirememiş; Yani gerekli beşeri sermayeyi sağlayamamış. Bu zafiyeti Atatürk devrinden sonra da gördük, rahmetli Menderes ve Turgut Özal devrinden sonra da gördük. Ne yazık ki bu pilotaj zafiyetini şimdilerde, 21’inci asrın başında da gözlemlemekteyiz. Eğitim kalitesi ve demokrasi, tasarruf, yatırım ve teknoloji paralelinde eş zamanlı gelişmediğinde ekonomiyi sağlıklı yörüngesine sokamazsınız. Tökezler. Hala daha demokrasiyi oy çoğunluğu dışında göremeyen bir zihniyet hakim Türkiye’de. Bize politika dersinde devletin ve onun icra organı hükümetin, “omnipotent-omnipresent”, yani ülkenin her yerine hakim ve rakipsiz güçlü olması taviz verilemez bir şart olarak anlatılmıştı. Hala daha Türkiye’de yok derin devlet, yok paralel devlet lafları duymaktayız. Hatta yöneticilerin işine geldiğinde, böyle bir paralel güce müsaade edilmesi beni bir o kadar daha üzmektedir. Hala daha kurumların gereği gibi işlemediğinden, yönetimde güçler ayırımı tam tesis edilmediğinden, gücün genelde medyatik, ağzı laf yapan, liderlik vasfı olan bir şahısta tamamen toplandığını sezinlemek, görmek, azınlığın görüşlerini kale  almamak bizleri ürkütür. Ekonomi, demokrasi ve adalet mevhumu ile bütünleşmez ise sağlıklı yörüngesine oturtulamaz. Bu da iyi pilotlar yetiştirmeye bağlıdır.
   Hatırlarım, ben Londra’da iken havalanan bir İngiliz hava yolları uçağının tam irtifa almadan “flap”ları açan baş pilot uçağı, kalkıştan hemen sonra Heaththrow  Hava alanı yanında bir ana yola düşürmüş, bütün yolcuları feci şekilde öldürmüştü. Yapılan kara kutu incelemesinde acı gerçekler su yüzüne çıkarılmış, bu olayın inanılmaz bir durum neticesi vuku bulduğu meydana çıkmıştı. Olay şöyle. Havacılık hizmetlerinde bir grev söz konusu idi. Baş pilot, eğer doğru hatırlar isem, greve karşı, yardımcı genç pilot ise grev taraftarı idi. Tam buldular uçak havalanırken münakaşa etmeye, baş pilot irtifa göstergesini o sinir ile yanlış okumuş, “flap”ları zamanından önce açmış; Hani ya çocukken uçurgan uçururduk, gereği gibi havalandırılmayan uçurgan tökezler  ve yere çakılırdı, aynen öyle oldu.
   Bir ülkede iyi sistem kurmak ve iyi yönetici yetiştirip seçebilmek bence ağırlıkla temelde iki rasyonel beceriye dayanır. Bunun birinci şartı yönetimlerin her karar aşamasında ülkede adaletli gelir dağılımının ve tüketici menfaatinin karar terazisine mutlaka veri olarak konmasından geçer. İkinci şart, yaygın eğitim diyemeyeceğim, ilkokuldan başlamak üzere derinliğine, kaliteli eğitim sağlayabilmeden geçer. Ancak öyle görülüyor ki müfredatı değiştirmek yanında, bizde de, Türkiye’de de öğretmenleri  tekrar eğitimden geçirmek gerekecek. Ben bir ülkeye iş icabı gittiğimde, o ülkenin ekonomik göstergeleri yanında, bir iki ülke polisi ve bir iki ilkokul öğretmeni ile tanışmak için mutlaka çaba gösteririm. Onların kalitesi size ülkenin geleceği hakkında, emin olun, çok şey söyler. Türkiye son 10 yılda “take-off”a geçtiği tam anlamı ile sabit iken tüm komşuları ile dalaşmaya, dünyaya meydan okumaya, daha kötüsü savaş tamtamları çalmaya ne gerek var?
   Türkiye’nin geçmişinin zenginliğini, yani Osmanlı devrinin önemini inanın ben İngiliz üniversitesinde öğrendim. Modern dünya vergi sistemlerinin, tapu kayıt sistemlerinin ve idari sistemlerinin gelişmesine öncülük ettiğini büyük bir kururla İngilizlerden öğrendim Geç olmakla birlikte Türkiye’nin iyi yönetim kurma çabalarının sonunda artık meyvesini vermesini görmek en büyük arzumdur. Ancak o zaman, minyatürü olmuş olan KKTC’de iyi hükümetler çıkaracağız.  Uçak kalkarken daha dikkatli ve ona konsantre olunması gerekir. Zamansız büyüklük taslayıp dünya ile dalaşmaya gerek yoktur. Ümit edelim ki Türkiye’nin bu kırılgan durumunda bu günkü yerel seçimlerden kaos değil istikrar çıksın. İç sorunlar, şaibeler sağlıklı ve adil bir hukuk sistemi içinde çözülsün.




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı