Ovacık’a doğru giderken…

18 Haziran 2018 Pazartesi | 12:07
Mete Hatay banner

Öntaç Düzgün bana bu fikri açtığında gerçekten çok heyecanlanmıştım. Dersim bölgesini her zaman merak etmiştim. Ovacık ise Komünist başkan seçildikten sonra başlı başına bir ilgi merkezi olmayı başarmıştı. “Yıllardır Olağanüstü halin devam ettiği bir coğrafyada insan nasıl başarılı bir belediyecilik yapabilirdi?” Bu sorunun cevabını aramak için bu seyahate katılmaya karar verdim. Öntaç konuyu o bölgenin çocuklarından olan yönetmen Orhan Eskiköy’e de açtı ve onu da ikna etmeyi başardı. Bir hafta sonra da bize biletleri ayırdığını otel rezervasyonların tamam olduğunu söyleyince bu işten artık geri dönüş olmadığını anlayacaktım. Ovacık’a ulaşmak için ya Elâzığ ya da Erzincan havaalanlarına gitmek gerekiyor. Orhan’ın Erzincanlı olmasından dolayı ve Pülümür geçidini de merak ettiğimizden Ovacık yolculuğumuza Erzincan’dan başlamak istedik.

 

ovacık

 

Erzincan Havaalanı yuvarlak tüp gibi mimarisiyle enteresan bir yapıya sahip. Terminal binası 2011 yılında hizmete açılmış. Hava limanı yaklaşık olarak bizim Ercan büyüklüğünde bir yapıdan oluşmaktadır. Havaalanından 9 kilometre uzaktaki Erzincan Şehri ise yüksek karlı dağlarla çevrili bir ovada yer almaktadır. T.C. Başbakanı Binali Yıldırım’ın buralı olduğu kente yapılan son zamanlardaki yatırımlardan da anlaşılmaktadır. Bölgenin, çok verimli bir yer olduğu ise her halinden belli olmaktadır. Özellikle Erzincan üzümünün çok meşhur olduğunu duymuştuk. Şu an 250 bine yakın bir nüfusa sahip bu kent binlerce yıldır birçok farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir yerleşim yeriydi. Özellikle 20. Yüzyılın ilk çeyreğine kadar Ermenilerin yoğun bir şekilde yaşadığı bir yerleşke olarak bilinmektedir. 1915’teki tehcir kararına kadar nüfusunun büyük bölümünü Ermeniler oluşturuyordu. Şimdi ise orada yaşayan tek bir Ermeni bile kalmamıştır. Erzincan kenti son zamanlarda Sünni ağırlıklı bir yer olmasına rağmen çevre köylerinde yaşayan birçok Alevi vardır. Bölgede Aleviliğin eskiden çok daha güçlü bir konumda bilinmektedir. Hatta bir iddiaya göre 1500 yılında bölgedeki Kızılbaş aşiretlerinin Osmanlı’ya karşı Şah İsmail’e katılma kararı Erzincan’da verilmişti.

 

Yolda arabamızı sürmeye devam ederken yol kenarlarındaki Belediyenin amblemi de dikkatimiz çekti: “İki başlı kartal;” meğer Selçukluların kullandığı bir sembolmüş ama bildiğiniz gibi Bizanslılar da benzeri bir amblemi kullanmaktaydılar. Kim kimden kopya etti acaba?

 

 

Bir arkadaş Ovacık’ın topografisinin ve doğasının Erzincan’ın daha küçük bir versiyonu olduğunu iddia etmişti. Bu iddianın oraya varınca kısmen doğru olduğunu görecektik. Fakat bence Ovacık gerek yeşili gerekse Munzur nehrinin çıktığı yer olarak çok daha farklı güzellikleri bağrında barındırmaktadır.

 

Erzincan’dan Dersim’e Pülümür’den geçerek gittik. Yol boyunca 1,500’ün üzerinde endemik bitkiye sahip Pülümür vadisinin muhteşem manzarasına imrenmemek elde değildi. Dağlarda halen bizim muflona benzeyen keçilerin olduğunu biliyorduk ama maalesef bu ziyaretimizde onları göremedik.  Munzur çayını takip ederek Dersim’e ilerledik.  Yol boyunca akan küçük şelalelerle dekore edilmiş, sarp kayalıklar gerçekten muhteşemdi.

 

Öte yandan 1990’lardan beri OHAL rejimlerini en çok hisseden ve yaşayan bölgelerin başında geliyor bu coğrafya. Dağlarda gizlenen PKK, TİKKO gibi muhtelif örgütlere ait silahlı gruplar ise hala daha ara ara yaptıkları silahlı eylemlerle kendilerini hissettirmektedirler. Özel Hareket ve jandarma ise tüm tepelerde kale-kol adı verdikleri taştan yapılmış orta çağ kalelerine benzer yapılarla kendilerini güvende tutmaya çalışmaktadırlar. Bu arada ilerleyen teknolojiyle uzaktan uçurttukları kameralı insansız hava araçlarıyla devamlı bölgede izleniliyormuşsun hissi vermeyi başarmışlardır. Bu tip aşırı izleme belli bir süre sonra gerçekten insanın sinirlerini bozmuyor değil. Bu araçlar bazen silahlı da olabilmektedirler. Yol üzerinde ve kent girişlerinde ise birçok yerde barikatlar mevcut. Seyahatimiz boyunca üniformalı askerlerin yanında sivil giyinmiş silahlı birçok özel hareketçiye de rastladık. Tepelerde yazılmış “Ne Mutlu Türküm Diyene” tipi yazılar veya resmedilmiş Türk bayrakları ise bana biraz bizim buraları hatırlatmadı değil. Öte yandan alfabenin hemen hemen her harfinin kullanıldığı kısaltılmış örgüt isimlerine tünellerde, yıkık binaların duvarlarında sıkça rast geldiğiniz yerler buraları. 1970’lerden buyana çokça duyduğumuz birçok örgütün ismini sokak grafitlilerinde görebilirsiniz bu coğrafyada: PKK, TİKKO, DHKPC; DHK; HBDH, TKP/ML, MKP HKO ve MLKP bunlardan bazıları. Her yeri hala daha sloganlarla boyama alışkanlığı da bolca uygulanmakta.

 

 

 

Pülümür’de halkın çoğunluğu 2000’lerin sonuna kadar CHP’yi destekliyordu ama artan sayıda gencin HDP saflarına katıldığı ise bir gerçek. Hatta Plümür’de 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP aldıkları %47 oyla CHP’yi bir puan geçerek bölgenin en büyük partisi durumuna gelmiş durumdadır. CHP ve DSP’nin toplam %90’larda olan oyu %46’ya kadar düşmüş görünmektedir.

 

Pülümür diğer Alevi bölgeleri gibi birçok Alevi ziyaret yerine ve tarihi birçok dergâha ev sahipliği yapmaktadır. Özellikle devamı gelmeyen Kürt açılımı ve Alevi açılımının olduğu dönemde, bu ziyaret yerlerinden bazıları elden geçirilerek ulaşımları biraz olsun kolaylaştırılmış görünmektedir. Köy isimlerinin de iki dilde yazılmaya başladığı bir dönemdi bu. 2010’lardan sonra 1990’larda bölgedeki çatışmalardan dolayı güvenli olmayan bölgeler olarak ilan edilmiş birçok ziyaret yeri yeniden ziyarete açılmış bulunmaktadır. Şiddetin tavan yaptığı 90’larda ise ziyarete katılan birçok kişinin “teröristlere” yiyecek taşıdığı iddiasıyla tutuklandığı bilinmektedir. Öte yandan birçok dergâh veya ziyaret yeri ise o dönemde devlet tarafından boşaltılmış köylerde olduğu için yasaklı yerlere dönüşmüştür. Bu dönemde yüzlerce köy boşaltılmış ve yakılmış, köy sakinleri ise şehirlere göç etmeye zorlanmıştı. Sadece Tunceli/Dersim bölgesinde resmi olarak 158 köy ve 500 mezra boşaltılmıştı. Hala daha boşaltılmış bu köylerin büyük kısmına dönüş yasaklanmış durumdadır. Ziyaret yerlerine ise kısıtlı bir ulaşım vardır.

 

Dersim’e giderken değil de dönerken bölgenin en ünlü ziyaret yeri olan Seyit Büklü Baba’yı ziyaret etmeye karar verdik. Her yıl binlerce kişi dertlerine deva bulmak için Büklü babanın bu türbesine ziyaret gerçekleştirmekteddir. Şansımızdan orada düzenlenen bir kurban olayına katılma şansı elde ettik ve oradaki ziyaretçilerle birlikte dergâhın ve cem evinin yemekhanesinde kurban sofrasına katıldık ve Cem evinin dedesiyle söyleşme imkânı bulduk. Büklü babanın Muhammed soyundan gelen biri olduğunu ve birçok Ocak ve Aşiretin çok önemli gördüğü bir kişiliğe sahip olduğunu öğrendik. Bu arada Dersim veya civar illerdeki Aleviliğinin, diğer Alevilikten farklı birçok ritüel ve inanç sistematiğine sahip olduğunu seyahatimiz boyunca konuşacağımız farklı dedelerden öğrenecektik.