Köşe Yazarları

O şarkılar…






Kim bilir böyle mevsimler bir kuşun kanadında taşınırdı memlekete, sevdaların taşındığı gibi.

Yağmurlar yağar dinmek bilmez, o kadar ki yaz mevsimi hasretle beklenirdi.

Kesin bir şey söylenemez ama belki de şairler için de en uygun mevsimler böyle mevsimlerdi düşler ıslak sokaklara karışırken…

Yıl 1968’di sokaklar ıslak ve Cem Karaca’nın “Islak ıslak” adlı şarkısını seslendirmeye vakti çoktu ama “Emrah” adlı parça Apaçiler eşliğinde söylenmekteydi:

Dedim kalem nedir oy

Dedim kaşımdır

Şarkılar eşlik ederdi kış mevsimine.

Bir yandan dünya kaynamaktaydı; 68 kuşağı ayaktaydı ve dünyanın sırtından kan akmaktaydı…

Kıbrıs’ta insanların dünyalı olmadığı dönemlerdi, her taraf kum torbası, mazgal deliği ve her taraf yasak bölge.

Bütün zamanlara yayılacak şarkılar yapılıyordu hem Türkçede hem İngilizcede.

Aynı yıldı, 1968, Beatles grubu henüz dağılmamış, listeleri allak bullak eden “Hey Jude” adlı şarkı ta Lefkoşa sokaklarında yankılanıyor, dört gencin uyumlu sesleri, Cem Karaca’nın Emrah’ına karışıyordu.

Radyolar bu şarkılarla paramparça…

Her zaman olduğu gibi doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin ayırt edilemediği zamanlardı ki hangi zamanlarda ayırt edilebilmişti ki!

Nice filozoflar kafa patlatmamışlar mıydı bütün bunların üzerinde asırlarca bir birlerini çürüte çürüte; birbirlerini kanıtlaya kanıtlaya…

Yağmurların günlerce sürdüğü kış günlerinde Lefkoşa hepten kendi içine kapanırdı.

Koca bir şehir kendi kendini dinlemeye çekilirdi sanki; Ayasofya dibelik suskun…

O dönemlerde Fransa’da, İngiltere’de, Amerika’da gençlerin başlattığı özgürlük rüzgarı sanki bir dönüşüme damga vuran şarkılarla ivme kazanmaktaydı.

Rolling Stones’un asi çıkışları, sol eylemlerin de ivmesiydi.

Denildiğine göre İngiltere İşçi Partisi bu hareketlerden nemalanıp en yüksek oylarını almaktaydı doğru yalan bilmiyoruz ama mantıklı.

Mevcut düzenler çatırdarken, kapitalizm, gençleri karalama yolunu bulmuştu her yolla.

Bu uzun saçlı parkalı gençler esrarkeşin ta kendisiydiler ve aileler evlatlarını bu akımlardan uzak tutmalıydılar…

Zaman akıp geçecek, o yıllarda Ajda Pekkan’ın şarkısında dediği gibi dünya durmadan dönecek (Dünya Dönüyor şarkısı) her ülke kendine göre bir yol bulacak ama o akımlar içerisinde üretilen şarkılar bütün zamanların şarkıları ve müzikleri haline gelecek, hatta İngiltere Beatles turizmi yaratacaktı…

Lefkoşa kendi kabuğundaydı.

Ne yapabilirdi ki zaten!

Bir mevziden bir mevziye birbirine laf yetiştiren Türk ve Rum askerlerin dünyası başkaydı; yani diyeceğim onlar için dünya bundan ibaretti!

Her yer tel örgü, her yer barikat!

“Imagine” dinleniyordu ama birinin bundan pay çıkardığı yoktu!

Ne söylüyordu bu adam sakin sakin geçmiş piyanosunun başına?

Neticede el birliği ile memleketin hali bildik memleket olmaktan çıkarılacaktı.

Baf’tan gelenler olacaktı ama artık Baflı olmayacaklardı!

Şimdi geriye o şarkılar kaldı.

Hani bir mevzide tüfek tutarken dinlenen o şarkılar:

Belimizde kılıcımız kirmani
Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın dağlar bizimdir








Başa dön tuşu