Köşe Yazarları

Robot insanlar

Bu Kıbrıs adasında, her şeyi bilen insanlar arasında olmak insana acı veriyor.

Her şeyi bilen bu insanlar, kendilerine herhangi bir eleştiri yönetildiğinde, işi hemen kaba kuvvete yönlendiriyor ve etrafındaki bilgisizler grubuyla yanlış olan düşünceyi yaymaya çalışıyorlar.

1974 Kıbrıs çatışmaları, gerek Rum  gerekse Türk olsun, milliyetçilik zehrini alabildiğine güçlendirerek, Kıbrıs  insanını, normali düşünmekten alabildiğine uzaklaştırmıştı.

Rum tarafında, Ortodoks kilisenin eğitim üzerindeki kontrolü, Türk tarafında ise eğitimin Türkiye’ye bırakılmasının etkilerini her geçen gün derinden hissetmekteyiz.

Gerek Rum tarafı, gerekse, Türk tarafı eğitimde ve gündelik yaşamda, FELSEFENİN, SORGULAYICI, KUŞKUCU yapısından korktukları için, Felsefe’yi eğitimden ve gündelik yaşamdan alabildiğine uzaklaştırdılar.

Gündelik yaşamı incelemek, olaylardan ve yaşananlardan kuşku duymak yerine, kendilerini ermiş ilan edenlerin yolunda körü körüne yürümek isteyenler çoğaldı.

Oysa,  hayat, dinamizmiyle ve sürekli değişimle, basmakalıp düşüncelerin peşinden gidilemeyeceğini her gün tekrarlamaktadır.

Bertrand Russell, “The Problems of Philosophy”de bu konudan şu şekilde bahseder:

“Felsefe hakkında bilgisi olmayan [kişi], sağduyudan, kendi yaşıtlarının ya da uluslarının inançlarından ve üzerine düşünülmüş sebeplerin onayı ya da işbirliği olmaksızın zihinlerinde büyümüş olan inançlardan ortaya çıkan hapsedilmiş bir yaşam sürer.

Böyle bir [insan] için dünya kesin, sonlu, açıktır; ortak nesneler sorgulanmaz ve alışılmadık olasılıklar kesinlikle reddedilir.

Felsefeye başlar başlamaz, aksine, en gündelik şeylerin bile, sadece çok eksik cevapların verilebileceği sorunlara yol açtığını görürüz. Felsefe…. özgürleştirici şüphe bölgesine hiç gitmemiş olanların bile inatçı dogmatizmini ortadan kaldırır…”

Yirminci yüzyılın büyük tarihçisi ve filozofu Will Durant’ın “Pleasures of Philosophy”nin önsözünde bahsettiği felsefenin önemi görüşüne  de bir bakalım:

“Felsefe, cüzdanlarımızı doldurmaz… Cüzdanlarımızı doldurmamız ve yüksek ofislerde çalışmamız gerekiyorsa da, cahil, aklı şekillenmemiş, vahşice davranış gösteren, karakteri oturmamış, karmaşık arzuları olan ve körü körüne zavallı insanlar mı olmalıyız?

Günümüzde, körü körüne zavallı insanların sayıları her geçen gün artmaktadır.

Kıbrıs’ta milliyetler meselesinin felsefi olarak tartışılması  her iki tarafta da yasaktır.

Milliyetçiliğin ortaya çıkış koşullarını ve nedenlerini, felsefi yaklaşımla incelemezseniz, kendinizi bir anda ŞÖVENİZMİN BATAĞINDA  bulursunuz.

Emek ile sermaye arasındaki çelişkiyi ve farklı çıkar gruplarının egemenliklerini sağlamak için milliyetçiliği nasıl kullandıklarını araştırmazsanız, bu konuda kuşkucu olmazsanız, kendi burjuvaziniz tarafından vahşice sömürülmeyi, kaçınılmaz olarak onaylarsınız.

Üretim alanındaki globalleşmenin, Karl Marks tarafından  , 150 yıl kadar önce, felsefi çalışmalarda ve KAPİTAL’de nedenleriyle birlikte açıklandığını bilmez ve kendi egemen sınıflarınızın savunucusu pozisyonunuza devam edersiniz.

Dünyayı daha yaşanır hale getirmek için, dünyayı ve içinde dönenleri anlamak gerekmektedir.

Kuşkucu olanlar, dünyadaki olayları sorgulayanlar, yeni çıkış yolları bulabilirler.

Bu sorgulamanın aracı da FELSEFE’dir. Felsefe’yi gündelik hayatımızdan çıkarttığımızda, geriye robot insanlar kalır.

 

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı