Rauf Denktaş bizi nasıl tanıştırdı? - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Cumartesi, Nisan 13, 2024
Köşe Yazarları

Rauf Denktaş bizi nasıl tanıştırdı?

Bekir Azgın

1983 yılının Ağustos ayıydı. Kiriyakos Markidis (Gulli), Ledra Palace’ta bir grup Rum ile bir grup Türkü buluşturmak için Denktaş’tan izin almak için kendisini ziyaret eder. Gerisini Gulli, The Accidental Immigrant: A Quest for Spirit in a Skeptical Age (Rastlantısal Göçmen: Şüpheci Bir Çağda Maneviyatı Araştırmak) adlı kitabında şöyle anlatır:

Epey konuştuktan “sonra kendisi bir teklifte bulundu: ‘Siz Helenler benim burada bir diktatör olduğum görüşüne sahipsiniz, değil mi? Size öyle biri olmadığımı göstermek için, size rehberlik yapacak ve bizim tarafı gezdirecek olan kişi olarak sizi en sert eleştirmenlerimden biriyle tanıştıracağım.’ ‘En sert eleştirmeninizle tanışmaktan çok memnun olacağım’ diye dalga geçtim. Telefonu eline alıp kısa bir konuşma yaptı. …Tanıdığım diğer birçok politikacının aksine onun epey renkli biri olduğunu fark ettim.” (s. 93)


“Çok geçmeden ‘en şiddetli eleştirmen’ çıkageldi. ‘Bu Bekir Azgın’ dedi Sn.  Denktaş ve bizi tanıştırdı. ‘İkiniz kafa dengisiniz ve eminim, iyi anlaşacaksınız.  Ümit ederim size bizim bölgeyi gezdirecek zamanı vardır.’ Ziyaretçi başını salladı ve bana işgal altındaki Kuzey’i gezdirmeye hazır olduğunu ifade etti. … Denktaş’a Girne’ye gitmeyi çok istediğimi söyledim. Çocukken yaz tatillerimi orada geçirdiğimi ve daha sonra da eşim Emili (Emily) ile balayını orada yaptığımızı ifade ettim. … O gün tam da evlilik yıldönümü olduğunu eklediğimde Denktaş bana kocaman bir gülücük attı. ‘Peki’ dedi, ‘Eşinizin de gelip Bekir’e sizi Girne’ye götürmesini sağlayalım. Bunu benden size bir yıldönümü hediyesi olarak kabul edin!’”. (s. 93) Düşünüyorum da şimdiki Cumhurbaşkanı böyle bir jestte bulunur muydu?

Başkasını değil de beni çağırtmasının arka planı sanıyorum şuydu: Denktaş beyle yaptığımız bir toplantıdan sonra sohbet sırasında ben Markidis’in “The Rise and Fall of the Cyprus Republic” (Kıbrıs Cumhuriyetinin Yükselişi ve Çöküşü) adlı kitabının objektif olduğunu söylemek gafletinde bulundum. Denktaş beyin yanıtı kısa ve kesindi: “Hiçbir Rum objektif olamaz.” Bu olayı unutmamış olmalı ki bizi tanıştırmanın uygun olacağını düşünmüş olabilir. Sağ değil ki soralım.

“Bekir’in muhaliflerinden biri olduğu fikri de dahil olmak üzere, her şeyin propaganda amacıyla Denktaş tarafından kurulmuş bir tezgâh olabileceği düşüncesi aklımdan geçmedi değil. Ancak kısa bir süre sonra Bekir’in samimi olduğunu anladım. Gerçekten de ciddi bir Denktaş eleştirmeniydi ve bunun için ağır bir bedel ödedi.” (s. 94) Doktora sahibi olmasına rağmen kara listede olduğu için hiçbir okulda ders veremiyordu. O sıralarda gazetecilik yapıyordu.  (s. 94)

“Acele düzenlemeler yapıldı ve Emili, Girne’ye yıldönümü hediyesi olan yolculuk için Türk tarafına geçti. Bekir’in eczacı olan eşi Fatma da bize katıldı ve dördümüz Beşparmak dağ silsilesinin kuzeyine geçtik.” (s. 94)

“Girne’ye giriş yürek burkan bir serüvendi. Görünürde hiçbir Kıbrıslı Helen olmadığı yanı sıra, buranın bir zamanlar çoğunlukla bir Helen kasabası olduğunu gösteren hiçbir iz kalmamıştı. Tüm Yunanca tabelalar, Türkçe olanlarla değiştirilmişti. Çoğunu şahsen tanıdığım Helenlerin bir zamanlar içinde yaşadığı evler, şimdi adanın güneyinden gelen Kıbrıslı Türk mültecilerin ikametgâhlarıydı. Türkiye’den gelen göçmenler de vardı. Binalar aynı binalardı ama şehir farklı bir şehirdi.” (s. 94)

Polikseni teyzemin şimdi adı değişmiş olan Periklis Sokağı’ndaki evine gittik. Sersemlemiş bir sessizlik içinde evin önünde durduk. Yaz sıcağında doğal bir serinlik sağlayan asma dalları, eskisi gibi, düz çatıyı örtmeye devam ediyordu. Teyzemin büyük bir özenle suladığı ve bakımını yaptığı portakal bahçesi olduğu gibi duruyordu. Binlerce zizziro (ağustos böceği), ritmik bir şekilde yaz şarkılarını söylüyor ve evin önündeki yasemin ve güller, baş döndürücü kokularını etrafa yayıyordu. Emili içini çekerek sessizce ağlamaya başladı, ben de elimden gelenin en iyisini yaparak kendi gözyaşlarımı tutmaya çalışıyordum. Koyu birer tiryaki olan Bekir ile Fatma, acımızı hissederek sinirlice sigaralarını içlerine çekip üflemeye başladılar. Çok iyi bildiğim evin içini gözlemek için kapıyı çalmaya cesaret edemedik.” (s. 94)

En sonunda Gulli, istediği izni alır ve Ledra Palace’ta iki toplumlu bir toplantı düzenler. Millet birbirine girer ve bu girişim hayal kırıklığı ile sona erer. Ondan iki yıl sonra Prof. Leonard Doob’un öncülüğünü yaptığı Aydınlar toplantılarına Gulli de katıldı. İşler iyi giderken bizimkiler toplantıları yasakladı. Arkasından Raif Denktaş’ın talihsiz kazası ve ölümü vuku buldu. Başsağlığı için kuzeye geçen Aydınlar Grubu üyelerinden biri de oydu. Ertesi günü Rum basınının bombardımanına tutuldular. (ss. 96-100)

Gulli bu girişimlerden herhangi bir sonuç alınamayacağı kanaatine vardı ve elini eteğini politikadan çekti. Kendisini mistisizm ve din işlerine verdi. Bu konuya şöyle son verir:

“O zamanlar bu girişimlerden elde edilen tek kazancın, Bekir ve Fatma ile aramızda ömür boyu sürecek bir bağın kurulmuş olmasının olduğunu hissetmiştim.” (s. 96)

*

Haftaya “Bazı hataların düzeltilmesi”

 

Tepki göster
Bayıldım
0
Bayıldım
Huzurlu
0
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar