Köşe Yazarları

Pestisit listesi algı oluşturuyor

“Yediğimiz içtiğimiz zehir” diye yazdı geçtiğimiz gün Başaran Düzgün. Aslında yaygın bir söylem, bu konuda geniş bir kesimde algı oluşmuş durumda.

Yediğimiz, içtiğimiz gerçekten zehirli mi? Bu kadar genelleme ne denli sağlıklı ve hangi veriye dayanıyor!

Tarım Dairesi, hükümet/müdür değişikliklerine rağmen yerli ve ithal ürün kontrollerinde uzun süreden beri dünya, Avrupa standartlarını yakalamış durumda. Sistematik olarak ürün örnekleriyle analizler yapılıyor ve belirlenen limitleri aşanlar deşifre ediliyor. Üreticiler, firmalar isimleriyle açıklanıyor. Buradaki ölçü, kimyasal kullanılan ve kullanılmayanı kıyas değil; kimyasal kullanımında belirlenen limitleri aşıp aşmadığının denetimidir.

Ancak, Kıbrıs Türk toplumunun her konuda olduğu gibi “sağlıklı gıda” konusunda da bilgiden çok, algıyla şekillendiğini dikkatten kaçırmamak gerekir. Rutin aralıklarla açıklanan analiz sonuçlarının da bu çerçevede toplumda bilgiden öte, “algı” oluşturduğunun birçok verisi var.

“İthal 20 üründen 5’inde, yerli 28 üründen 3’ünde limit üstü kalıntı bulundu… Domates, soya fasulyesi, maydanoz imha edildi/iade edildi” ifadesinin yarattığı algı, açıklamanın amacını aşıyor genellikle. 25 üründeki uygunluk değil, 3 üründeki uygun olmama durumu yerleşiyor algıya. Maydanozlar, domatesler, fasulyeler “zehirli” olarak algılanıyor. Ve maydanoz almak için Güney Kıbrıs’a taşınıyor insanlar. İmkânı olan Kıbrıs Türklerinin yaygın bir şekilde haftalık alış verişlerini Güney Kıbrıs’tan yaptıkları bilinen bir gerçek.

Bu durumda acaba haftalık analiz “duyuruları” amacına uygun sonuçlar doğuruyor mu? Duyurmak yerine analizleri yapıp ilgililere müdahale etmek daha iyi sonuçlar doğurmaz mı? Üreticiler, genellemeler ve algılar nedeniyle mağdur olmuyor mu?

Öte yandan; marketteki gıdadan “zehirli” diye kuşku duyan toplum bireylerinin evindeki çime, avludaki ota, bahçesindeki narda görülen sineğe, üç kök domatesteki böceğe karşı yaygın olarak kimyasal ilaç kullandığı da bir gerçek. “Zehir kullanımı kültür haline geldi” demişti bir tarım mühendisi televizyon programında.

Evimizde (hata yaparak) küçük bir alana çim ektik 4 yıl önce. Gür, yemyeşil çim yerine sararma oluşunca, evlere bahçıvanlık hizmeti veren bir şirket sahibinden fikir almak istedik. Geldi, baktı, inceledi; “Kurt var, kemiriyor, o yüzden sararmış. İlaç kullanmadan olmaz” dedi. “İlaçla toprağı kirletmeyiz, kurursa kurur” yanıtımız çok garibine gitmişti. Ama o çim 4. yılında, muhteşem değil ama bazen kuruyarak, bazen canlanarak yaşamını ilaçsız sürdürüyor.

“Yediğimiz içtiğimiz zehir” gibi genellemelerin yarattığı algının ötesinde, Kıbrıs Türk toplumunun gıda, toprak, tarım konusunda yeni politikalara, daha da önemlisi kültürel değişime ihtiyacı var. Hava şartlarına, kıt ve pahalı su sorununa, konfor düşkünlüğüne uygun yeni bir toprak kültürüne.  




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı