Ticareti TL’leştirmek gerek

12 Aralık 2016 Pazartesi | 08:13
Olgun Önal

İktisatbank Genel Müdürü Olgun Önal dövizde meydana gelen dalgalanmayı HK Ajansa değerlendirdi. Türkiye ve KKTC arasındaki ticaretin TL üzerinden yapılması gerektiğini söyledi

GEÇ KALMAMALI: Önal: Türkiye ile dışticaretimiz TL yanında dolar ve Euro ile. Dünyada sadece TL kullanan iki ülke olarak aradaki ticareti bir an önce TL’leştirmek lazım. TL’leştirecek adımlar bizim yetkililerimiz tarafından da, Türkiye’nin yetkilileri tarafından da bir an önce atılmalı

GELİRİNİZE GÖRE BORÇLANIN: Önal: Hangi para biriminden gelirimiz varsa, o para biriminden borçlanmak şart. Eğer yabancı para borçlanmış ve geliriniz TL ise, şu anda sadece kurlara bakarak bu seviyelerden borcun TL’ye çevrilmesi her zaman doğru olmayabilir, bu durumdakilerin Bankacıları ile görüşmelerinde fayda var

HK Ajans

Son günlerde dövizde meydana gelen dalgalanma ülkemiz insanlarının hayatını ciddi şekilde etkilemeye devam ediyor. KKTC’de ev kirasından birçok mal ve hızmet alımının döviz üzerinden yapılıyor olması insanların alım gücünü gittikçe aşağıya çekiyor. Son bir ay içerisinde maaşların yaklaşık yüzde 20’si erirken, birçok kişi, özellikle döviz borcu olan veya kira ödeyenler kara kara ne yapacağını düşünür hale geldi. Alınan borç, tl ye mi çevrilmeli, ülkede döviz ile ticaret yapılmasından nasıl vazgeçmeli, bu krizi nasıl atlatabiliriz. Tüm bu soruları İktisatbank Genel Müdürü Olgun ÖNAL’a sorduk. İşte detaylar…

 

TC Merkez Bankası’nın piyasaya müdahale ettiğini gözlemleyemiyoruz

SORU: Dövizin bugün bu noktalara gelmesini nasıl okumak gerekiyor. Kıbrıs Türk halkı olarak alım gücümüz gittikçe düşüyor.

ÖNAL: Kullandığımız para birimi Türk Lirası. Buradaki para otoritesinin Türk lirası ile ilgili düzenleme yapma yetkisi ve gücü yok, Türk lirasının döviz karşısındaki fiyatları değiştirebilmek için müdahale imkan ve gücü yok. Bizim Merkez Bankamızın “ Ben, piyasaya müdahale edeceğim, Türk lirasının değer kaybının önüne geçeceğim” deme şansı yok. Dolayısıyla biz edilgen bir noktadayız. Türk parasının arzını da, Türk parasının talebini de yönetecek olan kurum Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’dır. TC Merkez Bankası’nın son dönemdeki açıklama ve kararlarına, uygulama tarzına baktığımızda sıkı para politikası araçları ile, özellikle de faiz silahını kullanarak piyasalara sert şekilde müdalaleci olmaktan uzak durduğunu, para politikası araçlarını çok da sert bir şekilde kullanmadığını görüyoruz.

 

TC’de  beklenen enflasyon % 8 oranında

SORU: Bunu neye bağlamak gerekiyor?

ÖNAL: Para politikası araçlarını sert bir şekilde kullanmamasının arkasında ne var? Türkiye’de biliyoruz ki faizlerin daha da aşağılara çekilmesi için kampanyalar düzenleniyor, devlet yetkilileri son aylarda verdikleri demeçlerde ve en son alınan ekonomik tebdirlerin içerisinde duyurdukları şekilde bir devlet politikası ile mevcut faizlerin yüksekliği belirtiliyor ve aşağıya çekilmesi konusunda devamlı bir yönlendirme görüyoruz. Bu yönlendirmenin arkasında, faizlerin yatırımcılar için önemli bir maliyet unsuru olarak görülmesi var. Mevduat faizleri düştüğünde, kredi faizlerinin düşeceğini, daha uygun faizlerden kredi bulma imkanına sahip yatırımcıların daha çok yeni ve büyümeye yönelik yatırım yapacaklarını, yeni yatırımlarla ülkenin üretim ve istihdam kapasitesinin büyüyeceği, daha uygun maliyetlerle üretilen mal ve hizmetlerin hem yurtiçinde hem de yurtdışında satabileceğini ve ülkeninin Gayri Safi Milli Hasılası’nın ve kişi başına düşen Milli Gelir’in yükseleceğini, faizler yüksek olduğu için bu ekonomik döngünün çalışmadığı düşünülüyor. TC Merkez Bankası da bu anlayışın baskısı altında politika üretebiliyor, sert müdahalelerden kaçınıyor algısı oluşuyor. Merkez bankalarının ana görevi enflasyonu kontrol altında tutmaktır, kurların belirlenecek seviyelerin dışına çıkmasını önlemek temek görevleri içerisinde değildir. Ancak, kurların yükselmesi yabancı para girdilerin fiyatlarının artması nedeniyle enflasyonu da artırıcı etki doğuruyor. Dolayısıyla, para otoritelerinin kurlardaki değişim ve salınıma duyarsız kalmaları mümkün değil. Piyasadaki faizler de aslında bir neden değil, çoğunlukla bir sonuç. Yaşadığımız yüksek enflasyon dönemlerindeki faizlerle şimdiki faizleri bir karşılaştıralım, farkı zaten görürüz. Faizlerin devlet yetkililerinin istediği her seviyeye inmemesinin önemli sebeplerinden birisi, enflasyon. Resmi enflasyon rakamları %8’i gösterirken, %8’in altında bir faizi kimse kabul etmeyecek ve yatırımları için türk lirası yerine başka alanları tercih edecektir. Dolayısıyla, TL’si olup da yatırım yapmak isteyen yatırımcıya ne yapmak durumundasınız? Reel getiri önermek durumundasınız. Bu bir yatırımcı tercihi. Reel geliri de ne önereceksiniz? Mutlaka 8’in üzerinde bir faiz oranıyla mevduat yapabilmelerinin önünü açacaksınız.

 

Kur artış alev ise, şiddetli söndürücüsü de faizdir

SORU: TC’de bir takım tetdbirler açıklandı Bunu nasıl okumak gerekir?

ÖNAL: Geçtiğimiz Perşembe günü TC Başbakanı ekonomik tedbir paketini açıkladı. Tedbirlerden birisi faizler ile ilgiliydi ve kamu bankalarındaki TL mevduat  faiz oranlarının %7.5 ile sınırlandırılması talimatını verdiklerini söyledi. Enflasyon yüzde 8’ler civarında ise, elinde Türk lirası olan bir yatırımcı, elindeki TL’yi, enflasyonun altındaki bir faiz oranı ile Türk Lirasında tutmaya devam eder mi? Biraz evvel de konuştuğumuz üzere, muhtemelen tutmaz diye düşünüyorum. Aldıkları kararlar da aslında kendi içinde tehlikeler yaratıyor. Eğer bir yatırımcı elindeki TL’yi uygun faizlerle Türk lirası olarak faize yatıramıyorsa, başka alternatifler arar mı? Mutlaka arar. O alternatiflerden birisi ne olur? Döviz olur. Dövize tekrardan talep yaratacak tetikleyici bir unsur olabilir faizleri sürekli baskı altında tutmaya çalışmak. Döviz yerine altında tutmayı önermenin de iyi bir yöntem olduğunu düşünmüyorum. Altın’da aslında bir döviz birimi teorik olarak ve Türkiye altın ithalatçısı bir ülke. Altına daha fazla talep, daha fazla altın ithalatı, ödemeleri dövizle yapacağınıza göre bu da daha çok döviz talebini tetiklemek demek. Bir yangın olarak düşüneceksek eğer kur artışını, yada alev olarak adlandıracak olursak, yangının da alevin de şiddetli söndürücüsü faizdir. Faizi yukarıyla çekerseniz, hızlı bir şekilde yangını söndürme imkanınız olur. Sonra, yangının tekrarlamaması için de yapısal tedbirler almanız lazım.

 

SORU: Yapısal tedbirler nelerdir?

ÖNAL: Yapısal tedbirler, kısa orta ve uzun vadeli önlemler içermeli. Etkilerini göstermesi de zaman alıcı olacak. Perşembe günü yapısal önlemler paketi açıklandı. Ekonomiye nakit girişi sağlayacak kredi imkanları, vergi indirimleri, teşvikler verileceği, kamu da ise tasarruf tedbirleri alınacağı duyuruldu. Onun dışında yabancı para talebini azaltacak, ülke içindeki ödemelerin Türk Lirası gerçekleştirilmesini özendiren tedbirler de açıklandı. Onların hepsi iyi adımlar, olumlu adımlar ama bugünden yarına etkisini hemen hissedeceğimiz adımlar değil, ama atılması gereken adımlardı. Başka da atılabilecek çok sayıda adımlar olduğunu da unutmamak gerekiyor. Bunları başlagıç tedbirleri olarak adlandırmak lazım.

 

Çok yönlük faktörler var bugünkü ortamı hazırlayan

SORU: Ne zaman hissederiz peki?

ÖNAL: Orta vadeli etkisini görebileceğimiz adımlar bunlar. Kısa vadede mutlaka bizim tansiyonu düşürücü önlemler alma zorunluluğumuz var. Bu noktaya gelmemizi tetikleyen şeyler neler? Bakacak olursak 5 ay öncesinde Türkiye’de bir darbe teşebbüsü oldu. Ondan önce uçak krizi yaşadık Rusya ile. En önemli gelir kalemlerinde zaten işler iyi gitmiyorken, en fazla turist gönderen ülke ile aradaki kriz nedeniyle bir anda ülkeye milyonlarca turist gelirken,  sadece 20-30 bin turist geldi o ülkeden. Turizm sektörü çok ağır bir şekilde etkilendi. Zaten ülkenin etrafında jeopolitik riskler hiç olmadığı kadar fazla şu anda. Türkiye’nin etrafındaki ülkelere bir bakın. Hepsi karma karışık durumda. Türkiye’nin güneydoğusunda terör sorunu maalesef devam ediyor, Güney Doğu’da maalesef adına ne derseniz deyin biraz sıkıntılı bir bölge. Orada yapılan operasyonların hepsinin maddi boyutu da var. Ciddi miktarda kaynak aktarıyor devlet oraya. Dışarda da herşey güllük gülüistanlık değil. Avrupa’da 5-6 ay önce Deutche Bank’ı konuşuyorduk. Deutche Bank’a neredeyse özkaynakları kadar ceza yazıldı ABD tarafından. Deutche Bank’ın birçok operasyonunu etkileyecek boyutta bir ceza. Şimdi İtalya’da bankacılık krizini konuşuyoruz. İtalya’daki tüm bankaların öz kaynakları toplamından daha fazla geri dönmeyen kredileri var. Özellike KOBİ dediğimiz  küçük ve orta ölçekli işletmelerde. Bir yandan tüm Avrupa’da tüm Dünya’da, ırkçı söylemlerin daha kuvvetli şekilde söylendiğini görüyoruz. Avrupa Merkez Bankası’nın kararları, Trump’ın seçilişi, Amerikan Merkez Bankası’nın faiz artırıcı söylemleri zaten risk algılarını yukarıya çekiyor. Türkiye Cumhuriyeti yatırım yapılabilir ülke iken, 3 büyük derecelendirme kuruluşu tarafından geçtiğimiz aylarda spekülatif konuma alındı. Yatırım yapılabilir konumu yitirdik ki, 19 yıl çalışmıştık o konuma gelebilmek için. Son 3 yılda yaşananlarla o konumu tektaradan yitirdik. İçerdeki ve dışardaki  ekonomik ve politik birçok sebeple bu olaylar tetiklendi. Yapısal kararlar mutlaka almak lazım.

 

TC ile bir an önce aradaki ticaret TL’leştirilmeli

SORU: Bundan sonra ne olacak?

ÖNAL: Türkiye TL, kullanıyor, biz de TL kullanıyoruz. Aradaki ticarete bakıyorum. Birçok müşterimiz Türkiye ile ticaret yapıyor. Türkiye ile ticaretimiz toplam dış ticaretimizin %90’ı. Bu ticarette Türk Lirası yerine çoğu zaman yabancı para kullanıldığını görüyorum.  Türkiye Başbakanı 2-3 gün önce Rusya’da idi. Rusya ile aralarındaki ticarette TL ve rubleyi kullanmayı konuştular. Yabancı paraları aradan çıkarmayı konuştular. Çin ile konuşuyorlar.

Resmi para olarak Türk Lirasını kullanan bizim ile Türkiye arasındaki ticaret TL’leştirilmeli. TL’leştirme ile ilgili adımlar bizim yetkililerimiz tarafından da Türkiye’li yetkililer tarafından da bir an önce atılmalı. Merkez Bankamız TL’le müdahale edemeyeceğine göre, yapısal tedbirlerin alınması gerekir. Birkaç gün önce başlayan bütçe görüşmelerinde Maliye Bakanımız açıklamalar yaptı. Kendi gelirlerimiz ile kendi giderlerimizi karşılayamayacak bir bütçemiz var maalesef. Yönetilmesi gereken ama çözümü zor bir sorun.

Yapılması gereken şeylerden bir tanesi, Ekonomi Bakanlığı KOBIGEM ile birlikte yürüttüğümüz faiz destekli krediler programlarının hem kapsamlarının hem de destek miktarlarının artırılması. 4-5 milyon TL’lik bir faiz desteğiyle neredeyse o desteğin 10 katına kadar kredi imkanı yaratmak mümkün. Bu imkanı çok yoğun şekilde şu anda kullanıyor olmalıyız.

Programların kapsamlarını genişleterek ve programların destek miktarlarını artırarak uygun koşullarla çok daha fazla sayıda kişi ve şirketimize kaynak aktarma imkanı yaratılmış olur. Kısıtlı devlet ve yardım kaynaklarıyla yaratılabilecek en etkili desteklerden birisi olacaktır.

Türkiye, bizim için iyi bir pazar. Bu pazardan önemli ölçüde yararlanmak lazım. Özellikle istihdam ve üretim kapasitemizi artıracak yeni yatırımlar için yatırımcı çekmek için.