Orman yanarken ağaç dikemezsin

13 Ağustos 2018 Pazartesi | 10:39
Ekonomist Hasan Başoğlu, KKTC’yi de ağır krize sokan Türk Lirası’ndaki büyük devalüasyonun, ekonomik sorunlar yanında ciddi anlamda siyasi sorun kaynaklı olduğunu vurguladı:

Ekonomist Hasan Başoğlu, KKTC’yi de ağır krize sokan Türk Lirası’ndaki büyük devalüasyonun, ekonomik sorunlar yanında ciddi anlamda siyasi sorun kaynaklı olduğunu vurguladı. “Ekonomik sorunlar hastalık gibidir, reçete yazarsınız, zaman alır ama iyileşir” diyen Başoğlu, siyasi sorun kaynaklı durumların ise belirsizlik içerdiğine vurgu yaptı.

TL’deki hızlı değer kaybına karşı Türkiye Merkez Bankası’nın mutlaka faiz artırımına gitmesi gerektiğini vurgulayan Başoğlu, “Güven yoksa paranın hiç önemi yok. TC Merkez Bankası’nın asli görevi parasını korumak. İlla ki faiz artırmak zorunda” ifadelerini kullandı.

Türkiye ile aynı para birimini kullanan KKTC’nin ise pansuman tedbirler dışında önlem alacak enstrümana sahip olmadığını vurgulayan Başoğlu, ancak Türkiye’nin alacağı önlemlere göre düzenleme yapılabileceğini söyledi. Euro’ya geçiş konusunda ise, “Yasal ve siyasi zemin gerektirir” ifadelerini kullandı.

Reçete yazarsın, iyileşir… Geç kalırsan bazı hastalar ölür

Bir dönem Maliye Bakanlığı da yapan, 1994 krizinin yaşandığı dönemde Türkiye’de bankacılık sektöründe çalışan, Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu’nda finans uzmanı olarak görev yapan Ekonomist Hasan Başoğlu, Türkiye ile birlikte KKTC’yi de derinden etkileyen devalüasyonun nereye varacağı konusunda belirsizlik olduğunu vurguladı.

Ekonomik sorunları hastalıklara benzeten Başoğlu, özetle şunları söyledi:

“Hastalık halinde reçete yazarsınız, bir süre gerektirir ve hastalık iyileşir. Bu sürede vücut zayıflar, yan etkiler olur ama iyileşir. Teşhiste geç kalırsanız, ilaç etkisini gösterene kadar bazı hastalar ölür. Ama özetle reçete belli. Dünyada da, Türkiye’de de örnek çok. Hiçbir ekonomik sorun ilelebet sürmez. Hasar verir, kimini fakirleştirir, kimini zenginleştirir ama geçer.”

Bir gecede yüzde 110 devalüasyon

Türkiye’de bankacılık sektöründe çalıştığı dönemde bire bir tanıklık ettiği 1994 krizine atıf yapan Başoğlu, o dönemi anımsattı:

“Bir gecede Dolar 19 TL’den 40 TL’ye çıktı. Yüzde 110 devalüasyon. Bir gecede. O dönem de dışla değil ama içte siyasi sorunlar vardı. Kürt sorunu vs. Bankacılık sektörü krize girdi. Bir gecede batanlar oldu. Tansu Çiller hükümeti önlem olarak yüzde 200 faizli hazine bonosu çıkardı. Ateşi böyle söndürdü. Krizin şiddetine göre önlem de aynı şiddette oldu.”

Süreci nedenleri ile birlikte özetleyerek, Türkiye’de bu krizin ardından 2001 krizi de yaşandığını anımsatan Başoğlu, son krizi yorumlarken ise şunları söyledi:

Ekonomik sorun olmaktan çıktı, logaritmik etki

“Ancak son devalüasyon, ekonomik sorun olmaktan çıktı. Belki yüzde 30 etkisi var ekonomik sorunların. Esas etki siyasi. Ekonomik etkiyle Dolar kuru 4.50 oldu, siyasi etkiyle 6.50. Ekonominin etkisi aritmetik, siyasetin etkisi logaritmik olur. Bu krizdeki zorluk burada. Ekonomik soruna reçete var, ama siyasi sorun belirsiz. Bölgedeki durum, ilişkiler, Ortadoğu, ABD ile ilişkiler, Rusya ile ilişkiler… Bu kadar belirsizlik, sürekli değişen dengeler, karmaşa varken ekonomist olarak nasıl bir öngörüde bulunabilirsiniz!”

Faiz artırmak şart, başka çare yok

Yaşanan şok devalüasyon karşısında Türk Lirası’na değer kazandırmanın, korumanın şart olduğunu, bu görevin de Türkiye Merkez Bankası’nda olduğunu vurgulayan Başoğlu, “Ne bekliyorlar bilmiyorum ama mutlaka, illa ki ve ivedi olarak şok faiz artırımı şart. Parasını korumak TC Merkez Bankası’nın asli görevi. Başka çare yok. 1.25 trilyon mevduat var. Devalüasyonla yarısı eridi. TC Merkez Bankası bu paraya sahip çıkmak zorunda” diye konuştu.

Orman yanarken ağaç dikemezsin

Başoğlu, şunları söyledi:

“Mevduatlar var, krediler var. Dövizi kendi başına bırakırsan, döviz borcu olanlar kaybeder, döviz mevduatı olanlar zenginleşir. Bankada TL mevduatı olanların parası bir gecede erir. Devletler bunun için vardır. Tüm toplumu eşit mesafede olabildiğince korumak gerekir. Disponibıl açıdan yetersiz kalınması ciddi bir tehlike. Bir günde yüzde 15 devalüasyon varsa, aynı şiddette ve ivedi önlem almak zorundasınız. Şok hazine bonosu, şok faiz artırımı gerekir. Dış ticaret dengeleri de gözetilerek kısa vadede faiz artırılmalı.”

Başoğlu, “Orman yanarken ağaç dikemezsin. Önce yangını söndürmek zorundasın” diye de ekledi.

Para ancak güven ortamında işlevli

Paranın ancak güven ortamında işlevi olduğunu vurgularken de, “Bir liraya aldığınız ekmeği, kıtlık, savaş halinde bin liraya alamazsınız. O paranın hiç bir değeri yok” diyerek örnekleme yapan Başoğlu, Yunanistan örneğini göstererek “Türkiye iflas eder mi” diye sorunca da şunları söyledi:

İflas olmaz

“İflas olmaz diye düşünüyorum. Ama sorun Yunanistan’dan daha zor. Çünkü oradaki ekonomik sorun kaynaklıydı. Sorun belli olunca, acı reçete de olsa, çare belli. Reçeteyi yazarsınız, bazılarının veya çoğunluğun canı yanar ama sonuç alırsınız. Şu an Türkiye’de yaşanan ise ağırlıkla siyasi sorundan kaynaklandığı için daha zor. Cari açık ağustos sonu sıfır olur, siyasi belirsizlik de artmazsa makro dengeler iyileşebilir. Ama Yarın sabah Trump nasıl bir tweet atar, bilemezsiniz…”

KKTC ne yapacak…

Bu şartlarda KKTC ne yapacak? Devlet, hükümet önlem alabilir mi?

“Kendi parası olmayan, Türk Lirası kullanan, ambargo altında bir yer burası. Nasıl önlem alacak! Enstrümanı yok. Pansuman tedbirler dediğimiz kiraları TL’ye çevirme, teşvikler, tasarruf gibi palyatif önlemler alınabilir. Bunun dışında yapılabilecek bir şey yok. Ancak Türkiye’nin alacağı önlemlere göre düzenleme yapılabilir.”

Taksitlendirin ama mutlaka ödeyin

Bu belirsiz ortamda ağır travmalar yaşayan vatandaşa önerilerini de sorduk Başoğlu’na.

“Borcu olanlar taksitlendirebilir. Taksit süresini uzatma veya aylık miktar azaltma yoluna gidilebilir. Alacaklı olanlar, bankalar da buna imkân tanımalı. Aksi halde ekonomi kilitlenir. Borç ödememe kendi ayağına kurşun, yaygın hal alırsa ekonomiyi kilitler.”

Elektriksiz kalırsak biteriz

Aynı durumun kurumlar için de geçerli olduğunu vurgulayan Hasan Başoğlu, “Neredeyse tüm girdiler döviz. Piyasa döviz endeksli. Her alanda sorun yaşanabilir. Ama özellikle elektrikte sorun, ülkeyi karanlıkta bırakır, yaşam biter. Yakıt dövize endeksli. O yakıtı gemi geldiği anda ödeyip almak zorundasınız. Bir önceki partinin iki katını ödeyerek. Aksi halde ülke karanlık kalır ve ötesi yok” ifadelerini kullandı.

Euro’ya geçiş

Hasan Başoğlu, resmi para birimi olarak TL’den Euro’ya geçiş konusunda görüş ve önerileri değerlendirirken de, “Yasal ve siyasi zemin gerektirir. Böyle bir zemin var mı, emin değilim. Ayrıca TL gibi Euro da bizim paramız değil. Kontrol bizde değil, paranın merkezinde. Onun dalgalanmasından da etkilenirsiniz” dedi.

Çatısız ev yapmayın…

Kurlardaki gidişatın belirsizliği yüzünden mevduat sahiplerine öneri yapmanın kolay olmadığını, her an her şeye açık durumlar yaşandığını vurgulayan Başoğlu, “borcu, ödemeleri nedeniyle krize giren çok  insan var. Siz olsanız ne yapardınız” sorusuna ise, “Ben çatısız ev yapmam” karşılığını verdi.

Ne demek?

“Şu demek: Nasılsa 5 yıl yağmur yağmadı diye çatısız ev yaparsan, ilk yağmurda evini su basar. Her şeyini, yaptığın evi de kaybedebilirsin. Bunu yaşayınca eve çatı yapmak gerektiğini öğrenirsin… Ekonomik sıkıntılar sabahtan akşama oluşmaz. Ekonomik krizden en fazla, riske açık olanlar etkilenir. 3 bin TL maaşın var ama komşu aldığı için lüks araba alırsan, gelirini zorlayarak çocuğunu paralı okula yollarsan, kiralama yerine yüksek borca girerek ev alırsan daha çok etkilenirsin. Herkes etkilenir ama sen kriz yaşarsın…”

KKTC memur devleti

Küresel ekonomi ve KKTC ile ilgili genel analiz de yapan eski maliye bakanlarından, Ekonomist Başoğlu, 5 milyar TL’lik bütçeye sahip KKTC’nin iç/dış 25 milyar borcu olduğuna vurgu yaptı. “Bu bütçeyle sadece maaşlar ve transferler karşılanır, yatırım yapılamaz” diyen Başoğlu, yol, su, elektrik, sağlık gibi kamusal alanlara kamu bütçesinden kaynak ayrılamadığını anlattı.

“Milli gelirin yüzde 33’ü vergiye dönüşüyor. Dolaylı ve doğrudan vergi. Bu, iyi bir oran. Ama halkın tümüne dağıtılmıyor. Yani yol, hastane, gölet, savunma, eğitim gibi halkın tümünün yararlanacağı alanlara aktarılmıyor. Bu alanlara yatırımın çoğu Türkiye tarafından yapılıyor. Elektriğe kamu bütçesinin tek kuruş katkısı yok, Kıb-Tek tamamen kendi başının çaresine bakmaya çalışıyor. Yani kamu kaynakları sadece memur maaşı ve transferlere gidiyor. 32 bin özel sektör çalışanı da Uzakdoğu’dan, Afrika’dan, Pakistan’dan, Türkiye’den gelen ucuz iş gücü ile rekabet etmeye çalışıyor.”

Zenginlik, kontrolsuz tüketim…

Küreselleşme ile birlikte sermaye hareketlerinin arttığına vurgu yapan Başoğlu, özetle şunları aktardı:

“Ekonomi kontrollü olmalı. Devlet tarafından kontrol edilmeli. Zenginleşme, para, üretim ve verim için değil de tüketime giderse, bireyler zenginleşir ama kamu zayıflar, kaynaklar tükenir. Aslolan toplumsal net faydaya dayalı sürdürülebilirliktir. Bu çok söylenir ama slogan olarak algılanıp önemsenmez. Oysa esastır. Bugün ürettiğini 100 sene sonra da üret. Devlet kontrol etmeli. AB bu konuda çok kontrollü. Türkiye’de yok, bizde hiç yok. Kontrolsuz tüketim, bireysel zenginleşme, gelecek nesillere bedel ödetir. Bizde insanlar zenginleşti mesela, her evde 3 araba, 3 televizyon. İskandinav ülkelerine bak, insanlarda böyle zenginleşme göremezsiniz. Çünkü devlet kontrolü var.”

2 bin üreticiden 200’ü kazanıyor

Mukayeseli avantajların sürdürülebilirlik ve verimlik esasında iyi değerlendirilmesi gerektiğini anlatırken, narenciye örneğini veren Başoğlu, şunları anlattı:

“Narenciyede avantajlıydık. Toprak, su, coğrafya bakımından. 500 ton üretirken, baktık talep var 1000 tona, 100 bin tona çıktık. Sattık. Yerine araba aldık, ev aldık, zenginleştik. Devlet durun, kaynaklar sınırlı demedi. Kontrolsuz büyüme nedeniyle aküferdeki su bitti. Bu alandaki üstünlüğümüzü kısa sürede kaybettik. Kişiler zenginleşti ama kontrolsüzlük nedeniyle avantajlı bir alanda dezavantajlı olduk. Şu an 2 bin narenciye üreticisi görünür ama kazanan 200 kişi. Fakat devlet kaynakları 2 bin kişiye dağıtılır…”

Ekonomist Hasan Başoğlu, “Kazandığımızdan fazla harcarsak bir şekilde bedel öderiz veya gelecek nesillere ödetiriz” diye ekledi.

 

Nezire Gürkan