Köşe Yazarları

Önce yurdu sevmeli







Bizim dönemimizde ilkokullarda “Yurttaşlık Dersi” vardı. Şimdilerde “Hayat Bilgisi” dediklerinin benzeri. Özene bezene hazırlanmış kitaptı.  Temizliği tertibi, Büyüklerimize  saygıyı, küçüklerimizi  koruyup sevmeyi anlatırdı.   Ağacın ormanların faydalarını hatta neleri yememiz gerektiğini dolayısıyla beslenmeyi anlattığı gibi…

VE eskiden “vatan” şimdilerde “yurt” dediğimiz doğup büyüdüğümüz yerleri o yerlerin doğasını yurdumuzu da anlatır, sadece düşmana karşı değil her türlü zararlılara karşı korumamız gerektiğini de yazardı…

Gerçekten de o yıllarda yolda yürürken bir ekmek kırıntısı görsek, eğilir alır, öpüp alnımıza değdirdikten sonra bir duvar dibine koyardık. Çünkü o yıllarda ekmek kutsaldı. Bugünkü gibi artan ekmekleri çöpe atmaz, kurutur çorbasını yapardık.  Tutun ki fukaralık vardı. “Ekmek” de “iş” de  aslanın ağzındaydı..

O yurttaşlık kitaplarında öğretmenlerimizin sürekli anlattığınca  bir konu daha vardı:   “İnsan derlerdi vatanını sever. Sevdiği için de korur. Vatan anadır babadır…”

Peki nasıl korur?                                                                                                                                                             ***

O yıllarda “emirnameler” yoktu. Çünkü gerek de yoktu. O yıllarda köylerde evler ya taştandı ya kerpiçten. Tek katlı yada hanaylı..

“Kent” yoktu “kasaba” vardı. Küçük yerleşim yerleri işte.. Nüfusumuz tutun ki elli altmış   binlerde seyrederdi..

Buna karşın insanların  ev sahibi olması büyük olaydı. Çoğu insana nasip kısmet olmaz ölene kadar kira evlerinde otururlardı.

DEVİR değişti ama. Artık “Emirnamelere” gerek duyacak kadar büyük bir inşaat sektörü yarattık. Hem de “çok katlı binalar inşaatlarıyla!” Şöyle ki dikersin  bir arsaya on dört yirmi katlı apartman satarsın daire daire yada kiralarsın…

Hiçbir işin parasal getirisi bu kadar kâr bırakmaz her halde. İştah kabartan bir sektör. Fakat bir o kadar da gerekli çünkü yatay iskân bir yandan da ekilip biçilecek toprakları harcar, tarımı baltalar! Oysa KKTC’ye kimsenin bir karışını bile harcamaya hakkının olmadığı toprak gerekir..  Hani uğruna Rumlarla savaştığımız, vatan yurt dediğimiz topraklar!

Kİ “vatan aşkı”   burada başlar. Hem ülkenin doğasını koruyacaksın hem tarımını düşüneceksin. Hem sahillerini harcatmayacaksın halkın malı yapacaksın hem ormanlarına yeni fidanlar dikerek yurdu daha çok yeşerteceksin.                                                                                                                                          ***

…YAZIK ki bugün “yanına daha yüzlercesini  koyacağımız bu “yurttaşlık görevlerimizin” kavgasını yapıyoruz! Hatta Hükümeti yıkacak kadar!

Oysa  “Mağusa, İskele, Yeniboğaziçi Emirnamesi”  onca çarpıklılığın önüne geçmek, elimizde kalanları kurtarmak için yapıldı. Ancak “rant” iştahına kurban gitti!          Şimdi ise Başbakanının da yardımcısının da Cumhurbaşkanı adayı oldukları gerçeklerde Koalisyon hükümetini sallanıyor! Nedenini de “Emirnameye”   bağlıyorlar ama ta başında, adaylar açıklandığında yazdımdı:

“Mesela” dedimdi, “Yarın Cumhurbaşkanlığı  kampanyasında meydanlarda, televizyon ve radyolarda kendilerini seçmene beğendirmek, oyları  derlemek için   konuşmalar yapacak olan Sn. Tatar’la Sn. Özersay “Koalisyonun lafzına uygunluğunca” el ele yan yana mı” olacaklar? Birbirlerine gülücükler atıp hürmetlerini mi sunacaklar?                                                                                                  Sonuçta “asıl kriz budur” da  tutun ki çanak Emirnamelerden sorumlu ve yetkili Bakan olan  Ayşegül Baybars’ın  başında kırılmak isteniyor!..                                                                                                                                                              ***

BAŞA dönüyorum. Vatanını (yurdunu) seven insanlar ister Kral olsun ister Başbakan, Bakan olsunlar.. Kısaca “siyasi misyona sahip” insanlar “her şey bu vatan için” demek ve icraatlarını da kendilerine göre değil, yurt için yapmak zorundadırlar. Yapmıyorlarsa vatana ihanet ederler.

Başarısızlıklarla basiretsizlikleri “emirname” ile kamufle etmeye çalışmak kimse için inandırıcı değildir…

HA! Yeri geldi yine yazayım. Koalisyon hükümetleriyle ne köy olur ne kasaba. Başkanlık sistemi bu nedenle gereklidir. İspatını da yine kapımızı çalan  bir hükümet kriziyle görüyoruz!  Temenni edelim atlatılır da yarın bir başka neden yada sorunla yine depreşir! Vesselam koalisyonlarla hükümet olmaz! Hatta emirname bile olmaz!

 








Başa dön tuşu