Köşe Yazarları

Önce Türkiye ile Yunanistan Anlaşmalı!


Geçen hafta Özdil Nami 5’li dediği konferansla ilgili açıklamalarda bulunduydu. Anladığımızca her konu al-vere gidilmeden kendi içinde görüşülecek. Ancak  “al-ver”  de mutlaka gerçekleşecek. Nami “son aşamaya” gelindiğini  konferansın bir çatı olarak düşünülmesi gerektiğini  vurguluyor.

Dikkat çektiği bir başka konu da son dönemlerde Rum’un umacı haline getirilen, D.Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgeleri ile  hidrokarbon yatakları! Temmuz’da  yeniden araştırmalara başlanacağını hatırlatıyor!    Tabi TC de  Barbaros’la ayni bölgede  volta atıyor!…  Nitekim Nami de durum vaziyetlerden kuşkulu, adeta “aman” dercesine “hedef bu doğal gaz aramalarından önce bir sonuca varmak!”

PEKALA ama eğer bu D.Akdenizdeki sismik araştırmalar veya doğalgaz çıkartılması Türkiye ile Güney’i karşı karşıya getirecek kadar ciddi bir sorunsa ve çözümü olumsuz etkiliyorsa neden “ilgili tarafların  hazır bir araya geldiği konferansta masaya konmuyor?  Hatta öncelikli olarak!

HATTA: Neden tüm ilgili tarafların yer alacağı bu konferans Kıbrıs siyasi çözümünden önce  “Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs Rum ve Türk tarafları” arasında bir “iş ve güçbirliği oluşumuna” kapı açmasın?” “Neden federasyon önce  bu ülkeler arasında oluşmasın?”

Ooo, farkındayız! Bizim gibi Rum-Yunan bağnazlığını aşıp çözüme ulaşmanın mümkün olmadığına  inanan birinin bu kadar “ideal” bir anlaşmadan söz etmesi tabi ki yadırgatıcı olmalıdır! Üstelik sadece D. Akdeniz’deki hidraokarbon yatakları sürtüşmesi de değildir sorun! Ege denizindeki adalarda da sık sık karşı karşıya gelen TC ile Yunanistan karşısında  Kıbrıs’ta nasıl bir çözüm oluşturacaksınız ki hem sağlıklı, hem rasyonel hem de güvenli olsun?

       EĞER  iki halkı  anavatanlarından kopartamayacaksanız “Türkiye ile Yunanistan” arasında hem havada hem denizde olagelecek ihtilaflarla  dalaşmaların şerrinden olumsuz  etkilenecek ola  çözümü kim  kurtaracak?

       KISACA  laflamalarla, temennilerle, “sen kazan ben de kazanayım,” “her iki taraf da adım atmalı,” “niyeti ve cesareti olanlar çözümü sağlarlar” hükümleri ile çözüm olmaz!

Konu “Al-ver” olayını da aştı. Artık masada Türkiye de vardır dolayısıyle Yunanistan da! Bu iki ülke kendi aralarında anlaşıp Kıbrıs’ta ve D.Akdeniz’de bir anlaşmaya varamazlarsa hele “olmazsa olmaz” haline gelen TC’nin garantisi kabul görmezse çözüm olmaz vesselam, olsa da kısa sürede kadük olur!


SALLAN YUVARLAN BİR ÜLKE

2016-2018 yıllarını kapsayan bir “Yapısal Dönüşüm Programı” hazırlanmıştı. Kalyoncu koalisyon hükümetiydi. Sayfalar dolusu uzayıp gidiyordu. Bir de baktık hükümet gitti!

Yakında Meclis tatile girecek. İnsanın memlekete bakıp yapılması gereken çok işlerin olduğunu görüp  bu “tatil de neyin nesidir” serzenişinde bulunmaması mümkün değil! Arkasından zaten seçim hazırlıkları başlayacak memleket olacak allem kallem!

Hiçbir hükümetin ayakta duramadığı bir siyasi konum yarattık! Bin bir türlü suçlusu ile nedeni var!  Mesela “İnşaat sektöründen” öte  memleket ekonomisini harekete geçirecek büyük yatırımları yapamadık dış yatırımları da çekemedik!

ÇÜNKÜ:  Kimse sermayesini siyasi sorunun nasıl sonuçlanacağını, dövizin yarın kaç paralık kurdan alınıp satılacağını, erken seçimin  hangi nedenlerden niçin yapılacağını, kamu dairelerinin ne zaman doğru dürüst çalışacağını, memleketin alt yapısının, çarpık yapılaşmaların ne zaman  bitip yerine doğru dürüst istikrarı sağlayacak sistemlerin geleceğini… Bilemiyor!

Sermaye sahibi ipe un sermez! Vaziyetleri idare eder, üstelik vergiden de kurtarır! Ne var ki bu süreç memleketin istikrarını kurtarmaz! Büyümesini sağlamaz nitekim öyle oluyor! Mesela:

GEÇEN hafta TC’den gelen her biri birer koster kadar büyük “gırgır” denilen balıkçı teknelerinin denizlerimizde tonlarca balığı bir günde nasıl ambarlarına istif ettiklerinin haberleri ile oyalandık!

Oysa ne diyorlardı balıkçılarımız? “Denizlerimiz kurudu balık yok!” Değil işte! Yıllardır balıklar Güney’e  satılıyor ki artık KKTC’de “voppa” dediğimiz ucuz halk balığının kilosu bile 25 TL.e satılıyor çünkü o tarafa voppa da kaçırılıyor!

ÖTE YANDAN: Geçen hafta Sanayi Bakanı Sunat Atun KKTC’deki otellerin sadece Nisan ayında 8.7 milyon TL’lik yerel gıda tükettiğini açıkladı.. Neden daha fazla  olmasın diye sormak gerekir! Çünkü ortada “KKTC’nin üretimi ile turizm sektörü arasında  bir ekonomik bağ var. O zaman hedef niye büyültülmesin, neden “üretimlerimiz” (master planı sözlerine karşılık) turizme yönelik politikalarda yeniden planlanmasın?

Zaten otomobil, uçak yapacak hallerimiz yok,   tarım kesimini büyütüp geliştirirken, hem otellerin hem turistin gereksinmelerine cevap verecek üretime yönelebiliriz.

Nitekim 1960’larda Maraş’ın turist kent olarak proglanmasından sonra Rumoğlu önce  otellerin ihtiyaçlarını karşılayacak fabrikalar kurduydu, yatak süngerine kadar..

KKTC’de de var. Fakat turizm sektörünün ne kadar içindedirler? Sisteme ne kadar katılıyorlar?” Kaldı ki “yerel ürünleri satın alırken üreticilere  katkıda bulunan Turizm sektörü   “esnaf, zanaatkâr, lokanta ve ötesi eğlence yerlerine zırnık katkıda bulunmuyor!”

Kısaca denizlerimizin balıklarını dıştan gelen balıkçılar sömürürken bizim balıkçılar tuttuklarını Güney’e satıyorlar! Otellerimize daha çok yerel ürün satma fırsatına  karşılık da kırsal kesimlerde ekip biçecek insan kalmıyor! Öylesi sallan yuvarlan bir ülkeyiz işte!


KISACA TAKILDIĞIM: (POTANSİYEL KATİLİMİZ!)  

       Önümüzdeki seçimlerde vaatler değişecek! Ki yıllar önce henüz evlerde banyoların, duşların, ısıtma tertibatlarının bulunmadığı dönemlerde, meydan nutku atan parti adayları, “aziz vatandaşlar” derlerdi.” Size hamam da yapacağız!”

Artık vaatlere “trafik sorununu çözmek için  yeni yollar ve düzenlemeler yapacağız”  sözleri de girecek hem de birinci sırada! Trafik artık o kadar korkunç sorun haline geldi!  Tutun ki Azrail’in makamına oynuyor, insanların potansiyel katili durumuna geliyor!

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı