Refahımız iki misli artarken

15 Temmuz 2018 Pazar | 09:02
Bekir Azgın
bekir azgın

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, beni yanılttı. Çok da memnun oldum yanıldığıma. Nedendir bilmiyorum, bu defa bizi aşağılamak ihtiyacını duymadı.

Vakti çok kısıtlı olmasından ve yapacak daha önemli işeri olduğundan mı yoksa çok yorgun olduğundan mı bilmiyorum. Adamın dayanıklılığına hayran olmamak elde değil. Sabahleyin kalk, Baku’ya git. Orada toplantılar yap, basın toplantısına katıl. Baku’dan Ercan’a uç, toplantılar, açıklamalar. İnsanda hal, takat mı kalır?

Halbuki muhataplarını aşağılamak Erdoğan’ın cephanesinde bulundurduğu önemli silâhlardan biridir. Abdullah Gül ile 12 yıl çalışan gazeteci Ahmet Sever, Erdoğan’ı yakından tanıma olanağını buldu. “İçimde Kalmasın: Tanıklığımdır” adlı kitabında Sever şöyle diyor:

“Hem ülke içinde hem de dışında kendi kusurlarını üstüne atabileceği bir düşman arayışında devamlı. Hayali ya da gerçek farketmiyor; ‘düşman’ı çok seviyor. Zira bu sayede hedef saptırıyor.   

“Herkese meydan okuyor. Herkese haddini bildiriyor. Toplumun bir kesiminde, dünya benden ve Türkiye’den korkuyor algısı yayıyor.

“Hani mahalle kabadayıları vardır; sokakta ‘Heyt!’ diye nara atarak yürürken, ‘Aman bize bulaşmasın’ diye kimi yolunu değiştirir, kimi kapı ve pencerelerini kapatır, onları hatırlatır… (ss. 16-17)

Bizi haşlamadığı bir yana hakkımızda güzel şeyler de söyledi. Öncelikle, adaya suyu getirmekle KKTC’nin çekim merkezi haline geldiğini vurguladı. Bu su işinden biz Kıbrıslıların kârlı mı yoksa zararlı mı çıktığımızı henüz anlamış değilim. Öte yandan, uzun vadede kârlı çıkacağımız ümidimi yitirmek istemiyorum.

Onunla da yetinmedi, yakında kişi başına düşen milli gelirimizin ikiye katlanacağını vurguladı.

İnşallah…

Ancak göstergeler, o yana işaret etmiyor. Ekonomi “Heyt, Meyt” dinlemiyor. Kabinesini ilân ettiği andan itibaret TL erimeye başladı. TL eridikçe cebimizdeki paranın değeri düşüyor, enflasyon yükseliyor; biz de fakirleşiyoruz.

Türk basınından bir nebze daha özgür olan Batı ülkelerindeki gazeteler, Türkiye’nin ekonomisinin uçurumdan aşağı yuvarlanmak üzere olduğu yönünde yorumlar yayımlamaktadır.

Batılı ekonomistler, Erdoğan’ın ekonomiyi damadına teslim etmesini anlamsız buluyorlar ve bu işi aile meselesi haline getirdiğini söylüyorlar. Doğrusunu söylemek gerekirse ekonomi ve maliyeyi tümden damada verilmesine şaştım  kaldım. Oğul Bilâl’in günahı neydi? Ona verilseydi daha isabetli olmaz mıydı? Bilemedin yarısı. Ya ekonomi ya da maliye.

New York Times gazetesinin yaptığı bir yoruma bakılırsa Türkiye’nin yakında İMF’nin kapısını aşındırmaya başlayacaktır. Erdoğan ve Merkez Bankası arasında yaşanan “faiz çekişmesine” de değinilen yorumda, Erdoğan’ın yüksek faiz oranlarının enflasyona yol açtığı yönündeki açıklamalarının “kemoterapinin kansere yol açtığını söylemekten farksız olduğu” belirtilirken bu süreçte geç hareket eden Merkez Bankası’nın güvenilirliğinin ise ağır yara aldığı ifade edildi.

Kabinesini oluştururken Erdoğan’ın Başkan Trump’tan etkilendiği göze çarpmaktadır. Trump kabinesini milyarder iş insanlarından oluşturdu. Erdoğan, milyarder bulamadığı için kabinesine etrafındaki milyoner iş insanlarını yerleştirdi. AKP’li yorumculara bakılırsa bakan olan iş insanları bürokrasiye bir hareket getirecek ve bakanlıklar ataletten kurtulacak. İşler daha hızlı halledilecek. Hızlı gideyim derken, inşallah, ülkeyi “tumbaris” etmezler.

Ahmet Sever kitabında her konuda olduğu gibi Erdoğan’ın ekonomi alanında da tıkandığını vurgulamaktadır:

“Hikâye iyi başladı, korkunç bitti…  

“16 yıllık AKP olayının özeti bu…

“Her şey bir kişinin egosuna, bir türlü doymak bilmeyen güç ve yetki açlığına kurban edildi…

“İlk dönemde büyük emeklerle biriktirilen krediler ve sermaye tek adam tarafından adım adım hoyratça harcandı…

“Ve tükendi…

“Bu tükenmişliği görmek için sadece Erdoğan’ın söylediklerine bakmak yeterli…

“25 Mart 2018 tarihinde … İzmir’de şunu söylüyor: ‘Tuvalete 1 milyon liraya gidiyorduk. 6 sıfır attık. 1 milyonluk tuvalet 1 liraya düştü.’

“Şaka değil, gerçek…

“Erdoğan’ın geleceğe dönük bir söylemi, vizyonu artık kalmadı. Geçmişten, bayatlamış konulardan bahsediyor sürekli…

“Çünkü tıkandı artık.” (s. 15)

Biz gene de refahımızın yakında iki misli artacağını ümit edelim ve bekleyip görelim.