Köşe Yazarları

Sporu bırak da gençliğe bak







 




Cumhuriyet Meclisi’ni dinledik dün bütün gün…



Milletvekilleri tek tek kürsüye geldiler…

Gençlik ve Spor Koordinasyon Ofisi’nin kurulmasını sağlayan TC- KKTC anlaşmasını eleştirdiler…

Lafı fazla uzatmaya da gerek yoktur.

Konu spor değildir.

Spor dediğiniz nedir ki?

2 stat daha yapılır sentetik zeminli…

Üç tane daha spor salonu…

Herkesin gönlü hoş olur.

Zaten var.

Sporla ilgili yatırım yapılabilmesi için, “koordinasyon ofisine” gerek yoktur.

Daha önce de söyledim.

Spor konusunda Türkiye’den öğreneceğimiz çok şey var.

Alt yapı taramalar…

Yetenekli çocukların bulunması ve doğru yönlendirilmesi…

Tesisleşmeler…

Bir bütün halinde.

Biz bunu beceremedik.

Sporu doğru kurgulayamadık.

Elbette bunda izolasyonların da büyük etkisi vardır.

Kapımız yok …

Nere açılacağız?

Yeteneğimizi nerede sergileyeceğiz?

Onu da aştık.

Kimi gencimiz Güney Kıbrıs’a gidip yarışıyor…

Kimi gencimiz Türkiye milli forması ile olimpiyatlarda koşuyor.

Olsun…

Bunu arzu etmiyoruz ama…

Buna da razıyız.

Ben kendi adıma razıyım.

Ama, bu anlaşmanın bütününe baktığınız zaman, konu spor değil.

Konu spor tesisleri de değil.

Bunun için iki bakanlığın protokol imzalaması yeterlidir.

Projeler belirlenir…

TC Yardım Heyeti de finanse eder…

Ya da etmez…

Bu kadar basittir aslında…

“Parayı veren, kuralı koyar”

“Paran varsa yap, yoksa, parayı veren kuralı koyar”

Maalesef, Türkiye’deki hakim çevrenin “ofise” bakış açıcı gençlik üzerindendir.

Doğrudur.

Gençliğimize bakamadık.

Uyuşturucu belasından gençlerimizi kurtaramadık.

Bizler “dünyalı” gençler yetiştiriyoruz…

Ama…

“Türkiye’nin bayrağını ve milli marşını” sevmesini istiyoruz herkesten…

Bu tartışılmıyor hiç.

Günün sonunda da gençlere, “milli şuurdan yoksun” diyoruz.

Şimdi yeni bir kavram daha çıktı…

“Din…”

Bu konuda da “kriter” belirleyenler toplum olarak bizi yetersiz buluyor.

Daha dindar olmalıyız.

Daha çok cam,ye gitmeliyiz.

Daha çok oruç tutmalıyız.

Hatta “sosyal yaşamımızı” bil dini kurallara göre belirlemeliyiz.

3- 5 yıl önce böyle b ir gündemimiz yoktu.

Taşeronlar türedi.

“Laik” değil, “dindar” bir nesil isteniyor.

Eğitim sistemi de buna göre dizayn ediliyor.

Köyler de…

Taşeronlar var…

Öngörüm odur ki…

Gençlik Destek Ofisi de bu görevi yapacak.

Net olarak söylenmeyen de bu oldu dün mecliste.

Uyuşturucu ile mücadele edemedik…

Spor tesislerimizi, alt yapımızı doğru  kurgulayamadık.

Hepsi doğru…

Ama formülü “ofis” değil.

Ofisin amacı ve vizyonu da göreceksiniz ki…

“Din” üzerinden olacak.

Türkiye’nin derdi, kendi insanı

Yukarıda yazdıklarım bizim yüzleşeceklerimiz…

Şimdi bakış açınızı bir an değiştirin…

Türkiye’nin bu ülkede öğrenim gören 55 bin genci var.

Üç katı da nüfusu…

Bir an, “dindar gençleri” unutun…

Buraya gelen gençler, nelerle yüzleşiyor:

  • Yurt yok, pahalı kiralarla evlerde kalıyor…
  • BET Ofisleri her köşe başında ve batağa saplanıyor…
  • Kumarhanelerde yiyor gençler okul paralarını…
  • Uyuşturucu batağı üniversiteleri geçtim, ortaokullara kadar indi…
  • İçki, bizim ortamımızda su gibi akıyor…

Bu gençler, bu ortamdan “sağlıklı” çıkarsa, Türkiye’de işe yarıyor.

Çıkamayanın belasını da Türkiye kendisi çekiyor.

Bu açıdan bakan çok sayıda Türkiye bürokratı var adada…

“Kardeşim biz bu gençleri sağlıklı bir birey, hayırlı bir yurttaş olarak geri almak istiyoruz”

Böyle de bir talep var.

“Siz kurduğunuz bu ortamda kendi gençlerinizi uyuşturucudan, bet salonları ve kumardan koruyamıyorsunuz. Bizim 55 bin gencimiz için alabildiğimiz kadar tedbiri almamız kaçınılmazdır…”

Bu açıdan da konuyu tartışanlar vardır…

Sen de dersin ki, “Türkiye kumar, iddia (bet), trafik ve kerhanelerle mücadelede ne kadar başarılı…”









Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu