Köşe Yazarları

Pazar sohbetimdir: (Kıbrıs Türkü “Snop” mudur?)







       “Sözcüklerin” hayatımızda ne kadar önemi vardır?                                                             Dahası olaylar mı sözcükleri  yarattı yoksa sözcükler mi olayları?                             Kelimelerle düşünüyorsak eğer demek ki o kadar derinliğine ve çeşitlisiyle düşüneceğiz kaziyesine varmaz mıyız?




Neden ileri gitmiş ülkelerin sözlüklerindeki kelimeleri geri kalmış ülkelerin sözlüklerindeki kelimelerden daha fazladır?



Kalkınmışlıkla geri kalmışlık “kelimelerle” ilgili olabilir mi?

       KELİMELERLE İFADE: Bu “düşünceleri” şimdi bile,  tabi ki “kelimelerle” ifade ediyorum.. Ve doğrusu ya ben kelimeleri çok seviyorum. Onları yan yana getirip cümleler kurmak, şiirler yazmak, şarkılarla seslendirmek yahut hamaset dolu nutuklarda kullanmak…

       Sevgileri aşkları ifade etmek…                          Nefreti çirkinliği söylemek…                 Kelimelerle güzel olmak… Kelimelerle çirkin olmak…                                                            Kelimelerle anlaşmak, kelimelerle kavga etmek…                                                                Kelimelerle yalvarmak, kelimelerle yalvartmak…

       Meğer ne önemliymiş “sözcükler…

       Hiç düşündünüz mü? Konuşmaya başladığınızdan ölene dek kaç kelime çıktı ağzınızdan? Kaç kelime söylediniz?   Ve o kelimelerle kaç kez düşündünüz?

                                  ***

       “SNOP” KELİMESİ: Bizde söylenmeyen bir kelimedir. Çünkü bu ülkede ne sosyoloji”  yapıldı ne felsefe! Öyle de olunca “insan nedir, KKTC’de  insan nedir” sorusuna “snop” kelimesiyle cevap vermeye çalışmak mümkün olmaz.                                                                     Önce bu kelimenin İngilizce olduğunu söyleyim. İnternetten baktım 1820’lerde İngiltere’de doğdu! Anti parantez yazayım. O 1800’lerde dünyayı İngiltere değiştirdi. Bugünün teknolojisi ile uygarlığının tohumlarını İngiliz kafası yaydı, yeşertti…

       Snop bu “kelimelerden”  biridir. Doğuşu ise Oxfort ve Cambridge üniversitelerindeki soylu öğrencilerle avamdan gelen öğrencileri birbirlerinden ayırmak için kullanılan ve “soylu olmayanları” vurgulayan “sine nobilitate” kelimesidir. Sonraları kısaltıp “s.nop” yapıverdiler…

       Kelime önceleri “sıradan ve halktan insanları soylulardan ayırmak için kullanıldı.” Sonraları soylulardan asilzadelerden hoşlanmayan ve bu  üst katmana baktıkça ora insanlarının hayatlarını kıyasıya eleştiren, alay eden, yeren insanlar için kullanılmaya başlandı…

       Fakat “snop insanlar” gitgide eleştirileri ile  iddia sahibi oldular. Tutun ki Sartre’nin “pis entellerinden” oldular! Hani “yukarılara tırmanırken aşağıda kalan kendi sınıfına kakma atan pis enteller!”                                                    Sadece “ayırımcılık” yapmıyor, “her şeyi bildiklerini iddia ediyorlardı!”

       En iyi yemeği onlar biliyordu. En iyi şarabı, en iyi şarkıyı, en iyi siyaseti, en iyi düzeni… Kısaca her şeyin en iyisini “snop”lar biliyordu!

       Oysa ruhlarının derinliğinde, yerlerinin halk katları değil, aristokrat sınıfın yeri olduğu arzularının ateşleri yanıyordu…

       Daha çok zengin olmak, daha çok malik olmak, daha iyi yemek, gezmek ve daha bir kariyer sahibi olmak için dikiliyorlardı yukarı…

       Bu yollarda yürürken “snop insan” günümüzde “yalaka” da oldu, her şeye muhalefet hastalığından muzdarip bir  ruh hastası da oldu!

       SNOP MUYUZ?   Allan De Botton kitabında “snop”u teşhis etmek kaygısına düşerken şöyle der:                                                                                 “Bir snoop’un başlıca kaygısı güç ve iktidardır. Öyleyse iktidar kimin elindeyse snoplar da o gruba yanaşacak,  onların gözüne girmeye çalışacaklardır!”

       Fark ettiniz! Teşhis Erdoğan’lı TC’yi çağrıştırıyor! Yalakalar memleketi olması yönünden! Bize dönelim ve soralım: “Snop muyuz!”

       Çağrışım yapan huylarımız çok!   Davranışlarımız en önemlisi Sartre’nin entelleri gibi yukarı tırmanırken aşağılara kakma atmamız!

       Kimseler  “burjuva hayatına” ağzımızdan salyalar akarak baktığımızı inkâr edemez!

       Lüksü çok sevdiğimizi inkâr edemeyeceğimiz  gibi…

       Hele kimsenin kimseleri beğenmediği, dünyanın dönmesi kadar gerçek!

       Her şeyi bildiğimizi sanmak, hele çok zeki ve akıllı olduğumuza inanmak ise hasletimiz!

       Fakat asıl “snop” oluşumuzu çakan olay “siyasete bakışımız!”

       Gelen iktidarları da beğenmeyiz, Başbakanlar ile milletvekillerini de! Oylayıp iktidar yapsak da “yermek ve eleştirmek” keyfini yaşamak uğruna, “gitseler de kurtulsak” diyen yine biz!

       En sevdiğimiz kelime “battıkkk!”

       En sevdiğimiz nesne parra!                               En nefret ettiğimiz kelime  “Türk!”               Tu kaka dediğimiz “milliyetçilik!”                     “Bizim değildir” dediğimiz “vatan”                    İstemediğimiz “devlet!”                              Gitsin dediğimiz “Türkiye!”

       O ZAMAN SORALIM: Bunca hasleti misyonu yapmış “snop insan” kimdir? Cevabı kendinden menkul değil mi?

 









Başa dön tuşu