En Üst

18 Aralık 2017

Haber Üst 1
Haber Üst

Pazar Sohbetimdir: (Şiirler Şarkılar Söylerdik…)

Pazar Sohbetimdir: (Şiirler Şarkılar Söylerdik…)
Haber İçi Üst
Haber Yazı İçi

1950’ler Mağusa’sındayım.. Az önce ufka kadar uzanan portakal bahçeleri yeşilinden güneşi seyrettim hisarların atlacaklarından.. Kızıl bir top gibi  ve etafına ateşten ışıklarını saçarak battı..

Tam Pertev Paşa ilkokulunun karşısındaki burçtan, aşağıdaki yola indim ayaklarımla kayar gibi..  Arkadaşlarım bekliyorlardı beni.. Her zamanki gibi akşam voltamızı atacak belki bir iki kez dönerken surlar içini şiirler söyleyecektik söylediğimiz şarkılar yanı sıra…

       EVET, evet, biz şiirler şarkılar söylerdik gençlik yıllarımızda..  Şiirler yazardık yanarken aşk ateşlerinde sevdiklerimize.. Pencere altlarında tangolar söylerdik, aşkımızı beyan ederdik “kemanımla sana bir ses verebilseydim” diyerek.. Yahut sitem ederdik “kadına kanma” şarkısıyla!

       ŞİMDİ var mı öylesi şiirler, şarkılarla mektuplu aşklar? Anlatıyor muyuz birbirimize okuduğumuz romanları? Yada kırık bir coşkuda, Ümit Yaşar Oğuzcan’nın okur muyuz şu şiirini:                                                         “GEÇİYOR ömrümüzden ağır ağır/ Bir kağnı gıcırtısıyla seneler/ Eski dostlar unutuldu zamanla/ Unutuldu en aşina çehreler/ Seyirciler dağılınca bütün/ Kalmadı eski güzelliği ömrün/ Aşkın bizi terk ettiği gün/ Düşüp paramparça oldu gölgeler/ İster cehennem isterse cennet olsun/ Çaldı saati son yolculuğumuzun/ Söndü ışıklar bitti bu oyun/ İnsin artık insin perdeler.”

Yahut Nazım Hikmet’in şu yüreklere oturan dizeleri:

       “BUYURUN oturun dostlar/ Hoş gelip sefalar getirdiniz/ Biliyorum ben uyurken/ hücreme pencereden girdiniz…”

Hatırlar mısınız Cahit Sıtkı Tarancı’yı? Düşmezdi dilimizden  şiirleri.. Unuttuk gitti ama, tıpkı unuttuğumuz gibi şarkılarla türküleri, gülmekle sevinmeyi, huzurla refahı…

ARTIK cep telefonları, bilgisayarlar var hayatımızda! Arabalarımız, konforlu evlerimiz villalarımız…                                                          Ama söyleyin Allah Allah aşkına, şöyle yürekten  ve ruhtan süzülerek, “emir erinizi”  çağırabilir misiniz  güneş batarken bu dizelerle:

“HAYDİ Abbas, vakit tamam/ Akşam olsun  diyordun işte oldu akşam/ Kur bakalım çilingir soframızı/ Dinsin artık bu kalp ağrısı/ Şu ağacın gölgesinde olsun/ Tam kenarında havuzun/ Aya haber sal çıksın bu gece/ Görünsün şöyle gönlümce/ Bas kırbacı sihirli seccadeye/ Göster hükmettiğini mesafeye/ Ve zamana/ Katıp tozu dumana/ Var git/ Böyle ferman etti Cahit/ Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan/ Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan..

YOK! “Ah neydi o günler” demiyorum.. Ve hep söylüyorum! Yokluk vardı, fukaralık vardı, tere kana karışmış meşakkat vardı! Ne bugünkü kadar varlıklıydık hatta özgür ve egemen ne bugünkü kadar bilgili ve okumuş! Babalarımız analarımız kadardık vesselam!

Buna karşın “önce şiirde sevdim kavgayı/ Hürriyeti kelime kelime şiirde/ Mısra mısra sevdim yaşamayı/ Öfkeyi de sevinci de/ Senin ışıklı günlerin/ Benim iyimser dostlarım/ Hepsi hepsi şiirde/ Ne varsa kaybettiğim/ Bütün bulduğum şiirde/ Kafiyeden önce gelen/ Sevgilerimiz mi sade/ Sürgün de var hapis de.

SONRA, “Mağusa’yı dinlerdim sıcak yaz akşamlarında/ Gözlerim kapalı/ Hafifen bir rüzgâr  eserdi/ Yavaş yavaş sallanırdı yapraklar dallarında/ Uzaklarda çok uzaklarda/ vapur siluetleri/ Motorundan homurtular çıkarken/ Bir balıkçı sandalı açılırdı limandan/ gözlerim kapalı dinlerdim küçük dünyamı..

BİLİYORUM geçmişimizde kaldı aklımızla fikrimiz! Ki yaşarken o günleri, babam, anam ağabeylerim de kendi geçmişlerini anlatırlardı bana.. Anladım  ki insanlar mesel anlatırlar nesilden nesillere, öyle yazılır şiirlerle romanlar, hikâyelerle hatıralar..

Nitekim der ki Behram Ataoğlu, “Bir sabah mutluluğa aç pencereni/ Bir güzel arın dünkü kederinden/ Bahar geldi, bahar geldi güneşin doğduğu yerden/ Çocuğum uzat ellerini…

       BİRGÜN elbet gelecek bahar da bakın ne diyor Atillâ İlhan: “Sen benim garipsi garipsi yavrum/ Nasıl böyle akşam oldu farkına varmadan/ Uyandırma lâmbamızı uyandırma uyusun…

Zaten hepten, “dönülmez akşamların ufkunda” değil miyiz? O zaman bırakın “vakit nasıl geçerse geçsin…”

EVET: Bir Pazar sohbetimde   eskilerde kalmış şiirleri düşündüm.. Biz şiir konuşur şiir söylerdik.. Şarkılar söylediğimizce.. Mağusa surlar içi “bizim küçük dünyamızdı kendimizce yarattığımız..” Şiirler şarkılarla süslü..

 

 

 

 

 

 

      

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Haber İçi Alt 1
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Haber İçi Alt
canlı bahis, maç tahmini, yeni giriş adresleri, bahis danışman canlı bahis, maç tahmini, yeni giriş adresleri, bahis kritik, bahis