Köşe Yazarları

TAMER ÖNCÜL’ÜN MİTRASI VE BİTMEYEN ARAYIŞI






Tamer Öncül’ün, kendisinin ve ailesinin 1963-75 arası Ortaköylü ve Kıbrıslı yaşamlarını yazdığı 221 sayfalık “MİTRA-Bitmeyen Arayış” romanını az önce bitirdim. Hazır romandaki olaylar kafamdaki tazeliğini korurken kitap hakkında kısa bir eleştiri yazmaya karar verdim.

İlkokul yıllarım, spor kulübündeki futbolculuğum nedeniyle çocukluğumun ve gençliğimin önemli bir bölümünün geçtiği Ortaköy ile ilgili Tamer gibi benim de birikmiş pek çok anım var ya. Üstelik yazarın romanında anlattığı pek çok karakteri de gençlik yıllarımdan tanırım. Hele de “başgandayısı” ile “Esen”i. Buna bir de Tamer’in o dönemin Kıbrıs diyalekti ile yazılan diyalogları eklenince, romandaki pek çok sayfanın arasında kendi çocukluğumu ve gençliğimi gezinirken buldum.



Yazar bir yandan yarısı askerin mevzisi olan evlerinin cızırtılı ve yalnızca iç hatları çalışan telefonu, diğer yanda siyah beyaz tek kanallı televizyonu ile “mahalledeki en zengin ev bizimkiydi” diye dönemin yoksunluğunu anlatmış. “Zeytin yağıyla yumuşatılmış gabira ekmeğin üzerine serpiştirilen şekerin tadı” ile de dönemin tüketimindeki sadeliğe . Okul tatillerinde çalıştığı dedesinin bostanında ve babasının inşaat işlerindeki yaşam kavgasına gönüllü dahil oluşuyla da o yılların çocuk ve gençlerindeki “çalışkanlığa, fedakarlığa ve masumluğa” vurgu yapmış.
“Bölündükten sonra bütün ihtişamını kaybeden Şeher’in” ve “yıllarca deniz yüzü görmemiş; Kanlıdere’nin cılız şırıltısında ayaklarını serinletmeye çalışan” ve köyün “okyanus değerindeki küçük çiftlik havuzundan” bahsederken de, adayı bölen barikatlarla “dönemin gettolarına sıkışmış” zor yaşamlarımızı anlatmış. Denizlerle çevrili bir adada yaşayıp da yıllarca deniz nedir görmeyen çocukluğumun anıları gelip duruyor önüme. Anılarla bezeli ‘çocuksu bir masumluk’ içinde Kıbrıs aksanı eşliğinde dere gibi akıp gidiyor Tamer’in anıları.

Soğuk kış günlerinde “yüksek tavanlı ısıtmasız sınıflarda titreyen çocukların” Ortaköy İlkokulunda, hasta olup da yarı baygın yatağa düştüğünde platonik aşkıyla bir başına yazarın kulağına çalınan sesler ne kadar yalın ve ne kadar Kıbrıslı: “Yüzgar, yoğsam sevda mı funda etti seni kapıma?”

Türkiye’de 12 Mart faşizmiyle Denizlerin idam günlerinde üniversiteli dayıların devrimci düşüncelerine karşı okulda öğretmen ve müdürün “faşistliği”; İstanbul’dan gelen kitaplar ve “hanayda” dayıların tartışmaları arasında yazarın daha çocukluk yıllarından devrimciliğe attığı o ilk adımlar.

Sonunda yazarı kendi dünyasında savaşın ve düşmanlığın yol açtığı kötülüklere karşı, yalnızca insanların kendi aralarında değil ama içinde yaşadıkları doğayla da uyumlu olmaları çağrısını yapmaya kadar götürüyor. Bunun da ancak insanın “bitmeyen bir arayışla” içerisindeki erdemi (ışığı, iyiliği, kardeşliği) keşfetmek için sürdürmesiyle mümkün olacağını anlatmak istiyor.

İran’da Tarih Öncesi Zerdüşt dininde yeminden sorumlu, gerçeğin, hasadın, suyun, hayvanların koruyucu tanrısı olup çıkmış ve yazarın da romanına ismini verdiği Mitra’nın ateşiyle aydınlanan ve kötüye giden bugünün dünyasına cuk diye oturan sesler yükseliyor:

“Evrendeki toz zerreciği olan dünyamız , bu kadar kötülüğü kaldıramayacak, göreceksin..”
Yazar, romanının sonunda, birisi Tarih öncesi diğeri yakın tarihimizden, iki Kıbrıslı filozofu anıyor. Binlerce yılın evvelinden Kıbrıslı Zenon: “Zihin boş bir levhadır, evrendeki nesnelerden beslendikçe dolar. İnsanın içindeki bu ateş-ruh doğa yasalarına boyun eğdiği sürece, insan doğasına uygun ahlaklı ve bilge olur” diye sesini yükseltiyor…
Tamer’in romanının geçtiği 1963-74 arası dönemi yaşamış çocuk ve genç birisi olarak şimdi 60’mı aşkın halimle konuk olduğumda, o döneme ait yeni şeyler de keşfediyorum. “Bir kitap daha okudum, düşüncem biraz daha mı değişti” halini bir kez daha yaşıyorum.

Demem o ki, Kıbrıslılığı, yakın, uzak tarihiyle, filozoflarından efsanelerine, yazarın çocukluk dünyasından platonik aşklarına ama en çok da 1963-74 arası “Ortaköy enklavı yaşamlarına” dair pek çok sürpriz anlatıyla karşılaşacaksınız…

Yaşınız ne olursa olsun. Yani benim gibi 60’ını devirmiş ya da daha genç…
Okuyun bu romanı! O yılların Kıbrıs’ını, Tamer’in kaleminden, bir de onun Mitra’sından dinleyin.
Bilgi dağarcığınıza yeni şeyler katacaksınız.







Başa dön tuşu