Serhat Uludağ: Kıbrıs’ta enerji devrimi yaşanmalı

0
114
serhat-uludağ

Serhat Uludağ, HK Ajansı’nın sorularını yanıtladı. Uludağ “KKTC’ye yatırım çekmek istenirse mevzuatın acilen gözden geçirilerek yeniden düzenlenmesi gerektiğini” söyledi.

Uludağ: Yabancı yatırımcı ve kalkınma isteniyorsa KKTC’deki mevzuat acilen gözden geçirilip değiştirilmelidir.

Uludağ: Artık kış uykusundan uyanarak çalışıp ülkemizi geliştirmeye başlama zamanı gelmiştir. Ancak o zaman dünyaya bu ülke bizimdir diyerek bize saygı duyulmasını bekleyebiliriz.

Türkiye’de marka ve tasarımını yaptığı ürünlerle satış yapan ve Türkiye’nin en büyük doğal gaz dağıtım firmalarından birinin icra kurulunda görev yapan Serhat Uludağ’ın en büyük hayali bir gün ülkesine geri dönerek orada hizmet vermek. Uludağ, Kıbrıs gibi bir adada enerjinin her zaman sorun olduğu düşüncesinde. Serhat Uludağ’a göre Kıbrıs’ta enerji konusunda ilk atılması gereken adım yeni binaların enerji verimliliği yüksek sekide inşa edilmesi.

Serhat Uludağ, HK Ajansı’nın sorularını yanıtladı. Uludağ “KKTC’ye yatırım çekmek istenirse mevzuatın acilen gözden geçirilerek yeniden düzenlenmesi gerektiğini” söyledi.

İşte detaylar:

 

Soru:. Kamuoyunun sizi daha yakından tanıması için bize kendinizi anlatır mısınız ?

Uludağ: Baf’lı bir baba, ve Girne’li bir annenin çocuğu olarak Lefkoşa’da doğdum. Arabahmet İlkokulu ve Lefkoşa Türk Maarif Koleji’nden mezun olduktan sonra, ABD devlet bursu ile üniversite eğitimimi, Elektrik Mühendisliği üzerine Ekonomi yan dalı ile ABD’de tamamladım. Bir yıl Avusturya’da Viyana Teknik Üniversitesi’nde eğitim gördükten sonra, Yüksek Lisans eğitimimi Mühendislik İşletmesi dalında gene ABD’de bitirdim. Üniversite boyunca yenilenebilir enerjiye büyük ilgim vardı. Üniversitemdeki “Güneş Enerjisi Arabası” projesine katıldım. ABD’deki bazı güneş enerjisi ürünlerini Kıbrıs’a getirmek için girişimlerde bulundum.

Hedeflerimden biri, Kıbrıs’a geri dönerek, Kuzey Kıbrıs ekonomisine büyük bir canlılık ve umut getiren Asil Nadir’in Polly Peck firmasında görev almaktı. Sayın Nadir’le temasa geçtim. Ancak kısa bir süre sonra bilinen sorunları ortaya çıktı. Ve ben de Kıbrıs’ta iş imkanlarının kısıtlı olmasından dolayı, Türkiye’ye yöneldim. İş hayatıma 1992 yılında Türkiye’de uluslararası bir firmada bilgi işlem uzmanlığı yaparak başladım. Gene uluslararası bir firmada özellikle perakende sektörü üzerine yönetim danışmanlığı yaptıktan sonra, kendi işimi kurdum. Farklı bayilikler yanında, marka ve tasarımını kendimin yaptığı ve KKTC’de ürettirdiğim ürünlerin Türkiye’de satışını yaptım.

2005 yılında profesyonel hayata geri dönerek, Türkiye’de enerji sektöründe yerli ve yabancı firmalarda görev aldım.

Türkiye’de kurulmuş olan KIBİSAD’ın (Kıbrıslı İşadamları ve Profesyonelleri Derneği) kurucu üyelerinden ve halen Yönetim Kurulu üyesiyim. Üyesi olduğum birçok başka yerli ve yabancı dernek yanında, Türkiye Enerji Ticareti Derneği’nin kurucu üyesiyim. Evliyim ve iki çocuk babasıyım.

Soru:  Kaç yıldır yurt dışında yaşıyorsunuz ve İstanbul’da yaşamaya iten neden nedir sizi?

Uludağ: 1985 yılında üniversite için yurtdışına çıktım. Eğitimimden sonra adaya dönmeyi çok isterdim. Ancak, az once belirttiğim gibi, iş imkanlarının yetersizliğinden dolayı Türkiye’de çalışmaya başladım. Geçen yıllar boyunca Kıbrısla bağım hep devam etti, her zaman geri dönmek için fırsat kolladım. Bu, yurtdışında yaşayan Kıbrıslılarda genel bir hayali. Kuzey Kıbrıs’ın izolasyonlardan etkilenmesi sonucu imkanların benzerlerine göre daha az olduğundan bahsedebiliriz, ancak, dünyada 1980’lerden sonra hızlanan küreselleşme ile, büyük ülke/şehirlere büyük bir göç yaşandı. Ada ekonomileri bunu daha fazla hissetti. Kuzey Kıbrıs’tan dışarıya olan göçün bir benzeri, farklı boyutta olsa da, Güney’de de yaşandığını biliyoruz. Diğer yandan, gelen göçlerle tek tip homojen toplumlar dışarıdan gelen göçlerle artık çok renkli heterojen bir kimliğe bürünüyor. Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan insanların etnik kökenlerinde de bu çeşitliliği görüyoruz. Toplumumuzun çok çeşitliliğe, çok renkliliğe alışması, ve bu değişimin getirdiği yeni sorumlulukların devlet kurumları tarafından ciddiyetiyle yönetilmesi gerekiyor.

Soru: İstanbul’da yaptığınız iş konusunda bize biraz bilgi verebilir misiniz?

Uludağ: 2005 yılında çalışmaya başladığım enerji sektöründe, Türkiye enerji piyasasındaki gelişmelerin içinde oldum. Enerji piyasaları, yenilenebilir enerji, uluslararası doğal gaz ve elektrik üretimi ve ticareti, geri dönüşüm, karbon salımı konuları dahil olmak üzere birçok alanda uluslararası tecrübem oldu. İsviçre’nin en büyük enerji firmasının Türkiye Ülke Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi görevlerini yürüttükten sonra,  Fransız menşeli, dünyanın en büyük enerji firmalarından birinin enerji ticareti şirketinin Türkiye Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi görevlerini üstlendim. Halen,  Türkiye’nin en büyük doğal gaz dağıtım firmalarından birinin İcra Kurulu üyesi görevini yürütmekteyim.

Soru: Yaptığınız işle ilgili Kıbrıs’taki durumu değerlendirir misiniz?

Uludağ: Kıbrıs gibi adalarda enerji her zaman sorun olmuştur. Yakın zamana kadar Malta ve halen Yunan adalarının birçoğunda verimsiz fuel oil santralleri çalışmaktadır. Bu santraller, çevreyi kirletirken enerjiyi de pahalıya mal etmektedirler. Kıbrıs da aynı sorunlardan muzdariptir. İklime uygun olmayan yapılaşmadan dolayı, yaz  aylarında soğumayan, kış aylarında ısınmayan mekanlar enerji maliyetini ülke ekonomisi üzerinde büyük yük haline getirmektedir. Kıbrıs’ın enerji sorununun çözümündeki ilk adımın, enerji verimliliği olduğunu düşünüyorum. Boşa harcanan enerji en pahalı enerjidir. Mevzuatta yapılacak değişiklikle, yeni binaların enerji verimliliği yüksek şekilde inşa edilmesi, varolan bina stoğunun da belli bir zaman içinde ve halka hiçbir ekonomik yük getirmeden, enerji verimli hale getirilmesi gerekmektedir. Bu projelerle ilgili hali hazırda uluslararası finansman kaynakları mevcuttur. Buradan elde edilecek tasarrufla, ülke ekonomisi ciddi ve kalıcı yarar sağlayacaktır. Üniversiteler Ar-Ge yapabilir. Diğer yandan, yenilenebilir enerji, özellikle de güneş enerjisi, akıllı şebekeler ve depolama sistemleri kurarak, daha fazla kullanılmalıdır. Çatılarda kurulacak sistemlerle artık dünya, merkezi santralleri terk etmeye doğru gitmektedir, yerinde üretim-tüketim sistemlerine geçmektedir. Dağıtık üretim diye adlandırılan bu sistemlerle, tüketiciler artık birer üretici ve ekonomiye katkı sağlayan bir birim haline gelmektedir. İnternet devriminden sonra, enerji devrimi de toplumların gelir dağılımını önemli bir şekilde değiştirecek, enerjiyi “demokratikleştirecek”. Şu an içinde bulunduğumuz enerji sorununu dünyada ve Türkiye’de bulunan birçok finansal fonu da kullanarak bir fırsata dönüştürmek bizim elimizde.

Soru: Az önce İstanbul’da yaşayan Kıbrıslı Türklerin kurduğu bir dernek olan KIBİSAD’dan bahsettiniz. Burada ne gibi faaliyetler yapıyorsunuz ve beklentiniz nedir Kktc hükümetinden?
Uludağ: 
KIBİSAD olarak öncelikle Türkiye’de yaşayan birçok Kıbrıslı profesyonel ve girişimcileri bir araya getirmeyi ve aralarındaki olası sinerjileri ortaya çıkarmayı hedefledik. Kıbrıs’tan ve Türkiye’den başarılı insanlarımızı ödüllendirerek teşvik ettik, tanıttık. Kıbrıs’la daha yakın işbirliği ve bilgi birikimini aktarabilmek için imkanlarını araştırmak için devlet kurumları ve İŞAD dahil birçok dernekle görüşmelerimiz oldu. Gözlemci statüsü ile birbirimizin genel kurullarına katılıyoruz. Önceki KKTC hükümetleri zamanında, başbakan seviyesinde zaman zaman enerji ve diğer konularda görüşlerimize başvuruldu. Bunun daha yoğun bir şekilde devam etmesini, yurtdışındaki bilgi birikiminin KKTC devletinin yararına kullanılmasını arzu ediyoruz. Şahsen, KKTC devletinin, yurtdışındaki iş insanlarımızın ülkemize yatırım yapmasını kolaylaştırıcı olmasını beklerim.
Soru: İstanbul’da yaşayan Kıbrıslılar olarak KKTC’ye baktığınız zaman nasıl bir tablo görüyorsunuz?
Uludağ: KKTC, geçmişten gelen birikimlerini tüketmekte olan bir görüntü veriyor. Eğitim sistemi, devlet düzeni, doğası, sağlık düzeni hep geriye gitmiş, yeni sorunlarla başa çıkamaz duruma gelmiş durumdadır. Kıbrıs Türkünün, ne yazık ki, kurduğu devlete (bu federe devlet olarak da devam edebilirdi) sahip çıktığını söylemek zor. Bazı devlet kurumlarındaki vurdumduymazlığı görmek üzücü. “Ben bir vatandaş olarak daha iyisine layıkım” dedirtiyor. 300,000 kişilik bir ülkede yaşıyoruz. İyi hizmet, iyi devlet bu kadar zor olmamalı.
Soru: KKTC’ye yatırım yapmak konusundaki görüşünüz nedir yurt dışındaki iş insanları olarak?
Uludağ:
 Ülkelerin diasporaları eğer doğru değerlendirilirse o ülkeyi dünyaya bağlayan çok büyük bir avantaj sağlayabilir. Kıbrıs dışında yaşayan imkanı olan Kıbrıslıların önemli bir kısmının gönüllerinde Kıbrıs’a yatırım yapmak yatar. Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs dışındaki nüfusu tam olarak bilinmese de, Kıbrıs’takinden daha fazla olduğu tahmin edilmektedir. Bir çoğu iş sahibi veya profesyonel olarak çok iyi yerlerde bulunan insanlarımızın KKTC’ye yatırım yapmak için birçok girişimlerinde, devlet kurumlarının zorlukları ile karşılaşıldığını duyuyoruz.

Soru: KKTC hükümetinden beklentileriniz nelerdir adaya yatırım yapılması için?
Uludağ:
 İmkanlar ve fırsatlar her geçen gün değişmektedir. Teknoloji, internet ve yazılım sınır tanımayan ekonomik değerlerdir. Turizmin küçük yatırımcıya ve çevreye katkısı yüksek olacak şekilde yeniden tasarlanması gerekir. Mimarimizi, köy kültürümüzü koruyarak daha atılımcı stratejilerle geliştirilmesi gerekir. Ada ekomimizin buna göre yeni bir vizyon çerçevesinde tasarlanması gerekir. Bu vizyon çerçevesinde, yatırımcılar önünü daha net görebilecek ve yatırım yapmaya hazır olacaklardır. Diğer yandan, az once belirttiğim bürokratik engellerin acilen kolaylaştırılması gerekir. KKTC’ye yatırım çekmek istersek, kanunlar çerçevesinde, birçok prosedürün acilen kolaylaştırılması gerekir.

Soru:. Ülke ekonomisini nasıl değerlendirirsiniz?
Uludağ: Ada ekonomileri her zaman zordur. Hele hele bölünmüş, ve izolasyon altındaki bir ada ekonomisi daha da büyük zorluklarla başa çıkmak zorundadır. Bu zorluklarla, ancak kenetlenip el birliği ile başa çıkılabilir. Bu gemiyi nasıl yüzdüreceğimizi ve sürdürülebilir ekonomi hedefine ulaştırabileceğimizi, özel sektör, finans kurumları, üniversiteler ve STK’larla birlikte tasarlamak ve uygulamak zorundayız. Malta KKTC’nin 10’da 1’inden küçüktür. Nüfusu yaklaşık 450,000 civarındadır. Su kaynakları son derece kıttır. Çoğu kaya olan ülkede tarım alanları son derece azdır. AB’ye üye olmadan önce bile, devlet işleyişi, ekonomi stratejileri, turizm stratejileri, mimari değerlerini koruma konusunda çok ilerideydiler.

Bizlerin de artık kış uykumuzdan uyanarak, çalışıp ülkemizi geliştirmeye başlama zamanımız gelmiştir. Ancak o zaman dünyaya, “bu ülke bizimdir” diyerek, bize saygı duyulmasını bekleyebiliriz.

Bir girişimcilik merkezinin kurulması gerektiğini düşünüyorum. Girişimcilik, yalnızca fikirler maddi desteğin buluşması ile başarılı olamaz. Fikirden piyasaya uygulamanın çok iyi planlanması gerekiyor.

90,000’e ulaşan üniversite öğrenci sayımızla, büyük bir yabancı dil, araştırma/geliştirme, ve dinamizm imkanımız bulunuyor. Teknoloji çağı, sanayi devrimi 4.0 ve internetin sunduğu imkanları bu potansiyel ile birleştirebildiğimiz zaman ekonomik izolasyonları çok büyük oranda ortadan kaldırabiliriz.

Soru: İlerleyen dönemlerde adaya kesin dönüş yapmayı düşünüyor musunuz?
Uludağ: Gönlümüz hep Kıbrıs’ta zaten. Çocuklarımızın Kıbrıslı yetişmesini istedik. Çocuklarımızın eğitimi ve Kıbrıs’ı daha iyi tanıyarak yetişmeleri için 2014 yılında Kıbrıs’a geri dönüş yaptık. Ancak ben henüz İstanbul’dan kopabilmiş değilim. Er ya da geç tamamen Kıbrıs’a yerleşeceğiz.

SOru: Son olarak neler eklemek istersiniz?
Uludağ: 1974 öncesindeki tedirgin varoluş savaşından, sonrasındaki huzur ve umut dönemine geçişi yaşadık.

Ancak vatanseverlik bazılarının ideolojilerinin gölgesinde kaldı ve içi boşaltıldı. Ne yazık ki siyasilerin şimdiye kadar gösterdikleri ideolojik yaklaşımlar, sağ veya sol, Kuzey Kıbrıs’ta toplumu ileriye taşıyacak bir yönetimin oluşmasına engel olmuştur. Hatta tam aksine kısa vadeli, Kıbrıs sorununun çözümüne endeksli veya sorunlarımızla ilgili başkalarını sorumlu tutan siyasetler, toplumu ve ülkeyi geriye götürmüştür, yozlaşmasına neden olmuştur. Daha da ileriye giderek, topluma telkin edilen bir “öğretilmiş çaresizlik” olduğunu düşünüyorum. “Hiç birşey değişmez. Ambargolardan dolayı hiçbir şey yapamayız. Ancak Kıbrıs sorunu hallolursa, Kıbrıslı Türklerin yönetim sorunları çözülecek” telkini Kıbrıslı Türkler için son derece tehlikelidir. Gençlerin hayallerini yerine getiremeyecekleri bir ülkeye bağlı olmalarını bekleyemezsiniz.

Kendine yetmeyen, dış ilişkilere yüksek bağımlılık içinde ve sorunlarının çözümünü dış etkenlere bağlayan bir Kuzey Kıbrıs’ın Kıbrıs sorunu ile ilgili sağlıklı bir karar vermesi de beklenemez. Tam aksine, sağlıksız ve kendisini başka sorunlara sürükleyecek kararlar verme ihtimali de yüksektir.

Gerçek izolasyonlardan çok kendi kendimize koyduğumuz zihinzel izolasyonların gelişimimizi engellediğini düşünüyorum. İleriye doğru atılım yapmak için, idealist, cesur, yenilikçi ve gerçekten ülkesini seven insanların yönetime gelmesi gerekir. Vatanını sevmek demek, vatanına hizmet etmek, kamu ve özel kuruluşların görevlerini ciddiyet ve sorumluluk duygusu ile hakkıyla yapmaları demek, vatanını iyi, adil, şeffaf yönetmek, ülkenin kaynaklarını ülkenin sürdürülebilir kalkınması için kullanmak demektir. Kıbrıslıların kendilerine layık gördükleri yönetim şeklini talep ettikleri ve elde ettikleri zaman, Kıbrıslı Türkler gerçek devletlerine sahip olacaklardır. Bu da, Kıbrıs’ta iki toplum arasında hala kurulamamış olan karşılıklı saygının kurulmasını sağlayarak, yaşayabilir bir anlaşmanın zeminini oluşturacaktır.