Ovacık ve oranın komünist belediye başkanı

18 Haziran 2018 Pazartesi | 12:27

Siz de öyle mi düşünüyorsunuz bilmiyorum ama bu seçimlerin bir türlü havasına giremiyorum. Oysa 1980’lerden beridir hemen hemen bütün seçimlere aktif katılımcı olarak görevler almış, kah sevinmiş kah üzülmüş birisiyim ama bu defa olup bitenleri anlamakta güçlük çekiyorum. Siyasi partiler ortada yok, öyle olunca kendi farklılıklarını veya önceliklerini ortaya koyacakları programlar da yok. Partili ya da bağımsız adaylar, katılımcılıktan ve ruhtan yoksun bir şekilde benzer şeyleri tekrarlayıp duruyorlar. Ahali ise renksiz, ruhsuz ve kokusuz geçen bu sürecin sonunda “dur bakalım ne olacak?” tavrı içinde durumu uzaktan seyrediyor. Gerçekten de nasıl sonuçlar alınacağı, bütün bu olup bitenlerin bizim yaşamımıza nasıl yansıyacağı belirsiz görünüyor.

Amacımız seçim analizi yapmak değil elbette. Amacımız Türkiye’de, 6 bin kişilik nüfusu ile ölçek olarak bizdeki belediyelere benzeyen fakat farklı ve iddialı uygulamaları ile nerede ise dünya çapında tanınır olmaya başlayan bir belediyeyi Tunceli/Dersim Ovacık Belediyesi’ni tanıtmak. Kendini “Komünist” Belediyesini ise “Komünist Belediye” olarak niteleyen Mehmet Fatih Maçoğlu ile yaptığımız uzun sohbetleri ve ilçe ile ilgili gözlemlerimizi aktarmak.

Kalkın Ovacık’a gidelim

Gazeteden bir grup arkadaşla, bu seçim döneminde başka ülkelerden de olsa farklı ve düşündürücü uygulamaları okurlarımız için toparlayıp paylaşmamız gerektiği üzerine konuşuyoruz. İlke Davulcu, “Ovacık Belediye Başkanı ile temaslarım var uygun görürseniz bir randevu ayarlayabilirim” diyor. Duyduklarını uzun uzun anlatıyor. İnternetten bir araştırma yapıyoruz ünlü İngiliz yayın kuruluşu BBC bile Ovacık üzerine haberler yorumlar yapmış. Karar veriyoruz sosyal araştırmalar uzmanı yazarımız Mete Hatay ve ödüllü filmlere imza atmış Yönetmen Orhan Eskiköy ile hemen yola koyuluyoruz. Amacımız birkaç gün sürecek gözlemler yapıp izlenimlerimizi yazmak ve elbette ekipte Orhan Eskiköy de olduğuna göre Ovacık Belediyesi’nin uygulamaları üzerine şöyle sağlam bir belgesel hazırlamak. Ancak kimle temas etmişsek benzer kelimelerle tekrarlanan bir endişe dile getiriliyor. “Bölgede  güvenlik sorunu var. Ya olağanüstü hal yaşanan bu koşullarda askerler veya özel harekat birlikleri tarafından şüpheli şahıslar olarak nitelenip belki de tutuklanmak ya da bölge dağlarında konuşlanmış oldukları söylenen silahlı direnişçiler tarafından kaçırılmak veya hedef olmak.” Bu riskleri göze alıyoruz ve yola koyuluyoruz.

Erzincan ve Tunceli/Dersim’de başka bir siyasi hava var.

Bölgenin zorlu coğrafik şartlarını değerlendirerek Ovacık’a gitmenin en pratik yolunun Erzincan üzerinden gitmek olduğuna karar veriyoruz. Erzincan’a gidebilmenin en hızlı yolu ise önce İstanbul’a, sonra uçakla oraya uçmak oluyor. Öyle de yapıyoruz. Erzincan Havaalanı, Ercan’dan biraz daha küçük, İstanbul ve Ankara’ya sefer düzenlemek için tasarlanmış şık ve basit bir alan. Önceden rezervasyonunu yaptığımız kiralık arabaya binip Ovacığın yolunu tutuyoruz.

Erzincan, aralarında 5-10 kilometre mesafesi olan iki dağ sırasının arasında kalmış bir düzlük üzerinde kurulmuş. Bu durum, dağ ile deniz arasında ya da Mesarya düzlüklerinde yaşamaya alışmış kişiler olarak ilk bakışta bizde kuşatılmışlık duygusu yaratıyor. Beterin de beteri olduğunu yolculuk boyunca anlıyoruz. Yol boyu dağlar daha da yakınlaşıyor, daha da üstümüze geliyorlar.

ovacık

Havaalanında ve çıkışında karşılaştığımız belediye başkanı propagandasından, seçimler öncesi şehrin muhtemelen Tayyip Erdoğan ve Ak Parti afişleri ile donatılmış olabileceği zannına kapılıyoruz. Fakat ilerledikçe durumun hiç de öyle olmadığını, bu şehirde seçim olmayacakmış gibi bir sessizlik olduğunu fark ediyoruz. Yol boyunca Tayyip Erdoğan’ın eskimiş, yer yer yırtılmış büyük boy bir posterinden başka hiçbir seçim belirtisi yok.

Erzincan’dan yaklaşık 40 kilometre kadar devam ettiğimiz çift şeritli yolu terk edip Tunceli yoluna sapıyoruz. Ovacık, Tunceli/Dersim’den yaklaşık 40 kilometre daha da ötede. Anayoldan sapar sapmaz, bir köprü başında ilk askeri kontrol noktası ile karşılaşıyoruz ancak askerler ortada yok. Bir süre sonra yol tabelalarında Pülümür’e doğru ilerlemekte olduğumuzu yazıyor. Pülümür’ün geçmişte TRT’nin sık sık tekrarladığı, kulak aşinalığı edindiğimiz kötü anılar çağrıştıran haberleri aklımıza geliyor. “Dün akşam Tunceli’nin Pülümür ilçesi kırsalında güvenlik güçleri ile çatışmaya giren teröristlerden üçü ölü olarak ele geçirildi. Bir asker ise yaralandı. Kaçan diğer teröristlerin aranmasına devam ediliyor.”

Yol boyu homurdanarak akan Munzur Irmağı’nın serinliği ve artık aralarındaki mesafe yer yer 50-100 metreye daralan Munzur Sıradağları’nın bol oksijenli havası arabamıza doluşuyor. Yolda ırmak boyunca sıralanmış çayevleri ve başıboş otlanan ineklerle karşılaşıyoruz. Her yer meşe ağaçlarından oluşmuş yemyeşil. Pülümür’e yaklaştıkça, vadilere hakim noktalarda boş mevzilerle karşılaşıyoruz. Yolların kavşak noktalarında büyük beton bloklardan kontrol noktaları oluşturulmuş. Bazı mevzilere, ya dağdaki silahlı gruplar ya da özel harekatçılar “geldik yoktunuz” yazıları yazarak korku vermeye çalışmışlar.

110 kilometrelik yolu yaklaşık üç saatte geride bırakarak Tunceli/Dersim’e varıyoruz. Daha gidecek 40 kilometremiz var ve hava kararmak üzere. Karanlığa kalmadan Ovacığa ulaşmalıyız. Şehrin giriş ve çıkışlarında büyük beton bloklarla kontrol noktaları oluşturmuş, uzun namlulu silahlara sahip sivil giyimli güvenlik güçlerinin bakışları arasından yolumuza devam ediyoruz. Hem giriş hem de çıkışlarda çok miktarda güvenlik kamerası her gelen aracı kayıt altına alıyor.

Yolda şiddetli bir yağmur başlıyor. Dar ve engebeli yollarda düşen yıldırımları seyrederek yolumuza devam ediyoruz. Tüm yol boyunca sık sık rastladığımız Selahaddin Demirtaş ve HDP afiş ve bayraklarının çoğalması bize Ovacığa yaklaştığımızın işaretini veriyor. Kasabaya karanlıklar içinde girip ilerliyoruz. Az önce düşen yıldırımlar kasabanın elektrik düzeneğini bozmuş. Beklediğimizden de daha iyi bulduğumuz otele mum ışıkları eşliğinde giriş yapıyoruz. Belediyeye ait olan otelin işletmesini özel sektör yapıyor. İşletmeci akşam yemeğimizi hemen bitişikteki restoranda alabileceğimizi söylüyor. Kısıtlı birkaç çeşit yemekten seçim yaparak karnımızı doyuruyoruz. Çay kahve isteğimiz ise aşağıdaki kahvehaneden getirtiliyor. Otelin neden restoranı yok? Restoran neden çay kahve yapmıyor? Ovacık’taki siyasi algının ilk belirtilerini bu soruların cevaplarında buluyoruz. Otel çalışanı “biz buralarda tekelleşmeye karşıyız” diyor. “Gelen bir kısmetten bütün esnaf yararlanmalı ancak öyle ayakta kalabiliriz.

 

 

1985 yılında toplam nüfusu 18 bin 454 olan Ovacık ilçesi yıllar içerisinde azalarak günümüzde 6 bine kadar gerilemiş. Nüfustaki en dramatik düşüş, 1994  yılında terör gerekçesi ile yöredeki 40 köyün zorla boşaltılması ve konutların geriye dönüşü engellemek üzere yıkılması ile gerçekleşmiş. İlçe nüfusu 2000 yılında 8 bin 500’e kadar düşmüş.

İlçe nüfusunu korumak üzere ilçeye yönelik bazı girişimler ise sonuçsuz kalmış. Tunceli Üniversitesi’nin Ovacık’ta açtığı iki fakülte kısa bir süre sonra kapatılmış. İlçe merkezinde hizmete giren dev boyutlardaki yatılı okul, kapatılıp yıkılmaya terk edilmiş. Buna karşılık 3 bin nüfuslu kasada yapımına başlanan ve önümüzdeki aylarda tamamlanması beklenen 6 yüz konutlu TOKİ evlerine kimlerin yerleşeceği henüz bilinmiyor. Ovacıklılar, göç etmiş Ovacıklıların bir kısmının geriye dönme olasılığı olduğunu söylüyor.