Köşe Yazarları

Potin boyası şişesi ve Pastelli…

Elleri çok kirliydi; çünkü az önce köye gelen, yeğeniyle Dumba’dan topladıkları potin boyası şişelerini motorlu pastellici yaşlı adama verdiler ve pastelli aldılar. Sonra birlikte Dumba’da ok yaptıkları ‘avroşillo’ların bol olduğu yerde oturup, pastellilerini keyifle gülerek yediler. İkisinin de elleri kirliydi.

Bir gün önce de Dumba’da pekçok ‘garavolli’ toplamışlardı. Anneleri büyük bir ‘gazanda’ pişirmiş ve sirke, garayağ ve sarmusakla yapılan, çinko kaptaki suya batırarak yemişlerdi. Pastellilerini yerlerken hala daha pekçok garavolli olduğunu gördüler. Leymosun’da ilkokulda iken Cuma gün çok yağmur yağmıştı çünkü. Yine garavolliler ortaya çıkmıştı.

Pastelliden sonra elleri ceplerinde Dumba’da ‘özgürce’ dolaşmaya devam ettiler. Yine yaratıcılıklarının peşinden gidiyorlardı. Ne oynayalım?, ‘Neler yapalım?’ soruları sürekli zihinlerinde dolaşıyordu.

Akıllarına tıbıkları geldi. Bir hafta önce Trahon’daki Dumba’nın karışısındaki evlerine gelen ve babaları ile konuşup, ektikleri fasulyelerin üzerine tıbık yerleştirip kuş tutmak isteyen Ruma izin verilmişti. O da her tarafı tıbık ile doldurmuştu. İki kafadar tıbıklardan bazılarına sahip olmuştu! Kuşların nerelerde olduğunu da çok iyi biliyorlardı.

Dumba yani küçük tepe onların hükümdarlığındaydı. Birleşmiş Milleterler askerlerinin gelip kamp kurdukları mağraları da çok iyi biliyorlardı. Kamp bitip gittikleri zaman mağralar onlarındı. Birleşmiş Milletler askerlerinin mağrada bıraktıkları çukulatlar da onlarındı. Sürekli neden gelmezlerdi ki? diye de düşünmüyor değillerdi hani. En büyük beklentileri, onların biran önce gelip sonra gitmeleriydi. Gittikleri zaman çukulatalar müthiş ödüldü. Mağranın ağzı çok küçüktü. Onlar zaten küçücük bedenlere sahip olduklarından bir çırpıda mağranın içindeydiler. Sorun sadece mağranın iç taraflarının biraz karanlık olmasıydı; yine de arama tarama sorun değildi. Nesgafeler ve milolar harika ödüldü. Hemen eve koşarak birer milo yapıp içiyorlardı. Nesgafe milo kadar özlenmezdi; onun sırası sonra gelecekti.

Dumba’nın arkasındaki yol, nene ve dedelerinin yaşadıkları Piskobu’ya giden yoldu. Anglia arabaları ile o yoldan önce Goloş’a sonra Piskobu’ya çok gitmişlerdi. Toprak bir yoldu. O nedenle Birleşmiş Milletler askerlerinin ‘Ralli Yarışları’ da orada yapılıyordu.

Akıllarına gelen tıbıkları sakladıkları yerden aldılar. Kuşların daha çok nerelere konduklarını bildikleri için gidip oralara tıbıkları koydular ve daha sonra gelip almak üzere oradan ayrıldılar.

Trahon’dan Çiftlikler’e giden yolda, birbirleriyle gökyüzünde birleşen kocaman selvi ağaçlarının olduğu yolun kenarın gittiler; mantarları kolaçan etmeye. Yolun bir kenarında şimdilerde Fasur Aquapark olan yerde armut ‘bahcası’ vardı. Armut toplayıp yiyerek mantar aramaya koyuldular. Mantar bulamadılar; bir gün önce Leymosun’dan gelen Hayati abi ve ailesi toplamışlardı mantarları.

Selvi ağaçlarının altında çok oyun oynamışlardı, oraları çok iyi biliyorlardı. Hangi ağacın kökünün nasıl olduğunu bile; çünkü Leymosun’daki Sedat Simavi İlkokulu birinci sınıfına gidene kadar, orası onlar için oyun alanıydı. İkisi de Anaokula gönderilmemişti. Sonrasında abileri ve bir ablaları ile birlikte Rum şöfor abilerinin ‘basında’ her gün Leymosun’a gidip geldiler.

Ağaçların altında çok oyun oynamışlardı. Bolibif kutularını oyuncak araba yaptılar, oynadılar. Pirilli orada oynadılar. Lingiri oynadıkları yer de orasıydı; matsas, gotsas ve anderebitsas çığlıkları orada atıldı. Bir dilim ekmeğin üzerine önce blue band sonra da kutu sütünü sürüp yiyerek, sohbet ettikleri zamanları da orada çok oldu.

Akıllarına tıbıklar gelince artık okulda giymedikleri eski ve yırtık amyandolarla koşmaya başladılar. Aslında koştukları varoluşun özgürce seçimiydi. Küçük zihinlerinin henüz kavrayamadığı kişiliklerine doğru koşuyorlardı. Kişiliğin içine doğdukları kültürle oluşumunu yaşıyorlardı. Onları saran her kavramın ve nesnenin, kişiliklerini oluşturduğunun bilincinde değillerdi. Kültür, onların ve çevrelerindeki herkesin kişiliklerini çiziyordu. Hikayedeki kavramlara anlam yükleyen herkesle, kişiliklerindeki ara kesitler sayesinde, birbirlerini şimdi bile çok iyi anlıyorlar. Acaba pastellici hala hayatta mı? Potin boyası şişeleri hala daha pastelli için değiş-tokuşta geçerli mi? Ne dersiniz?

 

 

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı