Köşe Yazarları

Şaşmaz Oto Sanayi Sitesi’nde sıra dışı bir tamirhane






“Okumazsa ver sanayiye!” İçine bir tutam ceza, bir tutam çözüm katılmış bu cümleyi bazen anne babalar, bazen etraftakiler sıklıkla kullanıyorlar. Burada çocuğun tembelliğine kesilmiş bir ceza ama aynı zamanda “Sanayi” fikrine küçümseyen bir bakış da vardır. Sanayiyi yağlı, kirli, paslı, korkunç bir yer olarak bilinçaltımıza yerleştirmişiz; çocuklarımıza her fırsatta bir tehdit olarak kullanıyoruz. Üniversite okumak en yüce kavram ama çıraklık “Eh işte mecburiyet!” Ne zaman bu önyargılarımızdan kurtulup, çocuklarımızı rahat bırakacağız acaba? Bırakın kendi amaçlarını belirleyip, kendi hedeflerini koysunlar ve ideallerinin peşinden gitsinler.

Ankara’da Şaşmaz Oto Sanayi Sitesi’ne “Park Garaj”da, Aydoğan Doğan ve ekibine konuk olduk.



“Dünyaya on kez gelsem, onunda da otomobil tamircisi olurdum” diye başlıyor Aydoğan Usta söze. On yaşında henüz bir çocukken oto sanayide tanışmış yağlı alet ve araç gereçlerle. Sonrasında eğitimini lise düzeyinde tamamlamış ama benim üniversitem oto sanayi diyerek atılmış bu mesleğe. “Acaba başarır mıyım? Acaba yeterince kazanabilir miyim?” endişelerine kulaklarını tıkayarak, yüreğinin götürdüğü yere doğru, ideallerinin peşinden giderek ve çok çalışarak Aydoğan Usta markasını yaratmış.

Mercedes markasıyla başlamış önce; bu markanın tüm ayrıntılarını çözümleyince Volvo’ya yönelmiş; Opel Cruze derken her marka aracın ince detaylarına hâkim olmaya başlamış. Profesyonel eğitimlerle, kendi araştırmalarıyla, en iyi olma yolunda ilerlemiş. Aydoğan Usta anlatırken, heyecan ve tutkusunun hiç eksilmediğini görebiliyoruz. “Kimsenin bulamadığı arızaları bize yolluyorlar ve ‘Aydoğan Usta’ya arızayı bulamadılar deyin mutlaka’ diyorlar. Kimse arızayı bulamamış mı? Çekilin, bu benim işim diyorum ve o arızayı mutlaka buluyoruz. Karışık bir matematik problemi gibi çözene dek uğraşıyorum ve bulduğum an benim için tarifsiz bir mutluluk oluyor.” diye anlatıyor.

Altı yıl tek başına tamirhanesinde işleri yürütmüş. “Diğer ekip üyeleri ile nasıl bir araya geldiniz?” diye sordum. “Aslında tamamen bir rastlantı” diyor Aydoğan Bey gülerek ve devam ediyor: “Ben bir araba satmıştım, arabanın eksikleri vardı; Atılgan Saraçlar’la tanıştım. O da, Alp Yılmaz’ı çağırdı, onun sayesinde de Alp ile tanıştım. Baktık ki hepimizin ortak tutkusu arabalar; bir araya gelmeye ve birlikte çalışmaya karar verdik. Atılgan Bey muhasebe, iletişim gibi idari işlerle ilgileniyor, Alp Bey ise tamir ve teknik kısımda benimle birlikte çalışıyor, böylelikle son dört yıldır üç kişilik ekip bir arada çalışmaktayız.” Alp Yılmaz’ın aslında Ankara Üniversitesi’nden mezun bir ziraat mühendisi olduğunu öğreniyoruz ancak görüyoruz ki, esas yapmak istediği neyse ona yönelmiş, gerçekte ne istediğini bulmuş.

Burayı farklı kılan, işlerine tutkuyla sarılmaları değil sadece. Sıradan bir tamirhanenin çok ötesinde, biraz hobi bahçesi, biraz kültür merkezi tadında farklı bir konsept yaratılmış. “Sanayi denince, insanlar olumsuz düşüncelerle, önyargılarla yaklaşıyorlar. Kadınların tek başına gelemeyeceği kirli, paslı, kötü ortamlar olarak düşünülüyor. Bu olumsuz fikirleri değiştirmek, sanayide kadın, erkek herkesin rahatça gelebildiği ve keyifli zaman geçirdiği bir ortam yaratmak istedim. Burada kiracı olmamıza rağmen üst katın tasarımı için yaklaşık 500 bin lira harcadım. Ortaya çıkan sonucun bizler kadar müşterilerimizi de memnun ettiğini görmek bizlere yetiyor, harcanan her kuruşa ve emeğe değdiğini düşünüyoruz.” diye anlatıyor Aydoğan Usta ve sonra bize etrafı gezdirmeye başlıyor.

Sade ama başarılı graffiti çalışmalarıyla bezenmiş koyu renk duvarlar bizi kucaklıyor. “Bu resimleri sanatçılara yaptırdım ve odalardaki her bir eşyayı, bizler, beyin fırtınası yaparak tasarladık; çoğu malzemeyi, hafta sonları işimiz olmadığında kaynatarak, keserek vesaire oluşturduk, boyadık” diyor gururla. “Bazen arızaların yapılması zaman alıyor ve kadınların da, erkeklerin de beklerken sıkılmadan keyifle zaman geçirmelerini istedik” diyerek yaratılan bu farklı mekânın ana fikrini açıklıyor gülümseyerek.

İçerisinde dev bir ekran, ses ve sinema sistemi olan mini sinema salonundan başlıyoruz gezimize. Koltuklar ustaların özel tasarımı. Oldukça havalı, hoş bir salon. Biraz orada oturup sohbet ediyoruz. Sonra çalışma odasına geçiyoruz. Yine özel tasarım mobilyalar dikkatimizi çekiyor, usta tasarımcılara taş çıkartan estetik ve uyum göze çarpıyor. “Ev ofis düzeninde çalışan müşteriler oluyor, aracının yapılmasını beklerken burada çalışma imkânı buluyorlar.” diyor. İnternet ve diğer donanımlar ile mini bir ofis düzeni kurulmuş. Arada bölme ile ayrılmış kitap okuma köşesine geçiyoruz. Yine her ayrıntısıyla şirin ve huzurlu bir alan yaratılmış; duvarlarda küçük raflara kitaplar konulmuş. “Bir de plağımız var burada” diyerek dokunuyor plağa ve Cem Karaca’nın sesi doluyor odaya “…Ustama dedim ki bugün giymeyim tulumları; arkası puslu aynamda taradım saçlarımı…” Gülümsüyoruz hep birlikte.

Bir başka salona geçiyoruz; burası oyun odası olarak tasarlanmış: bilardo, masa tenisi ve play station seçenekleri mevcut; duvarlar, tavan, zemin, her şey bütün olarak uyumlu. Sonra misafir yatak odasını bize gösteriyor: “Nöbetten çıkan asker ve polisler oluyor, aracı beklerken, yatıp dinlenip, uyumak isteyebilirler veya gece yolda kalıp bize başvuranlar oluyor; o saatte kalacak yer derdine düşmüyorlar, bu odada misafir ediyoruz.” diyor.

Duş ve lavabolar bile özel seçilmiş araba plakası desenli seramikler ile kaplanmış. “O seramikleri çok aradım ve zor buldum” diye açıklıyor. Son olarak da küçük şirin bir balkondan geçilen, araba lastikleriyle dekore edilmiş bir terasa geçiyoruz. Balkon çıkışında mini bir mutfak var; “Misafirler dilerlerse burada çay kahve alıp terasta zaman geçirebilirler.” diye ekliyor. Ayrıca şuan garajda dört adet klasik arabanın restorasyon işlerinin de devam ettiğini belirtiyor.

Bu sıra dışı tamirhanede gördüklerimiz bu kadardı ama Aydoğan Usta’nın anlatacakları henüz bitmemişti. Profesyonel olarak bowling oynadığından, bir de takımları olduğundan bahsetti. Sosyal sorumluluk projelerine de destek verdiğini öğreniyoruz. Anda Kardeşe Vefa Derneği’nin yönetim kurulunda olduğunu, ihtiyaç sahibi insanlarla, yardım gönüllülerini buluşturduklarını; arama kurtarma ekiplerinin olduğunu anlatıyor. Kişisel girişimleriyle sokak hayvanlarına mama bağışı toplamaya çalıştığını da ekliyor.

O en çok merak edilen soruyu soruyorum: “Aylık kazancınız nasıl?” Gülümsüyor: “Mutlu olacak kadar! Para gelir, gider, tekrar kazanılır ama mutlu olabilmek önemli olan.” diyerek noktayı koyuyor.

”Sevdiğiniz işi yaparsanız bir gün bile çalışmış sayılmazsınız.” Konfüçyüs







Başa dön tuşu