Köşe Yazarları

Sevginin gücü, gücün sevgisini alt ettiğinde…


Hangi döneme bakılırsa bakılsın Kıbrıs’ta hiçbir dönem uzun zaman huzur ve barış olmamıştır.

Zorlama bir şekilde, ya da kendi haklılığını ispat etmek için söylenen “Barış ve huzur” ortamları da gerçek bir barış ve huzur ortamını anlatmaktan uzaktır.

Bir didişme, bir tedirginlik hep var olagelmiştir.

Martin Luter King “Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik. Ancak bu arada çok basit bir sanatı unuttuk; kardeş olarak yaşamayı” der…

Barış, barış içinde yaşanabilirse algılanır ne olduğu; yaşamayanlar açısından barışın ne olduğu tartışmalıdır.

Nitekim, bizim bölgemizde “barış” ın anlamı herkese, her fikre, her gruba göre değişiyor neredeyse ve bu konu üzerinde bölünmeler, ayrışmalar, kamplaşmalar oluyor.

Ama insanların barışı bilmemesi bir kusur mu?

İsa çarmıhta gerili dururken böğrünü bir mızrak ucuyla deşen Romalı askerler için Tanrı’ya yakararak “baba onları affet, ne yaptıklarını bilmiyorlar” demişti.

Ne yaptığını bilmeyen yığınla insan vardır dünyada…

Ünlü devlet adamı ve aynı zamanda filozof olan Markus Cicero’nun “Kötü bir barış her zaman haklı bir savaştan iyidir” şeklinde bir sözü vardır.

Cicero öyle demişti ama o da M.Ö yaşadığı dönemde şiddetten kurtulamamış, başı kesilmiş, elleri de kesilerek senato kapısına çivilenmişti…

Savaşı askerler öğrenir, barışı siviller.

Hangi eğitim tedrisatında savaş sanatları öğretisi vardır ki?

Bu askeri akademilerin işi.

Bir zamanlar Prusya hükümdarı olan Büyük Frederik bir askerdi ve birçok savaşlara katılmış, birçok yenilgiler almış, birçok zaferler kazanmıştı ülkesi adına.

Bu deneyimli hükümdarın “Eğer askerler düşünmeye başlasalardı, orduda kimse kalmazdı” şeklindeki sözleri ibret vericidir…

Savaş da, barış da yaşayarak bilinir.

Herhangi bir savaşa katılan ve savaşla yüz yüze gelen birisinin ikinci bir savaşa istek ve coşkuyla – hangi nedenlerle olursa olsun- katılmak istemesi için aklını kaçırmış olması lazım ama bu kaçıkların sayısı tarihte çoktur…

Barış değerli bir kavramdır ama bunun değerli olması için uğrunda mücadele verilmesi gerekiyor; yaşanmadıkça barışa özlem duyulması; dile getirilmesi gayet doğaldır.

Barış, savaş ve buna benzer olaylar sırasında dile getirilmeli, bu istek tam da bu olaylar sırasında yükseltilmelidir.

Kimi savaşların “haklı savaş” olarak nitelendirildiği ortamlarda bile bu istemden vaz geçmek, savaşa katılanları ve savaş kararı verenleri de zor durumda bırakabilir.

Bırakmasaydı eğer, kim bir silahlı harekatın adını “barış” koyma gereği duyardı ki?

Savaş kararı verenler bir savaşın adına “barış” deme gereğini duyuyorlarsa, sarılacak biricik şey odur; barıştır.

Buna rağmen bir yandan silahlı bir harekata “barış harekatı”, “barış pınarı” denirken, barışı isteyenlerin barış istiyorlar diye binbir yaftalamalarla baskı altına alınması, ne biçim bir şeydir?

Nerde kaldı ki silahlı bir harekata “barış” adı konması o savaşı gerçekten barışla ilişkilendirmez.

Nihayetinde savaş savaştır, barış da barıştır.

Bir an II. Dünya Savaşı’nın adının “II. Dünya Barışı Savaşı” olarak isimlendirildiği düşünülürse neyi anlatmaya çalıştığımız daha kolay anlaşılabilir…

İnsanlığın barış içinde yaşaması için barıştan önce elde etmesi gereken şeyler vardır.

Bunu en iyi ifade eden ünlü müzisyen Jimi Hendrix’tir ki şöyle der:

“Sevginin gücü, gücün sevgisini alt ettiğinde dünya barışı bilecektir.”

 

 

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı