Turizme teşvik belediyeleri daha da batırır mı?

0
207
Öntaç Düzgün
Öntaç Düzgün

Belediyelerimiz hakkında bu güne kadar çok şeyler söyledik ya da işittik. Çoğundan iyi hizmet alamadığımızdan çünkü iyi yönetilemediklerinden hatta bazılarının mali olarak batık durumda olduklarından bahsettik durduk. Eğer belediyelerimiz uluslararası fonlar (AB-Türkiye) tarafından mali ve proje desteği almamış olsalardı temel altyapı yatırımları dahil yatırımların çok büyük kısmı gerçekleşememiş olacaktı çünkü hiçbir belediyemizin buna yetecek kadar gelirleri yoktur. Öyle anlaşılıyor ki; Devletin nüfusa paralel olarak belediyelere yaptığı mali katkı ile belediyelerin kendilerinin elde ettikleri gelirlerin toplamı belediyelerin cari giderlerini ancak karşılayabiliyor. Bazı belediyelerin ise bankalara, maliyeye (KDV borcu) ya da sosyal güvenlik kurumlarına borçlu kaldıkları hatta borç miktarlarının bu gidişle hiç bir zaman ödenemeyecek büyüklükte olduğu görülüyor. Belediyeleri organizasyon olarak toparlamak, kendi gelirlerini elde edebilir ve hizmet edebilir hale getirmek bir proje işi olsa gerek. Belki de bugün seçilecek olanların karşılarında bulacakları en önemli sorunlardan birisi de “ne olacak bu belediyelerin hali?” sorunu olacak.

Merak bu ya; bir süre önce Esentepe’den Lapta bölgesine kadar olan alanda yani kuzey sahil şeridinde yer alan beş belediyemizden üçünün mali açıdan çok kötü durumda hatta iflas noktasında olmalarının nedenini merak ederek bazı belediye başkanları ile sohbetler yapmıştık. Bu bölge, KKTC’nin ekonomik açıdan en dinamik bölgesi… KKTC turizm kapasitesinin yüzde 60’ı bu bölgede bulunuyor. Bölge inşaat yatırımları büyüklüğü bakımından Lefkoşa ile rekabet eder durumda ve bünyesinde halen aktif durumda 4 adet üniversite var. Peki nasıl olur da bölge ekonomik değer açısından hızla büyürken belediyeler paralel bir küçülmeye doğru ilerliyorlar?

Turizm teşvikte fayda-maliyet analizi yapılmıyor.

Genel görünüm, büyümeye paralel olarak artan nüfus artışına ilaveten yöreye turizm ve eğitim amaçları ile gelen yabancıların tükettikleri doğal kaynaklar, kullandıkları altyapı ve neden oldukları kirliliğin belediyeler tarafından yeniden üretilemediği yönünde. Bölge, imar açısından içinden çıkılamaz hale gelmek üzere olmasına rağmen, devlet yörenin nüfusunu birkaç kata çıkaracak yatırım teşvik uygulamasını halen sürdürüyor. İzinlendirilmiş fakat henüz uygulamaya geçememiş projelerin çokluğu bölgenin geleceği açısından endişe kaynağı iken, kumarhane lisansı alabilmek için en az 500 yataklı olması gereken otellere ve üniversitelere vergi dahil çok yönlü muafiyetler içeren teşvik programları halen yürürlükte. Görüşlerine başvurduğumuz bazı belediye başkanları bu durumdan hiç de hoşnut değiller. Çünkü devletin uyguladığı teşvik politikaları ayni zamanda belediyelerin gelirlerini bozucu niteliktedir. Örneğin her biri 30-40 milyon Dolar seviyesinde olan otel inşaatlarından, milyonlarca liralık inşaat izin ücretleri hiçbir surette alınamıyor çünkü teşvik için muafiyet var. Üniversitelerden de öyle. Teşvik edilmiş özellikle büyük turizm yatırımlarının kamu açısından negatif yönde çalıştıklarına yönelik fayda-maliyet ilişkilerini sergileyebilecek çarpıcı tablolar çıkarmak mümkün.

 

1 kamyon çöp 5.48 TL’ye atılır mı?

Belediyeciliğin yatırım teşvik politikaları ve buna paralel ortaya çıkan nüfus artışları ile ilgili olarak yaşadığı sorun sadece Girne İlçesi ile sınırlı değil. Kısa bir süre öncesine kadar personel maaşlarını dahi ödeyemeyen ve birkaç ayı bulan ödeneksizlik nedeni ile fiilen iflas noktasına gelen Mehmetçik Belediyesi, yeni göreve gelen belediye başkanı ile işleri toparlamışa benziyor. Belediye şimdi yaratıcılık göstererek uluslar arası fonlardan elde ettiği kaynaklarla kamuoyunda ilgi uyandıran bazı projelere imza atıyor. Ama Mehmetçik Belediyesi de, KKTC’nin en büyük turizm destinasyonu olacak olan ve 13-14 bin yatak kapasitesi öngörülen Bafra Turizm Bölgesi’ndeki otel sayıları arttıkça yaşadığı zorluklar artıyor. Görüşlerine başvurduğumuz Belediye Başkanı Cemil Sarıçizmeli, Belediyeler Yasası’ndan yakınıyor. Belediyenin otellere götürdüğü hizmetler karşılığı alması gereken ücretler yasa ile sınırlanmış ve halen uygulanan ücret tablosu 16 yıl önceye ait. Temizlik harcı ücretlendirme tablosunda 1001 yatak ve üzeri oteller için öngörülen en yüksek rakamın karşılığı yıllık 2 bin Türk Lirası. Binden fazla yatağa sahip otel için ortalama günde bir defa sefer yapan çöp kamyonu için bir yıl boyunca ödenen ücret sadece 2 bin lira olarak sınırlanmış. Her bir kamyon çöpün tahliyesi için otellerin belediyeye ödedikleri ücret karşılığı sadece 5.48 Türk Lirası. Bu ücret yakıt giderini dahi karşılayamıyor ve sefer sayısı arttıkça belediyenin uğradığı zarar artıyor. Üstelik belediye, otellerden çıkan çöplerin tasfiyesi için çapını aşan büyüklükte bir çöplük alanı yaratıp yönetmek zorunda kalıyor. Bafra Turizm Bölgesinde öngörüldüğü gibi otel sayısı 12’ye, yatak sayısı ise 13-14 bine çıktığı zaman bölgenin çöp sorununun nasıl çözümleneceği ise henüz planlanmamış. Bölgede halen iki adet olan otel sayısı ise yaz aylarında 3’e, gelecek yıl ise 4’e çıkması bekleniyor.

 

Otel işletme izni harcı sadece 500 TL

Belediyelerin yasadan kaynaklanarak çeşitli isimler altında konut ve işyerlerinden topladığı harç ve vergiler de var. Bunlar otellerden de alınıyor ancak ücretlendirme tarifeleri geçmiş yıllardan kaldığı için pek bir değer ifade etmiyor. Örneğin işyeri bulundurma izni en çok 240 liraya kadar uygulanabilirken, otel işletme izni harcı yıllık 500 lirayı aşamıyor.

 

Belediyeler pahalı su satarak geçim sürdürüyorlar

Seçim kampanyaları boyunca siyasi parti temsilcilerinden en sıklıkla dinlediğimiz konuların başında sahip oldukları turizm politikaları oldu. Nasıl bir turizm? Hangi önceliklere göre turizm? Coğrafik alanlara göre ayrıştırılmış turizm gibi konular üç aşağı beş yukarı benzer görüşlerle tartışılıp durdu. Ancak turizmin yerel yönetimlerle olabilecek ilintisi nerede ise hiç gündeme gelmedi. Öyle anlaşılıyor ki belediye başkanlarının siyasete etki etme ağırlıkları henüz çok zayıf. Umalım ki seçimlerden sonra oluşacak yeni hükümet bu alanda yeni açılımlara olanak tanır aksi halde belediyelerin mali ve idari zorluklarının ağırlığı yaşam kalitemizi daha da aşağılara çekmeye aday görünüyor. Belediyeler şimdilik 2.3 liradan satın aldıkları suyu halka 4, 5 hatta 7 liraya satarak durumlarını denkleştirebiliyorlar ama unutulmamalı ki bu haksızlık bir yere not edilmiş ve unutulmamıştır.