Köşe Yazarları

TOPLUMSAL ÖFKE VE ÖLEN 3 ÖĞRETMENİMİZ


Geçen haftalarda ülkeyi infiale sürükleyen ve 3 değerli öğretmenimizin ölümü ile sonuçlanan kaza çok konuşuldu. Onların hayalleri, geride bıraktıkları, yaşamları, acıları kaldı geriye. Aileleri, sevdikleri bir daha eskisi gibi olamayacaklar. Yaşamla aralarındaki bağ artık başka bir hal aldı. Çoğu için yaşarken ölmek gibi bu. Bir kabusu yaşamak zorunda olmak yada.
Bu olay çok ses getirdi. Karşı taraftaki bayan sürücüye yani kazaya sebep olan kadına döndü bütün gözler. Herkes haklıydı. İnsanın kafasına gökten göktaşı düşer gibi araba düşmesi kabullenilir ya da affedilir bir şey değildi. Ben de böyle bir kazayı yapan kadına öfke duydum. Ancak bu acılar yaşanırken insanların gösterdiği tepkilerin çoğunun sokakta, trafikte nereye gittiğini anlamadım. Toplum infial içindeyken ve kazaya sebep olan kadın “Facebook güncellemesi yapmış, çok süratli, dikkatsiz” diye suçlanırken sokakta her şeyin farklı olduğunu gördüm. Ellerinde cep telefonu olan çok büyük bir kesim… Siz trafik kurallarına uymaya çalışırken sabırsızca kuralları ihlal eden insanlar (kadınlar dahil), ralli yaparcasına yollarda uçanlar, cinnet geçirircesine her an kazaya sebep olabilecek tehlikeli sürüş yapanlar… Aman Allahım!.. Eeeee bunlar daha geçen hafta kazaya sebep olan kadının altındaki idam sehpasını tekmeleyenler değil miydi? Bunlar herkesi akli selim olmaya davet eden insanlar değiller miydi? Bu sokakta gördüklerim kimlerdi? Sosyal paylaşım sitelerinde bu kazayı kınayanlar sokakta aynı canavar kimliğe bürünerek bütün bu hareketleri “bana bir şey olmaz” mantığı ile yapmıyorlar mıydı? Bu sokaktakiler kimdi? Biz kimdik sahi? Birer yalancı mıydık? Gözyaşlarımızı akıtırken her gün bizim de bu kazalara sebebiyet verecek kadar ucuz yaşadığımızın, davrandığımızın farkında değil miydik yoksa? 3 öğretmenimizin hayatını bitiren insandan farklı olmadığımızı kendi başımıza gelmeden anlamıyoruz, çok acı!
Toplumsal duyarlılığımız anlık. Gerçek anlamda kendimizi düzeltmek, dikkat etmek ve hem kendi hem de başkalarının hayatını koruyucu davranmak aklımıza gelmiyor. İş kazalarında da yaşanılan şey aynıdır. İş güvenliği sağlanamıyor ve ucuzca işçiler ölüyor. Hastalıklar da öyle. Biraz daha fazla para kazanmak uğruna zehirli sebze – meyve yiyoruz. Sağlıksız gıdalar tüketiyoruz. Antibiyotikli tavukları çocuklarımıza yediriyoruz. Bu küçücük ada bir ölüm adası gibi. Bu güzelim ada insan hayatının ucuzca bittiği bir yer.
Evlerde homurdanmak, sosyal paylaşım sitelerinde öfkelenmek, başka insanları suçlayıp “bana bir şey olmaz” tavrı takınıp, kendinde hiç suç aramamak ve herkesin MÜKEMMEL İNSAN TAVIRLARI yüzünden daha pek çok şey gelebilir başımıza. Doğrudur yollarımız pek çok yerde berbat ve yetersiz. Doğrudur bunca yıldır başa gelenler doğru düzgün hiçbir şey halledememişler. O yollarda bariyer olsaydı bunlar yaşanmayabilirdi ama biraz dikkatle belki o yaşanılanların çoğu önlenebilirdi.
İnsan olabilmemiz, insan kalabilmemiz için biraz daha çaba gerekiyor. Şu anda benim yaptığım gibi oturup ahkam kesmek kolaydır. Zor olan bir olay başımıza gelmeden bunun sorumluluğunu taşıyıp, hayatın içinde bu duruşu sergileyebilmektir. Kendimizi, sevdiklerimizi ve bütün insanları korumak sorumluluğu duyabilmektir aslolan. Gerçek anlamda vicdan sahibi değilsek ve bunun sorumluluğunda olmazsak farklı isimlerde, benzer olaylarla büyük acılar yaşanmaya devam edecektir. Hepimizin burnu büyük ve havalı. Hepimiz entelektüel ve aydın. Hepimiz her şeyi biliyoruz ve eğitimliyiz!. O zaman bu sokaktakiler kimler? Arabalarımızı kimler kullanmakta? Yollar suçlu, devlet suçlu tamam da, ya biz? Biz ne kadar masumuz? Sahi biz ne kadar insanız? O pek bir kibirli bakışlarımızı suçladığımız insanların yüzünden çekip aynaya bakabilsek eminim ki gördüklerimizden korkacağız.

EFRUCA’DAKİ TAŞ OCAĞINDA İLK İŞ GÜNÜNDE ÖLEN BİROL DOĞAN
Efruca isimli taş ocağında sabah saat 08.00’de işe başlayan Birol Doğan, 15 dakika çalışabildi. Saat 08.15’te yaklaşık 100 metre yüksekte kullandığı dozer ile birlikte yere çakılan Doğan, olay yerinde yaşamını yitirdi.
PATLAYICI TAŞIDI: Taş ocağında işe yeni başlayan Birol Doğan, patlayıcı taşıdığı dozer ile zeminden yaklaşık 100 metre yukarıya çıktı. Doğan, dozer ile geri geri giderken kontrolü kaybetti ve hızla uçuruma yuvarlandı. Birol Doğan, kaza yerinde yaşamını yitirirken, aşağıda çalışan ve dozerin yuvarlandığını gören diğer işçiler son anda ezilmekten kurtuldu. Birol Doğan evli ve iki çocuk babasıydı. Eşi, 5 aylık hamile olan Doğan, 4 ay sonra üçüncü kez baba olacaktı. Dünyaya getireceği bebeğinin masraflarını karşılamak amacı ile KKTC’ye iş amaçlı gelen Doğan, 15 dakika çalışabildi.
İKİ KİŞİ KIL PAYI KURTULDU: Korkunç iş kazasında şirket çalışanı iki kişi de ölümden kıl payı kurtuldu. Canan Güveloğlu ile Mutlu Topuz, kaza esnasında Birol Doğan’ın dozeri ile düştüğü yerde kazı yapıyordu. Dozerin hızla aşağı düştüğünü gören iki arkadaş, içerisinde bulundukları iş makinesinden son anda çıktı. Topuz, kazadan yara almadan kurtulurken Güveloğlu hafif yaralandı.
Birol Doğan’ın ölümü hakkında ihmal ayrıntıları
Jeoloji ve Maden Dairesi Müdürü Mustafa Alkaravlı, meydana gelen iş kazasında, iş aracının en fazla 10 metre yükseklikte çalışması gerekirken 73 metre yükseklikte çalıştığını belirterek bunun “yanlış olduğunu” söyledi .
Yani taş ocağını işleten şirket iş aracını olması gerekenden 7 kat yükseklikte çalıştırdı, kaza da kaçınılmaz oldu.
“Kazada hayatını kaybeden Birol Doğan, aracıyla oldukça dik bir yoldan 73 metre yükseğe çıktı ve geri geri gelerek aşağıya yuvarlandı” diyen daire müdürü Mustafa Alkaravlı, “Şirket, 60-70 metre yüksekliği olan taş ocağında, tehlikeyi ve yüksekliği azaltmak için en üst tepeden başlayarak 10’ar metrelik basamak yapmalıydı” dedi.
Yukarıda detayları verilen habere çok ilgi gösterilmedi geçen hafta. Satır aralarında, haber aralarında kaldı. Birkaç kişi önemsedi, birkaç kişi toplumsal yasın devamı niteliğinde duygulara, öfkeye kapıldı ve gündemden çabucak kalktı.
Bu yurt dışından gelen bir işçi olduğu için miydi? Bizden olmadığı için? Burada sesi çıkacak ailesi, çevresi, kimsesi olmadığı için miydi? Yoksa vicdanlarımızın kör, sağır, taraflı olduğu için miydi? Diyebilirsiniz ki vicdan varsa taraf olmaz. Hangi insan olursa olsun değeri aynıdır. Görüyorum ki ne yazık ki öyle değil. Toplumsal tepkimiz bile kimsesizler, fakirler, acizler karşısında suskun kalabiliyor. Ülkemize çalışmak için gelen ve henüz 15 dakika çalışabilen, işe başladığı ilk gün işte ölen bu adam aslında kazaya mı kurban gitmiştir? İnsan hayatını hiçe sayan çalışma şartları sadece bu olayda karşımıza çıkmıyor ki? Bu kaçıncı örnek? Cebinde parası olanlar, iş sahibi olanlar biraz daha para kazanmak uğruna bu garibanları bir kobay gibi kullanmaktan geri kalmadan saygınlık kazanırlar. Toplumda yer ediyorlar. Bunları biz de toplum içinde ağırlayıp, baş tacı yapacağız. Ödüller vereceğiz. Bu tanımadığımız, öyküsünü bilmediğimiz insanların haberlerini duymayacağız bile. İlgilenmeyeceğiz. İnsanın vicdan muhakemesi o kadar önemli ki. Kişiye göre tepkiniz değişebiliyorsa ve ucuzca harcanan insan hayatları karşısında kılınız fazla da kıpırdamıyorsa insanlığınızı bir daha sorgulayın derim.
ANIMSATMA: “Çalışanları korumak ve kazaları önlemek, kaza sonucu ortaya çıkan zararları tazmin etmekten daha kolay ve insancıldır.”

ANIMSATMA
İŞVERENLERİN GENEL YÜKÜMLÜLÜKLERİ
-İşveren iş yerinde çalışanların sağlığını ve güvenliğini korumak için mesleki risk ve tehlikelerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil gerekli her türlü önlemi almak, iş düzenlemesini yapmak, koruyucu araç gereçleri sağlamakla yükümlüdür. (İSG Yasası madde 6.(1))

-İşverenler, iş yerlerindeki faaliyetlerin doğasını dikkate alarak işin, iş yerindeki çalışma ortamını ve çalışma koşullarının neden olabileceği tehlikeleri ve riskleri yeterli şekilde ve sistematik olarak analiz etmeli ve bunu bir rapor halinde iş yerinde muhafaza etmelidir. (İSG Yasası madde 8.(1))

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı