Köşe Yazarları

Tarzan Montana’da! (Çifte tabancalı Antonio Banderas!)







       Geçen Hafta Fontana’daki müzakerelerin yıldızı hiç kuşkusuz BM Genel Sekreteri Guterres’di. Önce müzakerecileri karşısına çekti “bakın dedi. Benim adım Antonio. Portekizliyim ve sizin gibi Akdenizliyim.” (Demek istedi ki ben sizi kurtarmaya gelen tarzanınızım. Kül yutmam çünkü sizi Akdenizliyim ya sizi iyi tanırım!)




VE devam etti Antonios Guterres: “Bize duygusal derler ama biz Akdenizliler hem duygulu hem mantıklıyız!” (Anladık ki Akdenizliler duygusal ve mantıklıdırlar!)



VE altın vuruşu sona saklayan Guterres şöyle bitirdi büyük Akdeniz tiradını: “Haydi Kıbrıs sorununu çözelim! Gazanız mübarek olsun!” (İşte o anda Tarzan gibi uçarken daldan dala bir anda oluverdi atının üzerinde rüzgâr gibi koşan çifte tabancalı Antonio Banderesssa!                                                                    SONRA “İstanbul’a getirdi lafı. “Ben dedi hem Türkiye’yi hem Yunanistan’ı çok iyi bilirim. 1975’de gittiğimde İstanbul’a beni Türk sandılardı!” (Neyse ki Yunanistan’a gittiğinde “Yunanlı sandılardı” demedi de az biraz rahatladık!) Ve ekledi Antonio Banderas nam’ı diğer Tarzan! “Kıbrıs’la ilişkim zaten aşk ilişkisi gibidir!”                                                             (Haydaaa!.. bu Kıbrıs denen aşüftenin de ne çok maşukası varmış! Hadi vatanlarıdır, elbette Türklerle Rumlar  aşığı olacaklar!.. Öte yandan kaç yıl sömürgesi oldu Kıbrıs!  Şimdi, “üslerimden  çıkmama koşulu ile garantilerin kalkmasına bir itirazım yoktur” diyen İngiltere mi olmayacak aşığı!.. Yahut Türkiye ile Yunanistan mı? Dedik ya “ada” değil, yedi kocalı Hürmüz!                                                           VE tam bu sırada “aaa” diye bağırarak,   bir daldan bir dala  havalarda uçarak, sevgilisi Jeyini yamyamların elinden kurtarmak için sahneye gelir Tarzan!         (Pardon kaçırdık ipin ucunu “Guterres” olacaktı) son anda patlamaya hazır bomba gibi  olan Anastasiadis’in fitilini söküp zararsız hale getirirken,  Sn. Akıncı’ya göz kırparak şöyle dedi: “Şimdi Kıbrıs sorununu çözmek için en iyi zaman!”

İŞTE BU LAF Tarihe altın harflerle geçerken,  durum vaziyetleri bir anda değiştirdi Montana’da!         Akdeniz’in iki “duygusal” ve “mantıklı” müzakerecisi Akıncı ile Anastasiadis  gözleri yaşlı kucaklaşırlarken, bir diğer Kıbrıs aşığı “Tarzan  Guterres” zor tuttu ağlamamak için kendini!                                YA EİDE? Sormayın! Tarzan Montana’ya gideli beridir bozuldu fiyakası! Az biraz gölgesinde kaldı çifte tabancalı, havada uçan,  masadan masaya koşarken sineği vuran, tam yamyamlar ham yapacakken Jeyni  dallardan dallara uçup kurtardıktan sonra mehtapta sevişen Antonio Banderas,  nam’ı diğer Tarzan’ın gölgesinde kaldı!                                KİMLER YOK Kİ? Montana Kaynıyormuş! Kimler yokmuş? Hatta Kıbrıs’tan Türk Rum bir ordu “amigo” taşımışlar, görevleri avazları çıktığınca bağırarak “çözüm isteriz” falan demekmiş… Ne var ki bunlar Kıbrıs’a değil, ceplerine girecek yurolara aşıklarmış, yoksa başka türlü amma da giderlermiş Montana’ya ha!                                                                             Eee çözüm? Sımarladılar, gelecekmiş!

 


                        

RUM EKONOMİK REKABETİNDEN KORKUN!

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti yıllarında artık Rum saldırılarından korkmuyorduk! Fakat Ekonomik saldırılarından çok korkuyorduk! Nitekim “üniter” bir Kıbrıs’ı paylaşıyorduk ama beş on tüccarımızla bakkalımızı korumak için “Türkten Türke” kampanyalarına baş vuruyorduk!   Zaten o beş on tüccarımız ayakta kalabilmek için “Rum tüccarlarının” Türk tarafındaki “acenteleri” olmuşlardı! Rum tüccarlarından kendilerine özel yüzdelikli indirimli malları satın alıyor Türk müşterilerine satıyorlardı!

       KORKUMUZ Rum ekonomik üstünlüğü altında eriyip gitmekti! Beş on tüccarı yahut bakkal kasabı ayakta tutmak  çok da bir şey ifade etmiyordu, çünkü Rum tarafı gözümüzün önünde kalkınıyordu ki Makarios yıllar sonra lafazanlık yaparken, “ben diyordu, İngiliz sömürgesinin seksen yılda yaptığını dört beş yılda yaptım!” Kaldı ki zaten 1963 “Kanlı Noeli” ile   bizi bölgelerimize kapatarak, bırakın ekonomimizi, hayatımızı geleceğimizi bile yerle yeksan edip  de çaldılardı!                   YİNE BAŞLIYOR: Son zamanlarda siyasi sorunla at başı giden ve  hemen tüm toplum katlarında ortak bir ifadeyle seslendirilen şöyle bir vurgulama vardır. “Çözüm olsa da olmasa da…”

Devamı da “sosyoekonomik yönden güçlenmek zorundayız yoksa çözüm olsa da Rum ekonomisinin üstünlüğü altında anca yine komisyoncusu oluruz!..”

“O kadar uzun boylu değil” demeyin. Mesela şimdilerde Rum tarafı “ekonomik darlığı aşmak için” casinolu devasa bir otel  yapıyor!

İlk büyük tepkili uyarı Otelciler Birliği Fahri Başkanı Aziz Kent’ten geldi hem de şu ifade ile: “Hedef KKTC’yi çökertmek!”                        Rum’un ticari ve  turizm becerisi ortadadır. Las Vegas’ta,  Honk Kong’da, Güney Afrika’da büyük casinoları olan  bir Çinli İşinsanı ile anlaşmışlar.                                                  ÇÖZÜM olsa da bu casino Kuzey’dekilere rekabet de yapar fark da atar! (Tabi bazı kişiler Güney’deki kumarhanenin bizdekilerle  rekabet edemeyeceğini söylüyorlar ama sorun sadece kumarhaneler değil ki)                                Mesela sınır kapılarından geçişlerde Rum’u kat  kat katlamaktayız! Ve her halde Güney’e hava almak geçmiyoruz ki yarın çözüm olsa o taraftan et de gelecek çiçek de bilumum emtia da!

Pekala bizden ne gidecek o tarafa? Müşteri!                                                                   Dün Rum ekonomik monopolünden korkuyorduk! Bugün de yarın da korkmalıyız ki tebirlerimizi alabilelim…


                KISACA TAKILDIĞIM:  (NE AKTİVİSTLİĞİ YAHU?)

“Hemen çözümdemek yetmez! Çünkü o çözümü sadece sen istemiyorsun!  Rum da istiyor! Aradaki fark şudur: “Sen siyasi yönden tanınmış, dünyalı ve AB’li bir devlet olmak için istiyorsun. Rum’un böyle bir gailesi yoktur, Kuzey’e dönmek ve adanın egemeni olmak için istiyor çözümü.

       Mesela Stelios Vakfı da ister. Bu nedenle “çok toplumlu Vatandaşlar inisiyatifi” adı altında kendi kendilerine “aktivist” yakıştırmalı kulplar takan bir grup insanı Montanaya gönderdi  “hemen çözüme” katkı koysunlar! Diye!  Tabi ceplerine de yuro!

“Bu sorun çözülmez!” Bir zamanlar Volkan Vural söylediydi bu lafı! “Çözümsüzlükten dediydi nemalanan binlerce insan vardır neden çözüm istesinler!” Kısaca ver yiyeyim seni öveyim devri! Yoksa ne  aktivistliği ne barışı be!









Başa dön tuşu