Köşe YazarlarıSürmanşet

Osmanlı Padişahı Bir Seferde nasıl korunur ve ordu nasıl ilerler

Baron Wratislaw’ın Osmanlı Anıları – X






1591-1595 yılları arasında İstanbul’da yaşayan ve iyi bir gözlemci olan Bohemyalı Baron Wratislaw, “Anılar” adlı kitabında, ülkesine dönme izni aldıktan sonra başına bir şey gelmesin diye Macaristan’a gitmekte olan ordu ile birlikte seyahat etti ve orada şahit olduğu olayları anlattı:




Çadır kent kuran birlikler



<<O sıralarda Osmanlı Hakanı III. Sultan Mehmet, bütün kapıkulu denilen askeri, saray erkânı ve muhafızlarıyla birlikte, büyük bir alayla İstanbul’dan çıkmış ve kent dışında kurulan ordu karargâhına gitmişti. Padişah, töreye uygun olarak, orada – yani kent dışındaki ordu kampında – günlerce kalmış ve taşradan gelmekte olan askeri birlikleri beklemişti. Çünkü Mısır, Filistin ve başka deniz aşırı eyaletlerden birçok Beylerbeyleri ordularıyla yürüyüş halinde bulunuyorlardı.

<<Türklerin çadırlı ordugâh kuruluşlarındaki dikkate değer düzeni görüp de hayran olmamak mümkün değildir. Bu düzenli kuruluş öylesine geniş bir alanı kaplar ki, ucu bucağı görülmez. Elli bin kişilik bir Öncü Kolunun komutanı olan Mehmet Paşa bu sefer sırasında, daima gece yarısından bir saat önce yürüyüşe geçiyor ve daima Hünkâr’dan ve ordunun ana bölümünden bir konak ileride bulunuyor, yürüyüş sırasında yolları da temizletip düzelttiriyordu. Ordunun konaklayacağı yere ulaşınca, hemen bu öncü kolu, Padişah’ın, maiyetinin ve ordunun büyük komutanlarının çadırlarını kuruyor, bu suretle Hünkâr’ın konak yerine varışından önce, istirahat için gerekli her şey hazırlanmış oluyordu.

<<Padişahın kampı kurulurken düzgün ve ölçülü çadırlar, meydanlar ayrılıyor ve karargâhın her yönü siperleriyle, tabyalarıyla adeta bir hisar haline getiriliyordu.

<<Padişah’ın, mabeyincilerinin ve başka saray ileri gelenlerinin, Hünkâr’a mahsus at ve arabaların, yüksek komuta heyetini meydana getiren paşaların ve bunların astlarının çadırları karargâhın tam ortasında kuruluyordu. Bu kurulan çadırlar o kadar çoktu ve kalabalıktı ki, büyük bir kentte olduğu gibi, insan bu ordugâh içinde rahatça yolunu kaybedebilirdi. Çadırların mumlamış kalın keten bezinden kapıları vardı.

Osmanlı ordusundaki disiplin

<<Padişah’ın karargâhı, saray muhafızları tarafından öyle sıkı bir surette çevrelenmişti ki kimsenin izinsiz Hünkâr çadırına girme olanağı yoktu. Ordunun geçeceği yolların güvenliğinin sağlanması için yukarıda sözünü ettiğim gibi, gece yarısından bir saat önce yürüyüşe geçen Mehmet Paşa’nın elli bin kişilik kolordusu hiçbir gürültü yapmaz, davullar çalınmaz, sadece askerin gideceği yönü kolayca anlaması için küçük trampetler çalınırdı. Bu öncü Kolordu, bir günlük yürüyüşten sonra istirahate geçmek için çadır kurarken, ertesi sabah yürüyüşe geçmek üzere çadır yıkar ve bunları develere, katırlara yüklerken hiçbir gürültü patırtı duyulmazdı. Bunca insanın görevlerini böylesine bir sessizlik içinde yapmaları karşısında insanın hayranlık duymaması olanaksızdır.

<<Bizim tarafta, böyle çadır kuran ya da yıkan elli askerin yaptığı şamatayı, sebep olduğu düzensizliği, düşmanın elli bin kişilik ordusu, sessiz sedasız yerine getiriyordu. Bu da inanılmaz bir gerçek!

Padişahın çadırına izinsiz kimse yaklaşamaz

<<Mehmet Paşa’nın öncü kolordusundan sonra Hünkâr’ın kendisi ve ordunun ana bölümü yürüyüşe geçerdi. Padişah, yürüyüşe geçen ordusunun ana bölümünün ortasında ve Kapıkulu denilen Yeniçeri ve Sipahilerin başında atlı olarak ilerler, kendisini Yeniçeri, Sipahi ve başka askerin komutanı olan, sayıları hayli kabarık paşalar izlerdi.

<<Ordunun sağ kanadını, atlı ve mızraklarının ucunda sarı flamaları uçuşan oniki bin sipahi, sol kanadını da yine aynı sayıda ve mızraklarının ucunda bir lale tarlasını andıran kırmızı flamalar uçuşan atlı birlikler oluşturuyordu. Hünkâr’ın önünde oniki bin Yeniçeri yaya olarak yürüyor, ondan sonra Padişah geliyor, Padişah’ı Paşalar, Paşaları da Osmanlı ülkesinin her bucağından gelen Sancak Beyleri izliyordu. Ordu açık araziden geçerken kös denilen büyük davullar sürekli olarak çalınırdı. Hünkâr’ın ardından, sefere katılan sarayın bütün ileri gelenleri ve hepsinin gerisinde de Müslümanlığı benimsemiş eski Hıristiyanlar yani dönmelerle Cağala Paşa ve başka Türkler geliyordu, Cağala Paşa’nın komutası altında onbeş bin kişilik bir birlik bulunuyordu. Hünkâr’ın çevresinde, silahları ok ve yaylardan oluşan, solak ve kapıcı tabir edilen, Hakan’ın en yakın özel muhafızları yürürler. Saray mabeyincileri de Hünkâr’dan uzakta değildir. Yürüyüş kolunun düzen içinde gitmesini sağlamak, yürüyüş sırasında olabilecek yanlışlıkları düzeltmek ve uzun askeri yürüyüşte Padişah’ı eğlendirmek için gereken tedbirleri almak başlıca görevlerindendir.

Padişah seferde eğlendiriliyor

Ordu içinde, her çeşit sporla ilgili hüneri, aklı durduracak bir ustalıkla yapan birçok pehlivan, atlet, binici ve başka cündiler (biniciler-BA) vardır. Bunlar Padişah’ın önünde güreşerek, atlayarak, at koşturarak maharetlerini gösterirler ve bu yöntemle uzun yolculuk sırasında Padişah’ın sıkılmasını önlerler. Bu cündilerin atlı olanlarının gösterdikleri binicilik hünerlerine hayran olmamak elde değildir. Bu delikanlılar, atları dörtnal koştururken eğer üstünde ve ayakta dimdik dururlar, atın altından şimşek gibi dolanıp dönerler, yine at bütün hızıyla koşarken, bir arı çevikliğiyle eyerden yere, yerden eyere atlayıp sıçrarlardı.

<<Biz de, İngiliz elçisinin Galata’daki konağında iki gün misafir kaldıktan sonra üçüncü günü [Rumeli Beylerbeyi olan Sokolluoğlu Hasan Paşa’nın yönetimindeki -BA] seksen bin kişilik kolordu ile birlikte ve büyük bir düzen içinde yürüyüşe geçtik. Geceleri konakladığımız yerler, ordu ana bölümünün ve başındaki Padişah’ın bir gece önce konakladığı yerler oluyordu. … Rum Belgradı’na ulaştığımız zaman, söylendiğine göre, ordunun insan gücü 500.000 kişiye çıkmıştı. Ama gerçekte, … bütün seferi güç 300.000’i ancak bulurdu. …Çadırlı kentin nereden başlayıp nerede bittiğini insan göremez oldu.

<<Belgrad’a varmış olmakla birlikte, Padişah kentte kalmıyor, ordu içinde kendi otağında konaklıyordu.>> (ss.177, 178, 179)

 

 

 





Başa dön tuşu