Köşe Yazarları

SONU GELMEYEN “EKONOMİ AŞKI!” (SİTTİN SENEDİR BİRBİRİMİZE KAVUŞAMADIK!)







Gazetelerde “köşe” tutmaya başladığım 1963’lerde  de derdi davamız “ekonomiydi!”




Rumların davası da tüm adayı yutmak üzerine başlattıkları mücadelelerinin odağına oturttukları “enosis.”



Biz yat kalk Allah “ekonomiden” söz ederken, onlar da “Kıbrıs’ı olduğunca yutmak sevdasıyla yanıp tutuşuyorlardı..                    Tutun ki o yıllarda bile  köşe yazılarımda,  zaman zaman Mağusa ile ilgili  verdiğim haberler ve  yaptığım röportajlarda  öncelikli konularım yine  Liderlik tarafından atanmış “başkanlarıyla”  belediyelerimiz ve ekonomimizdi..

Ki o güne kadar görüp bildiğim ekonomi ile ticari ilişkiler yönünden Rum’lara muhtaç olduğumuzdu! Nitekim:                                                                                     ***

RUMUN  SULTASINDAN HİÇ KURTULAMADIKTI: 1963 de Rum saldırılarıyla kendi içimize kapanırken ekonomik yönden ne kadar aciz ve cılız olduğumuzu bir kez daha anladıktı..

Sonrası yıllar hatta bugünlere kadar gelirken bile durum vaziyetlerde çok da büyük değişiklikler olmadı!

Rum yine “enosis” peşinde koşmakta, “Türk tarafı ise uçlarını asla  bir araya getirip egemeni olamadığı ekonomik zafiyetiyle yetersizliğini konuşmaktadır!

Ki sözünü ettiğim dönemlerden bugünlere 60 yılı aşkın süre geçti! Az biraz ekonomik kıpırdanış göstersek bu konuda üç beş adım atmış olsak da tutun ki Rum tarafı yine bizi fersah fersah gerilerde bırakmakta!

Ve her zamanki gibi  Kuzey Kıbrıs Türk toplumu, eskiye oranla azalmış olsa da ekonomik yönden hâlâ  Güney’deki düşmanımız esamesindeki Rum’a muhtaç oluş talihsizliğini yaşamakta!

***

LİBERAL EKONOMİ Mİ DEVLETÇİLİK Mİ? Çok uzun yıllar “ekonomik sistem” tartışması da yaptık. Hatta “özel sektör düşmanlığına” bile soyunduk..

Nitekim yıllar yılı benim için “özel sektör” yada müteşebbis iş insanları “mütegallibeydi!”

Yani o mütegallibe dediklerim ekonomik potansiyelini halkı sömürmeye yönelik  sistem haline getiren “tüccarlar, iş insanları, esnaf ve zanaatkârlar sultasıydı!                       Hemen tümünden de bize attıkları   kazıkları nedeniyle şikâyetçiydik!

***

O GÜNLER GERİDE Mİ KALDI? Kaç zaman Başbakanlık görevinde kalacağı belli olmayan, aslında seçmenleri sandıklara taşımak göreviyle oluşan “seçim hükümetinin” Başbakanı Faiz Sucuoğlu ne dedi bir süre önce:

“KKTC’nin ekonomik anlamda ayağa kalkıp yürümesi gerekiyor…”

KİM  söylüyor bunu? Bir iki aylık Başbakanlığı süresinde ve genel seçimler sonrasında her bir şeyin her zamanki gibi yine sil baştan değişeceği gerçeklerde Sn. Başbakan! Ki ne olacağını kendileri de bilmiyor!

***

KALDI Kİ: Geçmişte Rum’un ekonomik sultasından yakınırdık, şimdilerde de Türk parasının dolar ve döviz cinsinden paralar karşısında kaybettiği değerinden dolayı yaşanan pahalılıktan..

Ki kur farklarında değeri iyice düşen TL. dolarla  sterlinin yüksek kur farkından dolayı erirken,  ayni zamanda bu yabancı paraların yine TL karşısında yükselmelerinden dolayı  “şampiyonluklar”    kazanmalarının da sebebi oluyorlar!

VE diyor ki Sucuoğlu böylesi bir ortamda “Kıbrıs Türk halkının ekonomisinin ayağa kalkıp yürümesi gerekiyor!”

***

FAKAT KİM NE YAPABİLİR Kİ? Bu bir kaderdir ve asıl nedeni siyasi çözümsüzlüktür..

Elbette gelip giden Başbakanlar yüzlerini halka dönüp “bu gidişat iyi değildir, TC istikrara kavuşmadan kimseler tırnaklık yatırım yapmaz..” Diyecek halde değillerdir ama “KKTC’nin bu durumda ayağa kalkıp yürümesini” beklemek de safdillik olmaz mı?

Neyse… Herkes makamı ve işi gereği konuşur, anlarız..

Üstelik onca serzenişimize karşın pandemiden önce yakaladığımız ekonomik ivmeyi de unutmadık..

Turizmle üniversitelere dayalı bu ekonomi eğer iyi planlanırsa yine de geleceklerde ekonomimizin cankurtaran simitleri olmaya devam edeceklerdir..

***

KISACA TAKILDIĞIM: (DURUN BAKALIM NE OLACAK BU MARAŞ?)                                      Merak işte!  Başından beridir aslında Maraş’ın Evkaf toprakları üzerinde inşa edilen bir mahallesinin açılması, oranın  her gün yüzlerce hatta binlerce insan tarafından gezilmesi görülmesi fakat bunların ötesinde her hangi bir planla programının olmaması hatta ileride bu “açtık” denilen  mahallede ne yapılacağının  bile bilinmemesi…

Doğrusu “derdim” olmuyor ama merağıma dokunuyor! Çünkü 47 yıl önc de bu kez Maraş’ı kapatırlarken yaşadıktı bu sendromu!

Çünkü 1963’de etrafını dikenli tellerle çevirip kapatırken, benzer düşünceler içindeydim ki aradan anca 47 yıl geçtikten sonra işte sözünü ettiğimiz mahallesi açılıverdi… Açılıverdi de ne?

KAPALI olduğu dönemlerde “ya açın ya iade edin” derdik.

Yıllarca söylenip durduktu! Hatta “bu kapalı haliyle yüz karamızdır” dedikti.

Şimdi açtık, bu kez de açtığımız   mahalle için söyleniyoruz!  Şöyle ki “ne yapacaksanız acele yapın” serzenişlerinde!                                                            ***

OYSA kimselerin acelesi yok! Hatta Sn. Tatar’a göre (nasıl olduğunu bilmiyoruz ama) turizme katkısı da oluyormuş. Yani millet yollarında yürüyüp gidip gelirken hem turizm oluyor hem de KKTC’e katkısı! Ne fevkalade bir yermiş! Safi bereket!

VE HABER VEREYİM: Geçmişte bir “kapalı Maraş sorunumuz vardı. Şimdi bir de “açık Maraş sorunumuz vardır!”

Bakın bu konuda üstümüze yoktur. Hangi konuda? Sorun yaratma konusunda. Hatta onca yaygara ve fasaryalarına karşılık Rum-Yunan ikilisine bile bu konuda fark atmaya başladık..

KISACA: Mezarlar ölüleri gömmek için açılır.. Topraklar ekip biçmek için sürülür.. Temeller üzerlerine inşa edilecek  binalar için kazılır…

Toprağın bir karışının bile dünyalık değeri vardır. Bizse yarım asırdır üzerinde yüzlerce evi, tesisi, şusu busu olan Maraş’ı kapalı tutup virane olmasını seyrettik!

Bir mahallesini açtık ki şimdi de derdimiz “neden açtık” sorusuna veremediğimiz cevap olmakta!

Tek yapılan “özel sektörün” kimin onay ve izni ile olduğu belli olmayan  ve “durun bakalım ne olacak” dedirten, kıyısına köşesine inşa edilmekte olan apartmanlar.. Durun bakalım ne olacak?









Başa dön tuşu