Köşe Yazarları

RUM TARAFI DAHA ŞİMDİDEN KUZEY’İ NASIL “HAM YAPACAĞININ” UĞRAŞINA GİRMİŞ…






Müzakerelerin seyrinden çok “karşılıklı demeçler” dikkati çekmeye başladı! Taraflar henüz görüşmelerin ilk turunda ısınırlarken bir yandan da sanki kendilerine savunma ve hücum zemini oluşturuyorlar…
Bunların da ne “ortak açıklama” ile ilgisi oluyor ne de “güven artırıcı” özellikleri bulunuyor! Mesela Güney Rum liderliğinin bütün hesapları “tek egemenlik” şemsiyesinin altında yeniden Kuzey’e dönmek üzerine denklemleşiyor. Üstelik bu arzularını açıklamaktan da çekinmiyorlar…
Mesela daha şimdiden adadan ayrılacak TC’lilerin sayıları telaffuz edilirken “ayrılanlar kadar Rum’un Güney’den Kuzey’e yerleşeceğini” söylüyorlar!
Mesela DİSİ’nin Başkanı Neofitu “Girne’ye dönüş silinmiş bir sorun değildir, ulusal önceliktir ve erişilebilir hedeftir” diyor! Ve ekliyor: “Bu Kıbrıs’ın tamamındaki yerlerimize onur ve saygıyla dönüp yeniden kök salabilmek için elde etmek zorunda olduğumuz bir hedeftir…”
Öte yandan dün de yazdığımızca bizzat Anastasiadis, Papa’ya gidiyor, Kuzey’deki “kiliselerin kurtarılmalarından, restore edilmelerinden, Apotolos Andreas Manastırı’ndan söz ediyor…”
EROĞLU CEVAP VERMEYE ÇALIŞIYOR: Eroğlu hemen her gün ya direkt yahut dolaylı yollardan Güney’den işitilen bu seslere yahut medyasında ayazlanan haberlere cevap vermek durumunda kalıyor.
Bazen “tek bir TC’li Kuzey’den ayrılmayacak, Türk askeri adada kalacaktır” derken, bazen da “Güney’deki bir kısım Rum nüfusun Kuzey’e gelmesinin asla söz konusu olmadığını” söylüyor… Arada Maraş’ın iadesinin gündemde olmadığını açıklıyor…
VE ANLAYAMIYORUZ: Çünkü ortada bir “Annan Planı” deneyimi vardır. Orada da akıllara havzalara sığmayan gelişmeler yaşanmıştı… Bu gelişmeler kapsamındaki “çözüm şekli” Güzelyurt’un iadesini, altmış yetmiş yerleşim biriminin boşaltılarak Güney’den gelecek Rumlara teslimini, Türk askerinin adadan ayrılırken, arkasında sadece “bayrak töreni için sembolik bir birliğin kalacağını” çakıyordu… Elli bin TC’li adadan ayrılacak, Kuzey’de üç yörede yeniden göçmen durumuna düşecek Türkler için 20-25 bin kişilik yerleşim yerleri oluşturulacaktı…
Ve hiç unutmadık: Nihai çözümde bir kez daha göçmen durumuna düşmek pahasına Annan Planı’na canı gönülden evet diyen Güzelyurt’taki insanlarımız oldulardı… Türkiye’ye geri dönerlerse onar bin Euro alacakları vaadinde plana “evet” diyenler de TC kökenli yurttaşlardı!
Kısaca Kuzey Güney’deki Rum nüfus tarafından resmen deliniyor, sınırlar biraz daha Kuzey’e itilirken Kıbrıs Türk halkı “AB’li olmak umudunda Rum egemenlik kapsamına sokuluyordu!”
DEMEYİN “OLMAZ OLMAZ!” Hem de nasıl olur! “İşte Annan Planı!”Her ne kadar o planı hâlâ çözümün en büyük fırsatı olarak takdim edenler varsa da…
Şimdi yeni bir dönem başlıyor ve iddia ediyoruz: Tabii ki Rum Annan Planı’nın üzerinde ödünler isteyecektir…
Tabii ki AB’ye Türkler ve Rumlar olarak tümden üye olacak bir Kıbrıs’ta artık Türkiye’nin askeri ve de ötesi tüm varlığı ile işi kalmayacak, ayrılacaktır!
Tabii ki olası çözümde tek uluslar arası temsiliyet söz konusu olduğundan Kıbrıs Türk halkı sadece Rum ortağı ile karar almak zorunda kalacaktır!
Tabi ki AB üyeliği ile bağlanmışlıkta müşterek ekonomiler ve para birimi söz konusu olacağından adada kim daha çok nüfusa ve mala sahipse esas egemen dolayısıyla Rum halkı olacaktır! Vesaire!
RUM TARAFI: Daha şimdiden yukarıda bir kısmını vurguladığım “olabilecekleri” kuvveden fiile çıkarmak için sürekli zemin hazırlıyor… Zannedersem Eroğlu yalnız kaldı, tek başına cevap yetiştirmeye çalışıyor ki yine korkuyoruz: Çünkü bu kez referanduma Annan Planı’ndan beteri ile giderken Türk halkından yine “evet” demesini isteyeceklerdir!          
**********
UBP YENİDEN TOPARLANABİLİR Mİ?
Genişletilmiş Yönetim Kurulu UBP genel Başkanı Hüseyin Özgürgün’ü tam yetkili kıldı. İstediği gibi aday saptama VE öteki siyasi partilerle ilişkiler kurma hakkına sahip oldu…
İlk tepkide, “olur mu gitti parti içi demokrasisi” denebilir ama UBP’yi parça körçe eden Küçük’ten sonra böylesi bir “tek irade” ile hareket edilmesi kararı isabetli olmuştur… Çünkü:
UBP bünyesinin asıl ağır topları, partiden kopmuş, DP’ye sığınmak zorunda kalmışlardır… İlânihaye DP’nin koltuğu altında bir UG düşünülemeyeceği, bu hali ile UG’nin de tek başına bir siyasi parti durumuna gelemeyeceği, gelse bile seçimlerde partisel yapısı itibarı ile UBP karşısında başarılı olmayacağı şimdilerdeki durum vaziyetler içinde görünen gerçektir…
UBP’nin ise kaybettiği kanı yeniden almaya ihtiyacı vardır. İrsen Küçük aradan çıkmışsa artık Özgürgün’lü bir UBP ile mesela Kaşif’li bir UG’nin dolayısıyla DP’nin yan yana gelmelerini yadırgamamak gerekecektir… Nitekim genel sekreter Atun bu konuda açık kapı bırakmaktadır.

ANCAK. “Hâlâ UBP’liyim diyen ve hâlâ UBP üzerindeki vesayetini sürdüren Eroğlu vardır… Zannedersek hâlâ daha “delegeleri” o kendine özgü politik iradesi içinde tutmaktadır… Nitekim DP Kurultayında en büyük alkışı Eroğlu almıştır. Her ne kadar Cumhurbaşkanlığından sonra Eroğlu’nun yeniden UBP’nin başına geçmesi mümkün görünmüyorsa da (çünkü tam da zirvede iken artık politikaya politik misyonuna uygun bir davranışla noktayı koymak, kendisini ancak yüceltir diyoruz,) şu sıralarda bilinip görüldüğünce en azından “kendi aidiyetinden en yakınlarını” UBP’de belirli yerlere getirmek istemektedir…
ŞİMDİ CEVABI ARANACAK SORU ŞUDUR: UBP içinde ve etrafında oluşan bu “bireysel çıkarlar ayrılığını” Özgürgün “birlikteliğe” dönüştürebilir mi?
Mesela önümüzde yerel seçimler vardır. Ve UBP hâlâ ne Lefkoşa’da ne de Mağusa’da bu seçimlere hazır değildir… Oysa partinin geleceğini bu iki kent belirleyecektir. Mağusa’da Oktay Kayalp’in Lefkoşa’da ise Kadri Fellahoğlu’nun gitmesi gerekmektedir ki “CTP’nin iki büyük kalesi yıkılırken UBP genel seçimlere daha güçlü girsin…”
Oysa geçen gün de haber verdimdi: “Mağusa cephesinde UBP treni yine kaçırdı…” Politik süreç aynen devam ederse Oktay Kayalp yine başkandır, laf aramızda UBP için kayıp olsa da Mağusa için kazançtır…
Lefkoşa’yı henüz gözlüyoruz. Orada işler iyi değil, belediyeyi kim devralsa başı dertten kurtulmayacak! Nitekim Fellahoğlu havlu atmaya hazırlanıyor…
DİYELİM VE EKLEYELİM. Eğer Özgürgün UBP tavanı ile tabanını Eroğlu’nu da içine alacağı bir çalışma ile “aynı hedefte” birleştirebilirse; özellikle şimdilerin müzakere safhasında memleketin ciddi bir muhalefete ihtiyacı olduğu gerçeğinde, UBP o ihtiyaca cevap verecek duruma gelebilir…



**********
KISACA TAKILDIKLARIM
Önce kendime takılayım: Bazı okuyucularım çok uzun yazdığımdan, bazıları da eveleyip gevelediğimden söz ediyorlar. Bilirsiniz Türkler lafazandır! Ne az konuşmasını ne az yazmasını becerirler… Sonuçta konuşulup yazılanlar, içinde üç dört bal damlacığından öte bir şeyin bulunmadığı harnıp gibi odun da olsalar, eh yazıyoruz işte!
Aslında ne zaman klavyenin başına otursam bugün daha az yazacağım diyorum, demez olayım, her zamankinden fazla yazıyorum! Bundan sonra daha kısa:
YENİDEN YAZAYIM. Bir süre önce Afrika’dan gelen üniversite öğrencilerine dikkat çekmiştim. Bu öğrenciler gerçekten soruşturulup araştırıldıktan sonra mı üniversitelerimize kaydedilmektedirler. Çünkü gün geçmiyor ki bir illegal olay nedeniyle gazetelerin sayfalarında haber olmasınlar. Hırsızlıklardan ötesi her tülü kanunsuz işlere kadar her olayın altından bu öğrenciler çıkıyor. Azıcık titizlik diyoruz!
VE BENZİNE YİNE ZAM: Harçlara yapılan zamları açıklamak gereğini duymayan hükümetin başbakanı eleştiriler üzerine ne dediydi: “Açıklamama gerek yok zaten her yıl yapılıyor…” Biz de dün, “demek ulusal görev haline geldi” dediydik… Ardından benzine zam yapıldı! Ha bu benzin dediğiniz de “ulusaldır” ama yıllık değil “haftalıktır!” Her hafta hükümet rutin icraatı kapsamında akaryakıta zam yapmakta! Ulusal görev işte!







Başa dön tuşu