Osmanlı tokadı

23 Şubat 2018 Cuma | 11:57
Ahmet Okan

Günümüzün dincileri II. Abdülhamid’i baş tacı yaparlar.

Adına konferanslar, paneller düzenlerler, hakkında güzel şeyler söylerler.

Onlar için o “Ulu Hakan” dır ve adamcağız dün vefat etmiş gibi taziye mesajlarında bulunurlar, başsağlığı dilerler…

“Osmanlı tokadı” dendiğinde, Osmanlının şaşaalı dönemleri, vurdu mu yeri göğü inleten fetihleri anımsatılmaya çalışılır…

Doğrudur da!

Öyle dönemleri olmuştur Osmanlı’nın.

Girdiği her yeri tarumar etmiş; fetih üstüne fetihler kazanmıştır.

O gücü sözde kendine devşirmeye çalışanların söyledikleri gibi taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmamıştır bir dönem…

Amerikalılar Osmanlı tokadı yemişler mi tarihte?

Yememişlerdir!

Kim bilir Membiç’te bunun tadına varacaklardır!

Kıbrıs, II. Abdülhamid döneminde İngilizlere verilmiş sonra da elden çıkartılmıştır.

Esasında Batılıların “Hasta adam” dedikleri Osmanlı dönemi II. Abdülhamid dönemine rast gelir.

Doğrusu, gerileme ondan önce başlamış, Abdülhamid bunu toparlayamamış, en çok toprak kaybeden sultan olarak tarihe geçmiştir…

Doğrudur.

Osmanlı tokadı yendi mi afallardı milletler!

1570 yılında Lefkoşa fethedildiğinde surlar delik deşik olmuş, Venedikliler bu kesme taşlara tutunamamış, kendileri kesilmişti.

Her taraftan Osmanlı askerleri saldırıyor, ortalık kan gölüne dönüyordu.

Bu yüzden birçok yer adını kandan alır Lefkoşa’da.

Kanlı Mescit gibi.

Burada çok kan akıtıldığından dolayı Kanlı Mescit adı verilmiş.

Bir yazımızda değindiğimiz gibi, Lefkoşa içindeki Gölek bölgesi de, doğru ya da yanlış, kimilerinin söylediğine göre o kadar kelle kesilip kan akıtılmış gibi, kan birikintisinden göl halini almış, bundan dolayı bu bölgeye Gölek denmiş.

Lefkoşa’nın fethini bizzat yaşayan Dominik Manastırının rahiplerinden Angelo Calepio, yazdığı kitaplarında Osmanlı tokadının ne olduğunu anlatır.

Lefkoşa sokaklarında fetih sürerken, Osmanlı askerleri her eve girip çıkıyor, yolda belde gördüklerini kılıçla kesiyorlardı.

Yazara göre kellesini aldıkları bir şey daha vardı, o da domuzlar!

Şöyle der:

“Gördüğüm vahşetlerden biri de, Türklerin karşılarına çıkan her domuzu ok ve kılıç darbeleriyle öldürmeleriydi. Bir domuzun yanında bir insan cesedinin yattığını gördük.” (Claude Deleval Cobham, Kıbrıs Yazıları MS23-1866, Galeri Kültür Yayınları, s145).

Lefkoşa sokaklarında Osmanlı tokadı yankılanıyordu!

Ama doğrusu, o dönemler dünyanın birçok yerinde çeşit çeşit tokatlar vardı.

Haçlılar, kendi tokatlarına “Haçlı Tokadı” derler miydi bilmiyoruz!

Onlar da kestikleri kelleleri mızraklarında taşırlardı.

Dahası, orta çağda yaptıkları işkenceler akılları durduracak türdendi…

Abdülhamid en çok toprak kaybeden padişahtı ama iyi şeyler de yapmıştı.

Rakı ve bira fabrikalarını açan oydu.

Operayı pek sevdiği söylenir.

Fakat iktidarını sürdürmek için ahaliye yapmadığı baskı kalmamıştı.

Muhaliflerini susturmak için neredeyse herkesi hafiye yapmıştı.

Böylece vatandaş birbirini jurnal ediyor, birbirine düşüyordu.

Muhaliflere hayat hakkı tanınmıyordu…

Şimdikiler “Ulu Hakan” deyip adını yaşatıyorlarsa bir bildikleri vardır.

Kendilerini aynı kumaştan gördükleri belli…

Bu arada Batılılar günümüzde “Haçlı tokadı” ile övünüyorlar mı?

Var mı böyle ileri zekalı bir Batılı?