Köşe Yazarları

RUSYA UKRAYNA SAVAŞINI DÜŞÜNÜRKEN  HATIRLADIKLARIM…(VE HELLİME DİKKAT)







Sık sık soruyoruz:  “KKTC nereye koşuyor?” Ki “koşmak” ne kelime yürümekte bile zorlanıyoruz!




Öyle mi gerçekten? Büyük olasılıkla evet! Ve hatırıma geliyor:



BİR devrelerde bu ülkede yine öylesine umutsuzluk rüzgârları esiyordu!

“Varoluşçuluk” felsefesinin filozofu sayılan Sartre’nin,  “alt tabaka toplum  insanları    yukarılara doğru tırmanırlarken geride kalanlarına kakma atarlar” dediğine nazire bizde de  “pis entellektüeller” lafının “kopyaları” türediydi. Şöyle ki  Marksizmin faziletinden söz ediyorlardı!                    O DÖNEMLERDE  Sovyet Rusya’da henüz Gorbaçov’un 1990’larda gerçekleştirdiği “Glasnost” ve “Perestroyka” denilen devrimleri gerçekleşmemişti.

RUSYA kapalı bir kutuydu ve “komünizmin kâbesi” olarak görülüyordu..                                              Şöyle ki 1974’lerden önce Mağusa limanında çalışırken görürdük:   Ne zaman rıhtıma bir Sovyet Rus gemisi bağlansa,  pek çok AKEL yanlıları Rum işçiler, inanılması güçtür ama o vapurların  devasa gövdelerini oluşturan, yer yer boyaları dökülmüş   soğuk demirlerini öperlerdi! Rusya aşkıyla  Bolşevizm öylesi kutsaldı!

***

FAKAT  GÜN GELECEK “komünizm”   ya da “Bolşevik ihtilali” gibilerinden hareketlerdir ki dünyadaki “işçilerle emekçilerin,”  haklarının sağlanmasına da neden olacaktı!                                Tepedeki “burjuvazi” yıkılırken yerine en alt katmanı oluşturan   “halk”  gelecek  egemen sınıf durumuna geçecekti..                                                         YANİ üçgenin tepesindeki küçük azınlık olan  burjuvazi yıkılırken  yerini “halk” alacaktı..

TABİ o yıllarda nasıl  bir akıl tutulmasıysa  bunu gerçekleştirecek ülkenin de Komünist Rusya  olacağına inanılıyordu!.

ASLINDA yadsınamaz gerçek   var olan Amerikan  ve Batı emperyalizmine karşı ezilen ve hakları yenilen halkların umuduydu! Ki o umutları da  Lenin’li  Stalin’li Rusya ve öğretileri besliyordu!            BUNA karşın Rusya hâlâ kapalı bir kutuydu ve hakkında en az bilgiye sahip olduğumuz ülke de “komünizm sosyalizm” tutkularımıza  karşın  “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği”nin başı olan Rusya’ydı.

***                                 KIBRISTA da başını Akel’in çektiği “komünizm” rüzgârları esiyordu..  MARKS’ın kitapları yanı sıra ünlü komünist Jean Baby’nin kitapları  ellerimizden düşürmezdi!                                                                        O kitaplarda ,         “Komünist  rejimin minnacık  çocukları daha “bebeklikleri dönemindeyken  ailelerden ayırıp Devletin okullarında yetiştireceği” tezleri yer alıyordu..                                               Ailelerin kollektif yaşamlar içinde birlikte üretime katılacağı anlatılırdı… Kolhozlar bu akımların  sonucu olarak oluşuyor, kollektif yaşam ve üretim savunuluyordu!”                                                                   O YILLARDA adına “sol devrim” dediğimiz öylesi akımlar öğrfetileri hayallerimizde uçuşurken doğrusu bizim aklımızla fikrimizi de uçuruyordu!            Kİ BUGÜN Ukrayna’yı vururken insanlığın en acımasız olaylarına yeni ve kanlı olaylar katan  Rusya’ya  işte o yıllarda  öylesine hayallerle “dünya insanlığının kurtarıcısı” olarak bakardık! Ne büyük gaflet!                                                                                    Kİ Şimdilerde dünya insanlığı “acaba Ukrayna’yı Rusya’nın elinden nasıl kurtarabiliriz” diye kıvranmakta!

***                                               NEYİ ANLATMAYA ÇALIŞIYORUM? Bu adada Kıbrıs Türk halkı ve “Türk-Rum “Kıbrıs halkı” tarihi süreci içinde hiç “rastgele yaşamadı!” Tevekkülde bulunmadı! Kİ hatırlatayım:                                         Dünyada komünizm rüzgârları eserken bir yandan da Ortodoks kiliselerinin en etkili Başpiskoposluklardan biri de hem Moskova hem İstanbul’dakine rakip Kıbrıs’ta gelişip büyüyordu.         Nitekim Makarios İstanbul Patrikhanesinde yetişiyor Kıbrıs’ta gelişip adını dünya Ortodoks alemine kazırken, adada “Enosisi”  gerçekleştirme mücadelesiyle de siyasetin şah damarında atıyordu!

İngiliz İdaresindeyken “koloni yönetimine” de karşı çıkıyor, adadaki Türkleri yok sayarak “Enosisi” gerçekleştirip Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için adada EOKA ile terör estiriyordu!

Özgürlük ve egemenliği için bağımsızlık savaşı da veriyor, Devlet olmanın arayışlarında parlamenter sistem yanı sıra “komünizmi” de kullanıyordu!

***

KIBRIS TÜRK HALKINA GELİNCE:  Tüm bu tarihi, siyasi ve teokratik gelişmelere karşın Kıbrıs Türk halkı sadece tek bir ülkeye ilkeye inandı. Anavatan dediği Türkiye’ye ve o Türkiye’nin yaratıcısı Atatürk ile ilkelerine…  Hiç unutmayalım:                                       İŞTE bu nedenledir ki  bu adada ne Rusya’nın yerle yeksan ettiği Ukrayna olduk ne de Filistin halkı!

FAKAT  doğrusu şu ki  bir zamanlar varoluş arayışlarında Komünizmin bile kapılarını çalarken;  şimdilerde dünyanın en demokratik rejimi olması gereken “çok partili parlamenter sistemi” bile sindirmekte zorluk çekiyoruz! Ki artık bir iki aylık süreler içinde Hükümetler yıkıp yeni hükümetler kuruyoruz!

BUNDAN öte de ne işimiz kaldı yapacak ne de gücümüz kaldı ayakta duracak!                                Kendi bacaklarını yiyen ahtapotlar gibi   kendi bünyemizi kemiriyoruz!

***

BUNLARA KARŞIN: Sadece İngiliz’in söylediği değildir. Allah’ın kelamında da vardır. “Gecenin en karanlık anı  güneşin  hemen doğmadan öncesi o kısa süreli  ve koyu karanlıktır.

***                                                            Kİ ne zaman toplum katlarında bir kıpırdanma görsem “hah” derim, “işte yeni bir fırsat. Toplumun önünde açılan yeni bir kapı.. Tek yapmamız gereken o fırsatı değerlendirmek kararlığında  o kapıdan geçmektir..” VE olay şudur:                                                                                   ***

İŞTE BİR AÇILAN BİR FIRSAT KAPISI: (HELLİM) Geçtiğimiz hafta medyada bir haber salındıydı.. Şöyle:

“Yıllar sonra Kuzey’in  ve Güney’in ortak katılımıyla bir “Komite” kuruluyor. Zannedersem “Rum Türk kayıplarını arama çalışmaları”  ötesinde bu güne kadar iki toplumu ayni amaçta  birleştiren, üstelik AB destekli ilk “Komite” olmakta..                    OLAY Kıbrıs Helliminin AB pazarına girmesiyle ilgili. Komite 3 Türk ve 5 Rum’dan oluşacak. Açıklamayı Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı Emirali Deveci yaptı. Bu konuyu çok önemsediğini söyledi.                                                                                             ***

DOĞRUSU bizim de KKTC Devleti olarak çok önemsememiz gerekir..                                                      İSPAT etmeliyiz ki bu adada varoluş amacımız  Kuzey Güney olarak düşman kamplara ayrılıp Rusya Ukrayna misali birbirimizi salvo atışlarına tutarak  öldürmek değildir…

Kuzeyde ve Güney’de yaratacağımız iş ve güç birliğimizle barışı tesis ederken, tüm adaya refah ve istikrar getirmek üzerine kurulu anlaşmalarla Kıbrıs’ı yeniden ihya etmek ilkesinde el ele  tutuşmaktır.

Kİ ARTIK Rum tarafının da başını ellerinin arasına alıp karar vermesi gerekir. Bu adada mevcut olan bugünkü siyasi statüyü ters yüz etmek mümkün değildir. Türk halkını ambargolar altında tutmak siyasi yönden tanımamak ve geçen zaman içinde bu politikanın “tüm adanın Rum Yunan egemenliğine  uzanan mücadele yöntemi  olabileceğine inanmak, aptallıktan başka bir şey değildir. Anlamalıdırlar ki bu ada onlara da yeter bize de.. Kaldı ki çözüm olsa da olmasa Türk Rum halkları hep olacaktır.. BE nedenle:

***                                        HER İKİ toplumun da ortak ürünü olan “hellim” ve benzeri “iş güç birliktelikleri” eğer bu gerçeğin zihinsel ve siyasi anlayışa dayalı barışçı  kapılarını açarsa; işte Kıbrıs asıl o zaman  Doğu Akdeniz’in “incisi” olur..

Kİ ŞU ANDA yüzlerce yurttaşımız Güney’de iş aş para sağlamak için çalışmaktadırlar…

Ve her gün yüzlerce Rum yurttaşı Kuzey’e geçip alış veriş yapmaktadırlar.. Kaldı ki “ikili örgütler” de kültürel yönlerden tüm ada barışına katkıda bulunmaktadırlar.

BU “insani ve beşeri” diyeceğim ilişkileri “barışçı çözümle taçlandırmak” hem Kuzey’in hem Güney’in tutun ki “vatanlarına ve varoluşlarına” yönelik sevgilerinden kaynaklanan “Kıbrıslılık bilinciyle”  dünden çok daha kolay  ve kalıcı olabilmelidir, olmalıdır..                                           SON SÖZ  MÜ? Bundan sonra AB kapılarından geçip tüm ülkelere dağılacak olan “Kıbrıs Hellimine” dikkat! Sakın yüzümüze gözümüze bulaştırmayalım yazık olur!









Başa dön tuşu