Köşe Yazarları

RAHAT UYU ENİŞTEM, BABAMA SELAM SÖYLE


O evi çok severdik. Bahçesinin ön tarafında kocaman zerdali ağacı karşılardı bizi. Haşmetli yeşil dalları ve insanın ağzının suyunu akıtan yeşil zerdalileri olan evdi o. Bahçeye girince iki zerdali ağacı daha vardı, ne ekse güzelleşen, ne sulasa meyve veren bir bahçe gibi gelirdi o ev bize. Evin balkonuna 3 basamakla çıkardık.

O basamaklara yeğenlerle  dizilir, kah ödev yaparr, kah yoldan geçenlere bakar, kah eve girenleri karşılardık. Basamakların altındaki yeşil alanda bir kamplumbağa yaşardı.  Teyzemin evinin  ayrılmaz bir parçasıydı. Çok uzun yıllarını birlikte geçirdikleri bir ev arkadaşıydı o. Bazen firar eder, yola çıkar, evi bir telaş alır, kamplumbağa bulununcaya kadar bu telaş sürerdi.

Bizim evimiz köyün en ucra yerinde olduğu için evi merkezde olan teyzemin evi bize hep çok çekici gelirdi. Bizim mahalle kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdeydi. Arabanın az olduğu,  özel derslerin, dersanelerin olmadığı, çocukların sokakta oynadığı,  köyümüzde muhabettin olduğu zamanlardı.

 

Hayatımız, babamın hastalığı ile farklı bir hal aldığında teyzem, eniştem, yeğenlerim Arzu ve Kemal bizim için çekirdek aile gibi oldular.  O evin kapıları bize sonuna kadar açıldı. Kendi evimizden sonra en çok rahat ettiğim evdi. Eniştem, babamın ağır hastalığının hüznünü bize belli etmemek için şakalar yapar,  kafamızı dağıtır, nerdeyse kendi çocukları kadar  bizimle ilgilenirdi.  Evlerde videoların olduğu ve lüks sayıldığı zamanlardı. Teyzemle eniştemin odalarında video makinesi vardı. Eniştem  bizim için kaset kiralar ve Ankara’da tedavide olan babam ve yanında olan annemin özlemini, üzüntüsünü biraz olsun almaya çalışırdı.  Kiraladığı kasetler gerçekten de hayatımızın önemli değerlerini temsil ediyordu bizim için. Geriye baktığımda Hababam Sınıfı, Süt Kardeşler, Tosun Paşa filmlerini  izleyen ve anne babalarından uzakta olan, tüm dengeleri bozulan çocukların kendini güvende hissedebilecekleri  bir evin ve onları çok seven insanların temsil ettikleriydiler.  Teyzemle, eniştem o yıllardaki ekmek parasını alın teri ile kazanan her ev gibi maddi sorunlar yaşıyorlardı. O zorluk içinde kendi 2 çocuklarına ek olarak 3 çocuk daha ağırladılar evlerinde, aylarca…  Sonrasında ise yıllarca ve yaşadıkça sürecek hep bir ev yarattılar onlara.

Teyzem soğuk kış gecelerinde kocaman bir tencere mercimek çorbası pişirirdi. Sofraya -yüzü gülen ve tüm her şeyi paylaşmaya hazır kocaman yüreği ile- evde ne varsa çıkarırdı.  Ne koysa lezzetli, ne pişirse çoğalan bir sofra olurdu o.  Nazime 15, ben 12, Arzu 10, Hasan ve Kemal ise 6 yaşındaydı. Hepimizin en sorunlu zamanlarıydı. Dersler, ödevler, okul, otobüs, harçlık, ütü, çamaşır derken hiçbir aksi bakış, hiçbir aksi hissediş, hiçbir öf, püf, usanma, sıkılma, rahatsız hissetme olmadan teyzem ana yarısı, eniştem baba yadigarı, o evi ikinci bir yuva yaptılar bize.

 

Bir gün Ankara’dan o kötü haber geldiğinde babamın cenazesini almaya yine eniştem gitti.  Cenaze aracını süren adam sonradan bize anlattığına göre, eniştem köye girene kadar  sakinliğini korudu ve Mormenekşe köyüne girerken  arabanın içinde isyan ederek.

“Kalk bacanak kalk, ben şimdi çocuklarına ne söyleyecem. Kalk bacanak çocuklarına babalarının ölülerini getirdim nasıl deycem? Kalk maçımız var, bütün köy halkı toplantı seni karşılar, kalk bacanak kalk,” diye diye ağlamış…

Çok yıllar geçti 12 yaşımın üzerinden, çok uzun yıllar geçti. Artık iki aile hep beraber yedik, beraber içtik, beraber büyüdük, hastanede birbirimizin yanında kaldık, derslerimize yardım ettik. Gençlik heveslerimizi de eniştem anladı. Bizi küçücük bir arabaya sığıştırıp pikniğe, denize, baloya, düğüne, panayıra ve o Kıbrıs şartlarında insanlar nereye giderse oraya götürdü, gezdirdi, nasihat etti.

Bütün insanlar için o şarkıcı, türkücü, mani söyleyen, şakacı, kulağında çiçeği ile Mormenekşe’nin simgesiydi.  Nuri Sesigüzel hayranlığından ve sesinin güzelliğinden dolayı soyadını Sesigüzel aldı. Her ortamda “ağrıdı dişim nanay, çok içmişim nanay, nanay yavrum nanay” sözleri yankılandı. “Mormenekşe dedikleri enginardır yedikleri, çok hoşuma gidiyor, be Gobodok getir oraştan bir  cinaracık ekşileylim” dedikleri…

 

Yıllar geçti biz büyüdük, hiç kopmadan büyüdük. Bizim çocuklarımız birbiri ile büyüyor şimdi.  Eniştem torunlarına da ikinci baba oldu.  Hiç şikayet etmeden, hiç usanmadan o motorcuğunun üzerinde, Mormenekşe’nin yollarında, tribününde, düğünlerinde ve insana dair ne varsa orada olan bu renkli kişilikli, şakacı, esprili, cömert, vefalı, ailesine ömrünü adayan adam geçen gün evinde, teyzemin kucağında, uyur gibi veda etti bizlere.

 

Onsuz buralar ne kadar eksilecek onu tanıyan herkes bilir. Onsuz Mormenekşe biraz daha eksik, bizler biraz daha yalnız kaldık.  Üstelik de babasının Rumlar tarafından şehit edildiği tarihte. Tam da o günde.

 

Orada babası ile, babam ile buluştular mı bilmem. Baba ben geldim, bacanak çocuklarından haber getirdim dedi mi? Her şeyi şaka ile, farklı bir bakış açısı ile karşılayan, üzerimizde büyük emekleri olan, bana ilk araba sürmeyi öğreten, sırdaşlık yapan, yüzmeyi öğreten,   kuma karpuz gömmeyi sevdiren, feslikan kokusunu hep üstünde taşıyan, Mormenekşe’yi Mormenekşe yapan insanlardan eniştem Hüdaverdi Sesigüzel de bırakıp gitti bizi.

 

Vefat etmeden birkaç gün önce ona son kahveyi yaptığımı nerden bilebilirdim.  Kahveyi yaparken şu anda karşımadaki pencerenin yanında oturuyordu. Başında şapkası, dilinde ıslığı, yeleği ve kulağında çiçeği ile. Şimdi pencereden baktığım sandalye boş. Çocukluğumun kahramanları bir bir gidiyorlar.

 

Geçen hafta Pazar günü Mormenekşe maçında tribünde en önde soldaki yerini almıştı. Çok esprili, çok neşeli ve sesi gürdü. Hakemlerle takıştı, takımın küme düşme endişesi ile çeşitli sloganlar atıp bizleri güldürdü.

 

Onunla son anımız hayatımızdaki yeri gibiydi. Trübünün yukarısından inmem gereken ben, tribüne bir göz gedirdim, tıklım tıklımdı. Yavaş yavaş koltukların aralarından geçmeye çalıştım ancak bir yerde durdum insanların üzerine basıp geçemezdim.  O anda gözüm enişteme takıldı. “enişte” dedim, ona son kez seslendiğimi nerden bilebilirdim. Arkasını döndü, ayakta inmeye çalıştığımı görünce kalktı elini uzattı ve beni aşağıya indirdi. Hayat boyunca yaptığı gibiydi her şey. Elini uzatıp, yardıma koştu hep bize, en zor zamanlarımızda. Son vedası da öyle oldu. Hayatınızda size elini uzatıp, düşmenizi engelleyen bir insan oldu mu? Omuz veren, el uzatan, destek veren…

 

İşte öyle bir insan kaybettim ben.. Belki çok insan sıradan bir ölüm ilanı olarak okudu vefat haberini. Bu yazdıklarım sadece duygusallıktan ilk aklıma gelenler.  Biraz hüzünlü bir yazı oldu bu belki, biraz da karışık.

 

Güzel insan, eniştem nurlarda uyu sen, anılarını hep saklayacağız. Seni şarkılarla, şiirlerle, esprilerine anacağız. Rahat uyu eniştem, babama selam söyle.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı