Köşe Yazarları

Sol muhalefetin seküler bir toplum projesi olması gerekmez mi?






( Neden sadece solun? KKTC’de liberal ve göreceli olarak özgürlüklerden yana olan kesimlerin bu konularda yüksekten, yukarıdan gelen yönlendirme ve oldu- bittilere karşı gönüllü olmasalar bile bugüne kadar uyumlu olmaya özen gösterdikleri için)

*. *. *



20 Temmuz kutlamalarında Türkiye Diyanet İşleri Başkanı’nın, KKTC Din İşleri Dairesi’ni ziyaret ettiğini öğrendik. O günlerde Türkiye’den gelen bir ilahiyatçı akademisyen KKTC’ye müftü yani Din İşleri Dairesi Müdürü (başkanı) atanmış. Türkiye’nin Baş Müftüsü, yeni atanmış KKTC Müftüsü’nün ilk ziyaretçisi olmuş ve kaftan giydirme seremonisi düzenlenmiş. TC’li baş müftü yaptığı temenni konuşmasında “Burada bulunan Din İşleri Müşavirliğimiz ile birlikte güzel planlar ve işler yaparak hedefe yürüyünüz.” tavsiyesinde bulunmuş.
Önceki hafta, yeni müftümüz Cumhurbaşkanı Tatar’a bir nezaket ziyaretinde bulunmuş ve yapılan karşılıklı konuşmalarda Sn Tatar yeni müftüye şöyle bir tavsiyede bulunmuş: “Dine bağlılığın artırılması için yeni düzenlemelere ihtiyaç vardır. Bu nedenle Türkiye ile olan istişarelerin arttırılması çok önemlidir.” …Kısacası her iki buluşmada da yeni müftüye işaret edilen tek adres, TC Lefkoşa Büyükelçiliği Din İşleri Müşavirliği olmuş.
Tesadüf müdür bilinmez ama 10 Ağustos günü yayınlanan Resmî Gazete’de de, Türkiye’den KKTC’ye görev yapmaya gelen ve gelecek olan din görevlilerinin çalışma esaslarını düzenleyen yeni bir bir tüzük yayınlanmış.

Türkiye Dini Alanda Belirleyici Oldu…

Türkiyeli politikacı ve bürokratların son 10-15 yılldır Kıbrıs Türk halkına yönelik dini yönlendirme ve baskılama faaliyetlerinde,giderek dozu yükselen bir artış var. Bu kesimlerin bu tavırları KKTC’ye özgü değil. Bu tavır, Türkçe konuşsun konuşmasın, dünyada yarattıkları yeni nüfuz alanlarında mutlaka deneniyor. AKP bazı ülkelerde ve topluluklarda tepkiye ve dışlanmaya neden olsa da, çok uzun süre saklamayı başardığı doğası ve misyonu gereği bunu hep yapıyor. Ancak gelgelelim ki; bu politika bizim toplumda bölünmelere hatta yeni tür gerginliklere neden oluyor. Hatta ortaya çıkması için zorlanan tırmandırılan gerilimlerden radikalizmin beslendiği gözlemleniyor. Radikalizm ise Erdoğan’ın yürüttüğü politikalara hizmet ediyor.
Bir tarafta toplumun geleneksel kültürünün zorlamalarla tarikat, ümmet ve cemaat kalıplarına sokularak yaşam tarzı ve demokrasi kültürümüze saldırıldığına inananlar, öte tarafta Türkiye’ye, Erdoğan’a, dine ve diyanete saldırıldığını ileri sürüp ileri geri konuşanlar. Bu bölünmenin endişe verici sonuçlarını sosyal medyada konu ile ilgili yer alan haberlerden sonra yapılan yorumlarda görebilirsiniz.

Şikayet Ediyorlar Ama Çalışmıyorlar..

Türkiye hükümetinin, Kıbrıs Türk toplumunun yeteri kadar dindar ve milliyetçi olmadığını ileri sürerek dayattığı projeler, ekonomik ve siyasi bağımlılık sonucu Kıbrıslı Türk elitlerce ya desteklenerek ya da sessiz kalınarak bir tür onay buluyor.

Türkiye hükümetinin her iki devlet üzerinden yürüttüğü ve epeyce de mesafe aldığı bu ‘dindarlaşma ve milliyetçileşme’ projesine, ‘laik ve demokratik’ gerekçelerle muhalefet edenler, zayıf birkaç hukuksal argüman dışında çok da ciddi argümanlar geliştiremiyorlar. Toplumun dine karşı geçmişten gelen ve radikalleşmeye yol vermeyen esnek hoşgörü kültürünün bozulmak istendiğine dair genel söylem dışına çıkılamıyor. Zaman zaman KKTC’nin “laik” bir devlet olduğu hatırlatılıyor.
Oysa ki; toplumda tüm bireylerin inançlarını özgürce yaşayacakları bir sistem olarak kurgulanan “Vakıflar İdaresi ve Din İşleri Örgütü Yasası” tam bir ‘deve kuşu’ misali bir yasa. Bugün yaşanan dini istismarın ana kaynağı. Bu yasa, (‘Laik’ olduğu ileri sürülen KKTC’de) bir taraftan toplumda sadece islam’da var olan bir tarikat mensuplarını (Sünnileri) organize ederken öte taraftan devleti işin içine çekerek devlet içinde yasal dini kurumlar oluşmasına hükmetmektedir. Müftülük ve ilçe müftülükleri kamu kurumları olarak faaliyet yapmakta, 300’ü aşkın personel ise kamu personeli olarak iş görmektedirler.

Laik devletin yeniden tanıma ihtiyacı var..

Laik devlet anlayışına göre devletin görevi, toplumda var olan farklı inanç topluluklarının kendi inançlarını özgürce yaşamalarını güvence altına almak ve genel toplumla olan ilişkilerini düzenlemekten ibarettir.
Bunun günümüzde uygulanan modellerine göre, başkanlığını yetkili bir devlet görevlisinin üstlendiği ve dini gurupların seçilmiş ya da görevlendirilmiş temsilcilerinden oluşan bir konsey yapılanmasıdır. Her dini topluluk, birer sivil toplum kuruluşu olarak çalışmakta, kendi hiyerarşik düzenleri içerisinde kendi dini ritüellerini engelsiz olarak yaşayabilmektedir. Konseyde yer alabilmek ise belirli sayılara ulaşmış imzalı dilekçeler ile mümkün olmaktadır.

İslamiyetin çok yoğun olarak yaşandığı Endonezya’nın Java adasına bir seyahatim sırasında mihmandara sorduğumuz bazı sorulara aldığımız cevaplara hayret etmiştik. Çok büyük bölümü Müslüman olan 134 milyon nüfuslu adada devlet, cami dahil hiç bir dini mekanın inşasına karar veremez katkıda bulunamaz. Devletin din görevlilerinin maaş veya ücretleri ile ilgili herhangi bir yükümlülüğü yoktur. Dini faaliyetler gönüllü olarak yaşanan faaliyetlerdir ve her dini cemaat ödemelerini topladıkları bağışlardan sağlamaktadırlar.

Devletin oluşturduğu bir konseyde çoğunluk olan müslümanlar yanısıra, Budistler, Hindular, Hıristiyanlar ve çeşitli tabiat dinlerine inananlar birlikte görev yapmakta, her topluluğun hukuki gereksinimleri üzerine çalışma yapmaktadırlar. Bizde ise, kendi kendini “İslami bir kuruluş” olarak ilan eden Evkaf, yasasında olmasına rağmen din görevlilerinin maaşlarını dahi ödememekte, külliyetli miktardaki bu ödeneği ve cami yapımını devlete yükleyerek İslamın bir devlet dinine dönüşmesine hizmet etmektedir. Ne Din İşleri Dairesi ne de Evkaf, Alevilik dahil toplumda görünür olmaya başlamış farklı dini varlıkları yok saymaktadırlar.

Kısacası; KKTC’de dünyevi çağdaş gerekçelere dayandırılan seküler bir yaşam anlayışı projesi oluşturulmazsa, özel olarak Türkiye orijinli İslamcı anlayışın genel olarak ise dini kısıtlamaların yaşam tarzımızı bozucu etkilerinden kurtulmamız söz konusu değildir. Üstelik günümüz islamı ile siyasetin bu derecede iç içe olduğu koşullarda. Ve yanıbaşımızda giderek muhafazakarlaşsan koskoca Türkiye varken.







Başa dön tuşu