Köşe Yazarları

Tek gezegen tek millet ve köylü

Zaten tekmili de köylüydü.

Memleketin köylere, kasabalara, şehirlere ayrılmasının hiçbir önemi yoktu, şehirler de köyden başka bir şey değildi.

İnsanlar köyden kasabadan şehere inerlerdi ama geldikleri yer de köyden baretti.

Nüfusu ve sokakları daha çoktu o kadar.

Köyden şehere ilk kez gelen birinin etrafına şaşkınlıkla baktığı tek şey Ayasofya Camisi olsa gerekti.

O devasa yapı haliyle hayranlık uyandırırdı insanda ki halen böyle.

Neticede otobüslerin konakladığı Deveciler Hanı mandıradan bozmaydı.

Pek ala bir davar şeherin içinden de geçebilirdi.

Şeherin anlamı her köşesinde ciğercilerin, mahallebicelerin olmasıydı.

Yoksa şeher dışındakiler de aynı okullarda okuyabilir, aynı hastanelere gidebilirdi…

Demek istediğimiz kentliler de köylüydü ki dışarıdan gelen ve kahve köşelerinde pinekleyen onca insanı görüp de şaşırıp kalan yabancıların gözünden kaçmazdı bu durum…

Daha güzel evlerde oturabilirlerdi.

Lambayı, telefonu, televizyonu daha önceden görmüş olabilirlerdi.

Sinemalara daha önceden gidebilir, okullar ayaklarının içinde olabilir,

Lakin onlar da köylüydüler…

Memleket olduğu gibi köyden ibaretti kısacası…

Bunun yadırganacak bir yanı yoktu.

Öyleyse öyleydi ve güzeldi.

Onları bir arada tutan şey, o bütünleşmiş kültürdü.

Köydeki bir kızın bir erkeğin elini tutması mümkün olmadığı gibi,

Şeherdeki bir kızın da mümkün değildi.

Aradaki tek fark köy kızının durup dururken köy sokaklarında rujlu gezme cesaretini daha az gösterebilmesiydi şeherli kadınlara göre.

Ama o köy kızlarının yanakları ve dudakları al aldı zaten ne gereği vardı?

Aşk dediğiniz duygu kapanı, pencereden pencereye, sokaktan sokağa yaşanırdı ancak.

Belki de o duyguların ateşten beter olması bu yüzdendi…

Büyük memleketlerin ayak topu haline getirdikleri Kıbrıs meselesine köyden de baksanız aynıydı, şeherden baksanız da aynıydı.

Ada dediğiniz neydi ki, bir haber gazetesiz radyosuz anında işitilirdi dört bir köşesinde…

Bu durum insanları “dünyalı” olmaktan uzak tutardı belki ama bu noktaya itiraz edilebilir.

Sanki Poli köyünde, ya da Mandirga’da, ya da ne bileyim Vuda’da yaşıyor olmanın dünyalı olmamakla ne ilgisi olabilir ki?

Dünya coğrafyasının herhangi bir yerinde oturan bir insan bu gezegenin bir parçası değil midir?

Dünyalı olma meselesi bir kavram ise ve bunun içine insanlığı kendine göre biçimlendirmeyi hedefleyen siyasetler sıkıştırılmışsa at gitsin!

Yok öyle değilse ve insani boyuttan ibaretse tamamdır…

Zaten Holywood’un mutfağında hazırlanıp beyaz perdeye düşen kimi senaryoların mesajına bakılacak olursa,

Sam Amca “tek gezegen, tek devlet, tek millet” ten bahseder oldu!

Marx’ın kulağına gitse kalkacak!

Hani bir ileriki aşamada  “devlet” denilen zorbalığın kalkması gerektiğini de işlemeye başlayacaklar…

Diyeceğim,

Köylü olma kültürü güzeldir.

Şu anda tek fark, mercedese biniyor olmaktır belki ama kebap yerken köylüdür yine.

Anladığımız kadar düşünürken de öyle!

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı