Orta Doğu bölgesinde sıcak atışmalar

15 Nisan 2018 Pazar | 11:26
Onur Borman

Çok karmaşık küresel riskler taşıyan günlerden geçiyoruz. Ülkemizin de gergin olayların merkezinde olması, halkta endişeleri oldukça arttırdığı haftanın  gündemini oluşturmasından ve yorumlardan anlaşılmaktadır. Bu yalnız bölge ülkelerinde değil tüm dünya gündemine düşen önemli endişe verici bir gelişme ve borsalar üzerinde de önemli dalgalanma etkisi yaratan ve silahlı çatışma ortamını tetikleyen birincil bir konu olmuştur.

Trump Yönetimi veya bizzat kendisinin attığı tweetler ve verdiği beyanatlarla bir ileri bir geri ve adeta korku ve endişe yaratıcı istikrarsız açıklamalar, savaş çağrıları politikalarını yansıtan görüşlerinin ardından İngiltere ve Fransa’dan da destek alması veya taraftar toplama gayretleri ile kaynayan orta doğuya, yeni ateş atma teşebbüsü hem bölgeyi hem de dünyayı felakete sürükleyebilecek tutarsız davranışlardır.

Rusya’nın da cevabi beyanatlarından sonra ABD’den ilk etapta bir yumuşama  gelmişse de ve yakın zamanda Suriye’nin vurulmayacağı Trump tarafından açıklanmışsa da her gün değişen fevri karşılıklı çıkışlar karşısında gerginliğin tırmanması ve ABD-Rusya kutuplaşması dünyayı ve özellikle Ortadoğu ve doğu Akdeniz bölgesini her yönden tehdit altında tutmakta bölge halkını sürekli tedirgin etmektedir. Bir güç gösterisi şeklinde gelişen ve perişan edilen bölge ülkeleri çeşitli isimler altında oluşturulan terör örgütlerinin ve gruplarının beslenmeleri ve bölge ve Türkiye için tehdit oluşturmaları karşısında, Türkiye de olayların göbeğinde haksız bir şekilde her türlü mağduriyete uğramakta, ekonomik ve sosyal alanda ve her açıdan can kayıpları dahil önemli kayıp ve fedakârlıklara katlanmaktadır.

En çok söz sahibi olması gereken bölge ülkeleri iken, maalesef  bölge menfaat ve kaynakları sömürülme dahil Ortadoğu ve uzak doğuya uzanan bir coğrafyada güç odağı olma yarışında olan binlerce kilometre ve kıtalar ötesi ülkelerin, sürekli bir çok müdahalelerine haksız bir biçimde maruz kalmaktadır.

Aklın ve mantığın galip gelerek Suriye’deki sorunlara akılcı ve barışçıl, toprak bütünlüğünü koruyucu çözümler için tarafların bir araya gelerek uzlaşmalarını diliyoruz. Ancak bu hırslar karşısında ümidimizi de zaman zaman yitiriyoruz. Bu yazının kaleme alındığı ve füzelerin henüz patlamadığı Cuma gecesinde yine de Bölge halkının yaralarının sarılması, kalkınmasının sağlanması ve huzurun bölgeye gelmesini sağlayacak işbirliğine gidilmesini diliyoruz.

Son olayda esas olan Türkiye-Rusya-İran yakınlaşmasının ABD üzerinde yarattığı rahatsızlıktır. Ayrıca Rusya’dan Türkiye’nin savunma sistemine alacağı S400 füzeleri.

TC Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, Suriye’nin, bu ülkeler arasında bilek güreşi olmasından haklı olarak çok rahatsız olduklarını açıkladı.

Bu haftaki Trump’ın başlattığı ve Putin ile devam eden gerginlikler piyasaları da alt üst etti. Zaten son aylarda yine Ortadoğu gerginlikleri ve siyasi istikrarsızlık görüşleri ve teşebbüsleri çerçevesinde ürken yabancı sermaye dolayısıyla, yeteri ölçüde yabancı sermaye transferindeki  eksiklikler ve diğer taraftan büyük yatırımlar içinde olan Türkiye’nin kaynak ihtiyacı, dövize olan talebi arttırmıştır. Döviz Kurları da yükselmiştir.

Ekonominin geliştirilmesi için ve büyümeyi sağlamak için Türkiye’de özellikle yatırım ve işletme kredi hacimlerinin arttırılması yönünde uygulanmakta olan teşvik politikaları ile sürekli genişleyen kredi hacmi için iç kaynak birikimi henüz yeterli oranda bulunmamasından, ve mevduat ve iç mali kaynak yetersizliğinden bankalar kanalıyla dış borçlanmalara gidilmektedir. Ve özel sektör dış borç stoku oldukça yükselmiştir(307 milyar$). Geçen hafta kredi hacmi bir haftada 21 milyarTL artarak toplam kredi hacmi 2trilyon258milyar,485milyonTL iken, bir haftada artan toplam mevduat miktarı 28.5 milyarTL ile  toplam mevduat, 1trilyon 907milyar318 milyon TL olmuştur. Mevduat miktarı kredi hacminden 351 milyarTL düşük.  Mevduat/kredi  % 121 oranındadır. Dolayısıyla dış kaynak ihtiyacı arttıkça ve döviz borçlanmaları için geri ödemelerde gerek döviz talebi, gerekse TL değerinde artan düşüşlerle, reel faizin TL değer kaybını karşılayacak seviyede olmaması dolayısıyla, parasını korumak amacıyla dövize talep, döviz fiyatlarının çıkışını daha da arttırmaktadır. Faizlerin maliyetleri etkileyeceği endişesi ile arttırılmayan faiz hadleri dolayısıyla ve dövize talep nedeniyle bu defa döviz kur artışlarının kontrol dışı artmasına ve maliyetleri arttırmasına neden olmaktadır. Enflasyonu da yükseltmektedir. Hazinenin tahvil faizlerinde yüksek oranlı borçlanma da zaten dünyadaki ekonomik dengesizliklerden kaynaklanan ve Türkiye’yi dıştan etkileyen küresel risklere ilaveten iç riskler olarak maliyetleri ve enflasyonu etkilemektedir. Neyse ki hafta sonu savaş çağrılarından! gelen yumuşama haberleriyle kurlarda biraz düşüş olmuştur. Türkiye piyasası rejim olarak dış piyasalara açıktır. Dolayısıyla küresel risklerin etkisi yüksektir.

TCMB’nın ve Maliye Bakanlığının bütüncül politikalarla ekonomide iyileştirme ve enflasyonu frenleme politikaları uygulanacağı yetkililerce açıklanmıştır.