Köşe Yazarları

Pazariyelik fıkramızdır !


Politikacılarla Avcılar arasında ne fark var?

Hiçbir fark yok! Birisi “kekliği gözünün ninnisinden vurdum” der, diğeri “halkım!”

Bir süre önce  Avcıların nasıl “palavracı” olduklarını anlatan “Durdu durdu Turnayı gözünden   vurdu” başlıklı bir fıkra okudumdu..

Bugün Pazar ya. Okuyanlara iyi gelir diye düşündüm aktarıyorum:

Fıkranın girişinde diyor ki anlatan, “malum avcıların palavrası meşhurdur. Eskiden Avcılar bir yerlerde toplanırlar, birbirlerine başlarından geçmiş av hikâyeleri anlatırmışlar. Aslında “palavra” sıkarlarmış..  Fakat Zade Sayyad bey adlı bir avcı varmış ki hiç konuşmaz sadece anlatılanları dinlermiş..

Birgün yine öylesi bir toplantıda merak etmişler demişler ki “Yahu üstat senin iyi bir avcı olduğunu biliriz ama hiç konuşmaz, hatıralarından birini olsun anlatmazsın Başından hiç ilginç bir olay geçmedi mi?”

“Ah” demiş Zade  Zayyad bey. Ne olur beni konuşturmayın. O hazin hatıramın yarasını deşmeyin…”

Der demez, oturanlar arasında bir kıpırdanma olmuş kim bilir nasıl bir olay yaşadı merakında..

O merakla da yüklendikçe yüklenmişler Zade Seyyad bey’e, “anlat da anlat” diye…

Bakmış ki Zade bey anlatmaktan başka çare yok, şöyle bir yutkunmuş ve “Efendim demiş henüz gençlik yıllarımdı. Bir gün tüfeğimi aldım tek başıma “şikâra” (avlanmaya) çıktım. Sapanca gölünün kenarına vardım. Sakin sakin avlanırken göl kenarında, baktım havada bir turna.. Bir de güzel uçuyor ki “hadi ben bunu ayağından vurayım da ölmesin” dedim kendime..”

“Fakat! Tam ben tetiği çektim,  zavallı kuş gagasıyla ayağını kaşımaya başlamaz mı? Saçmalardan biri sol gözünden girip sağ gözünden çıkmaz mı? Baktım kırk elli metre ötemde yere düştü. Köpeğim aldı getirdi her tarafı sağlam yalnız gözlerinden kan akmakta.. Ben büyük şaşkınlık ve pişmanlıkla donup kalmışım, anlatılacak gibi değil…

Ne var ki hayvancağız çırpınıyor… Çırpındıkça içim yanıyor..

Ve işte öyle acıklı bir ortamda bir hadise oluyor.. Gökten beş altı turna üstümüzde döne dolana uçuyorlar.. Sonra ötüşe ötüşe ve hışımla aşağı doğru sağılıp kör turnanın yanına konuyorlar.   Kendi dilleriyle ötüşüp anlaşarak Turnayı aralarına alıyor ve şimşek gibi göklere uçuyorlar.. Ben şaşkın bakakalıyorum arkalarından…”

ZADE bey burada duruyor, derin bir soluk alıp anlatımına şöyle devam ediyor:

“İşte dostlarım. Turnalar katar halinde uçmaya başlıyorlar.. Ve Aralarına aldıkları kör turnayı ses vermek suretiyle uçuş istikametine yöneltiyorlar.. Bu olay dünyadaki tüm Turnalar arasında yayılıyor.. Ve o günden sonra dünyadaki tüm turnalar toplu halde ve hep katar halinde uçuyorlar.!..”

ZADE bey kendisini hayranlıkla dinleyen dostlarına şöyle bir bakıyor ve anlatımına devamla diyor ki “işte dostlarım Turnaların katar halinde uçmalarına ilk defa ben sebep oldum!..”

Der demez başlar salondakiler kıkır kıkır gülmeye!.. Aralarından bir avcı da der  ki Zade beye: “Ehhh üstat, durdun durdun ama tam da turnayı gözünden vurdun. Pes doğrusu!”
***

BU “Turnalar hikâyesinin”  bir de şairi varmış. Şair Vehbi Çizmeciler.

“Bahara mı erdi alemi dünya/ Müjde verir katar katar turnalar/Yar elinden haber getirmiş; gûya/Süzüne süzüne satar turnalar..”

“Suna boylu kanatları telli kuş/ Güzel göğsü, benek benek telli kuş/ Kuşların içinde adı belli kuş/ Sabah yeli nerde yatar Toroslar…”

PEKİ nerde bunun “KKTC yönetimleriyle kurulacak ilişkisi” diye soracak olursanız yığınla örneklemesi var ama ben sadece bir  tanesini yazayım:

İktidara gelirlerken “programlarından vaatlerine” kadar avcılar gibi atarlar ve aynen Zade bey gibi (fakat tek farkla) “güldürürlerken milleti, analarını ağlatırlar!


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı