KıbrısManşet

Özyiğit: Okullar açılıyor ama kimse ne yapacağını bilmiyor






Toplumcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Cemal Özyiğit, Pandemi süreci, Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı-yapmadığı çalışmalar ve yeni eğitim yılına yönelik değerlendirmelerde bulundu.

Mart ayının ortasından itibaren tüm yaşamsal alanlarda olduğu gibi eğitimin tüm kademelerinde olağanüstü koşullar ile karşılaşıldığını belirten Özyiğit, özellikle eğitimin kendine has koşulları ve planlamasından dolayı bu etkilerin katlanarak kendini hissettirdiğine, hissettirmeye de devam edeceğine vurgu yaptı. Pandemi koşulları sona erse dahi, eğitim alanlarındaki etkilerinin uzun süre devam edeceği, örgün eğitim içindeki çocukların, özellikle de 14-15 yaş üstü birçok gencin eğitim planlamasının değiştiğine dikkat çeken Özyiğit, “Hükümet her alanda olduğu gibi, eğitim alanında da olası her senaryoya karşı gerekli hazırlıkları ve planlamaları yapmakta yetersiz ve ciddiyetsiz davranmış, kaosu bugünlere kadar taşımış, bugün bile halen okulların nasıl ve hangi şartlarda açılacağını net olarak belirleyememiştir” dedi.

Özyiğit açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Salgın tüm insanlığa özellikle sağlık ve eğitim alanlarına öncelikli yatırım yapma ve eksikleri giderme mesajı vermiştir. Fakat UBP-HP Hükümeti bu mesajı almak bir yana, en basit geçici sorunların çözümünü bile planlayamamıştır. Geleneksel yüz yüze eğitimin olası alternatiflerinin nasıl ve ne şekilde uygulanabileceği konusunda hazırlıklar yetersiz kalmış, bu konuda mevzuat çalışmasına da girişilmemiştir. Bu süreçler eğitimde kalıcı dönüşümleri gerçekleştirmek için fırsatlar da yaratmıştır. Teknolojik entegrasyon, eğitim modelleme, kadro ve altyapı konularında yeni yaklaşımlar için eğitimin tüm paydaşlarına ilham ve cesaret verdiğini gözlemlediğimiz bu kriz, maalesef sadece izlenmiştir.

“Kapsamlı ve Planlı Hazırlık Yapılmamıştır”

TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit, Eğitim Bakanı tarafından basın toplantısında ortaya konan yaklaşımın, okulların yeniden açılma sürecinin bile kapsamlı ve planlı hazırlıktan uzak yürütüldüğünün ispatı olduğuna vurgu yaptı.

Eğitim Bakanlığı ile Hükümetin süreci doğru yönetememesi nedeniyle zaten hazır olmayan yüz yüze eğitim modelinin 2 hafta ertelenmek zorunda kaldığını belirten Özyiğit, “Ertelenme sebebi tutarsızdır. Vaka sayılarının bu dönemde tekrar artacağını herkesin bildiği bir ortamda, sanki bir sürprizle karşılaşmış gibi bir tavır ortaya konulması anlaşılır değildir. Belli ki Sağlık Bakanı ile Eğitim Bakanı ya süreci yeterince ciddiye almamış, ya da bu dönemi çok ciddi iletişimsizlik içinde geçirmişlerdir” ifadelerine yer verdi.

Eğitim Bakanlığının hazırlıklarını olası senaryolara göre değil, kendi umduğu senaryoya göre hazırladığını belirten Özyiğit, Eğitimin yeniden başlaması için hazırlanan kılavuzda büyük çoğunlukla yerinde tespitler olduğu, ancak bunun gereksinimlerini yerine getirecek irade ve planlamanın ortaya konmadığını belirtti.

TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit açıklamasında ayrıca şunları kaydetti: 2019-2020 Eğitim yılında yaşanılan eğitim kayıpları çocuklarımız için sıkıntılar yaratmıştır. Bu özellikle ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğrenim arasında kademe geçişlerindeki çocuklarımıza sadece imkansızlık olarak değil, ayrıca belirsizlik ve motivasyonsuzluk olarak yansımıştır. Özellikle belli yaş grupları için bir yılın daha eğitim kayıpları ile geçmesi lüksümüz yoktur.

“Eğitimde 2020-2021 kayıplarının sorumlusu hükümet olacaktır”

Geçtiğimiz eğitim yılında salgından dolayı yaşanan aksamaların sorumlusu olarak hükümeti ve eğitim bakanlığını göstermek haksızlıktır, ancak yeni eğitim yılının hazırlıkları için yeterli zaman olmasına rağmen bu yıl da kayıp yaşanırsa bunun tek sorumlusu Bakanlık olacaktır.

“Okul müdürleri yalnız bırakılıyor”

Alınan seyreltilmiş eğitim kararı mevcut koşullar nedeniyle olumlu olmakla birlikte gerekli koşulların oluşturulması konusunda hem irade, hem organizasyon yetersizdir.  Yayınlanan kılavuzun koşullarının oluşturulması için belirli bir planlama, hiyerarşi ve altyapı oluşturmalıdır. Bu konuda zaten halihazırda çok geç kalınmıştır.

Sn. Eğitim Bakanı’nın açıklamasında bahsettiği Okul müdürlerine daha fazla inisiyatif verilmesi genel olarak doğru bir yaklaşım olsa da, bu yaklaşım zorlu koşullarda merkezi idarenin sorumluluğu üstünden atıp okul idarelerine “ne haliniz varsa görün” şeklinde olmamalıdır. Görev de, sorumluluk da, inisiyatif de karşılıklı olarak planlı bir şekilde paylaşılmalı, Eğitim Bakanlığı bu organizasyonu anlaşılır bir biçimde okul idarecileri ile paylaşmalıdır. Aldığımız duyumlar birçok okul idarecisinin olağandan farklı olarak ne yapılacağının kendilerine bildirilmediği yönündedir. Bu gidişata müdahale edilmez ve herkesin rolü paylaşılmaz ise, kaosun boyutu sadece okul müdürlerimizin değil, Eğitim Bakanlığının da üzerinden gelemeyeceği bir seviyede olacaktır.

“Öğrenci -Eğitimci-Aile üçgeni belirginleşmeli”

Çocuklarımızın hem sağlığının hem de aldıkları eğitimin bir tehlike ile karşılaşmaması, sürekli takip ve denetleme mekanizmaları gerektirmektedir. Burada hem bu amaçla, hem de ailenin eğitim faaliyetlerine daha fazla müdahil olması amacıyla öğrenci, eğitimci ve ebeveynler arasında aktif birimler oluşturulması teşvik edilmelidir. Bu yaklaşım öğrencinin salgın dönemi yaşadığı sorunların daha hızlı tespit edilmesinde de fayda sağlayacaktır. Aileler için eğitim modülleri, bakanlığın oluşturacağı kurumsal platformda daha sık gerçekleşecek veli toplantıları gibi uygulamalar devreye sokulmalıdır.

“Her yaşa aynı uygulama büyük hata olacaktır”

Yapılan açıklamalardan Bakanlığın tüm örgün eğitim kurumlarında eğitime başlanılması ve uygulanmasıyla ilgili tek bir planı uygulayacağı anlaşılmaktadır. Fakat Eğitim alanında her yaşın ve her kademenin yapısı, gereksinimleri, hassasiyetleri,  pedagojik yaklaşımları farklıdır. Uygulamalar tekrardan gözden geçirilmeli ve her öğrenciye aynı yaklaşım terkedilip yaşa ve kademeye göre farklı modeller oluşturulmalıdır. Sağlık Bakanlığı ile mesai artırılıp, özellikle küçük yaşlardaki çocuklara yönelik önlemlerin onların ne sağlığını, ne de psikolojisini etkilemeyecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

“Bakanlık belli protokoller hazırlamalı”

Gelinen aşamada yüz yüze eğitim başladığı andan itibaren belli standartların tüm taraflarca iyice anlaşılması ve uygulanması gerekmektedir. Bunlar çocuğun evden çıkıp eve dönene kadar tüm ortamları kapsayacak şekilde hazırlanması gerekmektedir. Özellikle taşımacılık kısmının nasıl uygulanacağına dair talimat protokolü hazırlanmalıdır. Salgına yönelik herkes farklı bir hassasiyet geliştirmiştir. Bu yüzden belirli standartların belirlenmemesi ise kaosla sonuçlanacaktır.

Özel eğitime ihtiyaç duyan öğrenciler için, gruplar halinde ancak mutlaka yine seyreltilmiş şekilde, mümkün olduğu kadar açık havada, müfredatları da pandemi farkındalığına yönelik düzenlenmesiylee birlikte bir program yapılmalıdır.

“Türkçe bilmeyen öğrenciler tamamen sistemin dışına atıldı”

Okullarımızdaki yabancı öğrencilerin ne kadar zor koşullarda eğitim gördüğü, özellikle anadili Türkçe olmayan öğrencilerin yaşadıkları zorluklar bilinmektedir. Bunların giderilmesi ve hem bu çocukların Türkçe’yi öğrenmesi, hem de toplumsal yaşamımıza adapte olmaları için bir önceki hükümet dönemi hazırlamış olduğumuz programlar her nedense salgın başladığı günlere kadar yürürlüğe konmamıştır. Salgın süreci ile aileleri genellikle çalışan bu çocuklar çok daha büyük bir dramla karşı karşıya kalmıştır. Devlet ise bu çocukların en ufak sorunu ile bile ilgilenmemiştir. Bu çocukların durumları gözetilerek onların adaptasyonu ve rehabilitasyonları için adım atılmalıdır.

“Eğitimde fırsat eşitliği ilkesi zarar görmemeli”         

Özellikle uzaktan eğitimin gereksinimleri, taşımacılık ve hijyen ihtiyaçlarının karşılanması noktasında hükümet hassaslıkla çalışma yapmalı, eğitimde zaten var olan fırsat eşitsizliğinin pandemi koşullarından dolayı daha da derinleşmesine izin verilmemelidir. Teknik ya da maddi sorun yaşayabilecek öğrenciler tespit edilmeli, buna yönelik bir veri tabanı oluşturulmalı ve bu sorunların belirli bir sürede ve yöntemde giderilmesi üzerine bir mali program geliştirilmelidir. Kısa vadede de kamu okulları ile özel okullar arasındaki dengenin zarar görmemesi için önlemler alınmalıdır.

“Eğitime yatırım acilen artırılmalı, dönüşüm acilen başlamalı”

Pandemi sonrası tüm dünyada belirli dönüşümler beklenmekte, bunun da başında eğitim alanı gelmektedir. Özellikle kamusal eğitime yatırım boyutu yeniden gündeme gelmeli, eğitimin bütçe içindeki oranı artırılmalıdır. Salgın koşulları her ne kadar tüm insanlık için zor koşullar yaratsa da, bu dönemler belirli dönüşümlerin gerçekleşmesi için eşi bulunmaz fırsatlar yaratmaktadır. Bu kritik dönemeçte bunun farkına varıp adım atamazsak, yakın zamanda eğitimde küresel standartların çok gerisinde kalacağız ve bunun ülkemize çok ağır ekonomik, siyasal ve sosyal bedelleri olacaktır.

“Harmanlanmış eğitim hazırlıklarına derhal başlamalıyız”

Kaçınılmaz olarak hayatımıza girmesi artık kesin olan harmanlanmış eğitim yaklaşımına, kendimize has yerel modellerle hazırlanmamız gerekmektedir. Bunun için hem eğitimcilerin tecrübelerinden faydalanılacak; hem de psikolog, sosyolog ve eğitim bilimcilerin birikimlerinin toplanacağı çalışmalar başlatılmalıdır. Diğer taraftan da teknik altyapı ve mevzuat çalışmaları başlatılıp, ilgili tüm tüzükler ve yasalar elden geçirilmelidir.

Özyiğit, gelinen aşamada Eğitim Bakanlığı’nın öğretmen örgütleri, okul idarecileri ve öğretmenlerle birlikte gerekli hazırlıkları en erken zamanda tamamlayarak, velilere de ayrıntılı bilgi vererek seyreltilmiş eğitimin planlanmış şekilde daha önce açıklandığı gibi Eylül ortasında başlatılması gerektiği kaydetti.

 “Yükseköğrenim yeniden organize edilmezse sonuçları ağır olabilir”

Salgınının Yükseköğrenime etkilerinin ve sonuçlarının boyutu ortadadır. Zincirleme olarak birçok sektörü etkileyen bir alanın bu kadar başıboş bırakılmasının faturasını şimdiden ülke olarak ödemeye başladık. Hükümetin yükseköğrenimin pazarlaması için geliştirdiği “güvenli ülke” konsepti çok yerinde bir adımdı fakat hükümetin kendisi bunun koşullarını yerine getirmeyerek, kendi kampanyasını baltaladı.

Gelinen aşamada zaten salgından önce sıkışmışlık yaşanan Yükseköğrenimde yeniden değerlendirme yapılmalı; kapanma süreci bir fırsata dönüştürülüp, mevcut statükonun kırılacağı,  özellikle uluslararası öğrencilerle ilgili yeni yaklaşımların geliştirilmesi gerekmektedir.

Bu vesileyle şunu da belirtmek isterin ki; Yüksek Öğrenime Giriş ve Yerleştirme Sınavları sonucuna göre, ülkemizdeki üniversiteleri tercih eden öğrenci sayısındaki artış son derece önemli ve sevindiricidir. Zira yüksek öğrenim için ülkemize gelen gençlerin aynı zamanda ülke ekonomisine de büyük katkı sağladığı bir gerçekliktir. Ancak önemli olan bu öğrencilerin gelip kayıt yaptırıp yaptırmayacaklarıdır. Çünkü “güvenli ülke” perspektifini ortaya atan Hükümetin attığı yanlış adımlar ve kontrolsüz, denetimsiz girişlere onay vermesiyle her geçen gün bu perspektiften uzaklaşılmaktadır.

Umarım, Hükümet hızla yanlıştan döner ve alacağı tedbirlerle ve doğru kararlarla bu perspektifin kısa sürede yaşama geçirilmesini sağlar. Böylece kayıt hakkı kazanan öğrenciler de güven ve huzur içinde ülkemize gelip yüksek öğrenimlerini sürdürebilirler.








Başa dön tuşu