Köşe Yazarları

Öğlen cenaze akşam düğün




Yaşam tuhaflıklarla doludur gerçekten. Öyle anlar olur ki siyah ve beyazı “gri” yapıp aynı zaman diliminde yaşamak zorunda kalıyorsunuz. Bunu becerirseniz hayata tutunmayı başarırsınız. Aksi halde ruh hastası olup çıkmanız hiçten bile değildir.

Bu düşünce nerden mi geldi aklıma? Durun anlatayım:
Çocukluk döneminde arkadaşım olan bir dostun cenazesindeydim hafta sonu. Uzun süre direnmişti hastalığına. Ama sonunda yenilmişti. Cenaze de doğal olarak hüzün vardı. Cami ve mezarlığın sağladığı o mistik ortamda herkes hırslarından arınmış, basit insani gailelerinden kopmuş görünüyordu. Cenaze sahibi aile bireylerinin vakur metanetli duruşu dahi içlerine düşen ateşi gizleyemiyordu ki, onlardan yayılan “marazi” duygu seli tüm ortamı kaplamıştı.
İşte tam o sırada bir başka dostla göz göze geldim. Yanıma geldi. Ölen arkadaşımın çok yakın arkadaşıydı. Ağlamaktan ya da uykusuzluktan gözleri adeta kan çanağıydı. Geldi bana sarıldı. Birkaç kez hıçkırır gibi oldu. Sanırım ağlamak istiyordu ama bir evvelki günden beri bu eylemi yaptığından gözyaşlarını tüketmişti. Yavaşça kalabalıktan az kopup, kenara çekildik. Çocukluğumuzu konuştuk. Üçümüzün birlikte yaşadığı bir kaç okul macerasını anımsattı bana. Bu anılar cenaze alanında gülümsememize bile yol açtı.
İmam’ın cenaze namazına çağırması nedeni ile ayrıldı yanımdan. Tam ayrılırken de “Akşama görüşürüz” dedi. O an hatırladım. Akşama kızını evlendiriyordu. Davetiyesini birkaç hafta önce masamda bulmuştum. Ne yalan söyleyeyim, belki de o “Akşama görüşürüz” demese benim düğüne gideceğim yoktu. Ama bu ikinci davet sonrası gitmemek ayıp olurdu. Birde gerçekten içime bir merak düşmüştü. “Öğlen saatlerinde bu kadar üzgün bir insan, akşam düğünde nasıl durabilir, nasıl düğün kurabilir ” diye…
Uzatmayalım düğüne gittim neticede. Nikâhtan hemen sonra gelin, damat ve anne babalar podyumda yerlerini aldılar. Tebrik kabulüne başladılar. Benim gözüm eski arkadaşın üzerindeydi. Öğlen cenazede ağlayan o perişan insandan eser yoktu. Belli ki sıkı bir duş sonrası sağlam bir kuaförün elinden geçmişti. Papyonlu kıyafetinin içinde bir jön gibi duruyor, kendilerini tebrik edenlere espriler yapıyor, gülücükler dağıtıyordu.
Hele hele kızından gelen istekle ve orkestranın çalmaya başlaması ile bir “Dillirga” oynayışı vardı ki, inanılmazdı. Zaten çocukluktan beri halk oyunlarına karşı bir düşkünlüğü bir becerisi vardı ama bu akşam yaptığı solo gösteri tek kelime ile “muhteşem”di.
Tebrik tekrar başladığında bende kuyruktaki yerimi aldım. Kısa süre sonra gün içinde ikinci kez kucaklaştık. O arkamı sıvazlarken kulağıma “Hayat devam ediyor kardeşim” dedi. Ona baktım. Gözlerimi kapayarak söylediğini onadım.
Oradan ayrılırken içimden, ölen dosta bir kez daha rahmet, evlenen genç çifte ise mutluluklar diledim.
Sanırım o saatlerde mezarlık sessizlik içindeydi. Belki hafif esen rüzgârın yarattığı yaprak hışırtıları duyuluyordu.
Arabalar dere boyunda yavaş yavaş trafikte ilerliyor uzun kuyruklar yapıyordu. İnsanlar sağlı sollu mekanlar da ya yemek yiyor ya da bir şeyler içiyordu.
Arka sokaklarda ki evlerde minnacık beyinler, harıl harıl kolej sınavına hazırlanıyordu.
Köşe başında Fener formalı genç adam, bir apartmandan sarkan devasa Galatasaray bayrağı üzerinde ki dört yıldıza, biraz öfke biraz da gıpta ile bakıyordu.
Cumhurbaşkanı Amerika Birleşik Devletleri’nde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile görüşüyor, ada da iki büyük partimiz kurultay devinimi yaşıyordu.
Kardeş ya da Anavatan Türkiye’de aynı sıralarda seçim tansiyonu yükselmiş, Diyarbakır’da bombalar patlamış, insanlar ölüyordu.
Hayat bir fiil devam ediyordu.

VE ŞİİR…
Bu hafta “Ve Şiir” köşemde adaşım araştırmacı yazar şair Bülent Fevzioğlu’nu ağırlıyorum.

Az Biraz…

Elbet susacak bir gün devinip duran gece
kahreden derin sızı yorulacak içimde…
Hiç kimseye zerrece yoktur bir kırgınlığım;
bilinsin, cümle kavgam, yalnız kendi özümle…
Bir yanım anasondur ve nikotin bir yanım
her daim zehir zıkkım sevdiğim şarkılarım…
Vallahi ben seçmedim bunca uykusuzluğu
saçımdan topuğuma bu yüzsüz yorgunluğu…
Kimse bilmez içimde ne ölüler koşuyor;
bırakıp kucağımda… Gidip… Çocukluğunu…
Bir yanım çapa kürek öte yanım ilahi
ben kendime seçmedim bu hayatı vallahi…
Bana, “sarhoş” diyen var… Eyvallah, sağlık olsun
her kim neyi dilerse, dilediği, var olsun…
Önü ardı sonuçta… Gideceğiz, hepimiz;
O “çok bilenler” var ya… Hürmetle, selâm olsun…
Gömlek biçtim İdris’ten, Yunus’tan söz devşirdim
diz çöktüm erkan ile Mevlâna’yı dinledim…
Her canın yüreciği yaşasın kendi ile
cümle günah sevabı toplansın demetine…
Ben bir yorgun şairim; yarım yamalak sevda;
Az biraz kelâm ettim; eyvallah bilenine…

ANLAYAMADIKLARIM
Parti tüzüğünü neredeyse kökünden değiştirip ciddi bir reform yapan Ulusal Birlik Partisi tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Bu sırada, çekinmeden böyle bir adımın sağ cenahtan gelmesini kabullenemediklerini ifadede eden bazı “Aydınlarımızın” tavrını anlamakta gerçekten zorlandım. Siyasi yelpazenin sağ tarafından da demokrat insanların çıkabileceğini hâlâ neden kabullenemiyoruz? Bunu gerçekten anlayamıyorum.

Karikatür

 

OBJEKTİFİMDEN – TATLISU KIYILARI






Başa dön tuşu