Köşe Yazarları

Nostaljik Hezeyanlar ve Kıbrıs Türk Toplumu







Bir gün siz de nostalji hastalığına yakalanabilirsiniz. Kendinizi geçmişe doğru bir yolculukta; sürekli üç tekerlekli kırmızı bisikletinizle  çocukluğunuzun mahallelerinde marazi bir şekilde dolaşırken bulabilirsiniz. Eski filmleri gösteren kanallara takılı kalarak, eski plak koleksiyonunuzu yeniden düzenleyerek, bütün gününüzü facebookta eski siyah beyaz resimleri paylaşmaya verebilirsiniz. Bir de bakmışsınız ki kendinizi sürekli eskiden yaşadığınız mekanları turlarken ve eskiyi ararken bulabilirsiniz.




 



Nostalji, düşünülenin aksine uzun yıllar tıbbi tedavisi olan bir hastalık olarak görülmüştü. Daha sonraları şairler ve yazarlar aracılığıyla edebiyata giren terim, günümüze yaklaştıkça sosyal bilimler ve özellikle kültür antropolojisi içerisinde de yer bulmaya başlamıştır. Karşılaştırmalı edebiyat uzmanı müteveffa Svetlana Boym “Nostaljinin Geleceği” adlı çalışmasında, günümüzde, iki tür nostaljinin olduğunu iddia eder: “Yeniden yapılandıran nostalji” ve “zihinsel nostalji”. Birinci tür nostalji, “yitirilmiş mekanının” veya “Ev’in” yeniden kurgulanmasının izini sürer, bu yolculukta kendini hep gelenek ve hakikatle özdeşleştirir, komplo teorilerine bayılır. Öte yandan “Zihinsel nostalji” ise eskiyi aramayı ve bulamamanın yarattığı marazi hali sever.

 

Son zamanlarda Kıbrıs’ın Kuzey’inde de yoğun bir nostalji fırtınası esmektedir. Herkes çocukluğuna hasret bir şekilde günlerini geçirmekte eski mekan ziyaretlerini hep bu aşırı duygusallıkla yamaktadır. Burada yaşanan nostaljiye baktığımızda ise bu iki tür nostaljinin de yoğun bir şekilde izlerini görebiliriz.

 

Yakın zamanlara kadar, “yeniden yapılandıran nostalji” ile toplum içerisindeki bolca komplo teorileri üretildiğini ve bir çeşit “kökene dönüş” arzusuyla siyasetlerin yapılmaya çalışıldığını ve “icat edilmiş gelenekler” ile mikro milliyetçi reflekslerin domine ettiği bir toplumsal hezeyanı rahatlıkla gözlemleyebiliriz.  Yasemin beyazına olan özlemle, ötekileştirilen kahverengi renkli, denizin kıyılara attığı, yapışkan fica metaforuyla dışlanan doğulu işçiler buna örnek olarak gösterilebilir. Bir dönem bazı siyasal partilerin oy toplamak için bu tür nostaljiyi besledikleri de bilinmektedir

 

Öte yandan, “zihinsel nostaljinin” ise mevcut kolektif hafıza yoluyla basını, sanatı ve edebiyatı da etkisi altına aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Kendi memleketindeki sürgün hali ve geçmişe olan özlem Kıbrıs Türk toplumunu uzun bir süre daha etkisi altında tutacak gibi görünmektedir. Arafta olma hali geleceğin belirsizliği bu durumu devamlı surette beslemektedir.

 

Faka son zamanlarda  benim gözlemlediğim toplumun yavaş yavaş “yeniden yapılandıran” nostaljiden” “zihinsel” nostaljiye doğru kaymakta olduğu yönündedir. Artık “asrı saadet” günlerine dönemeyeceği gerçeğini görmeye başlayan Kıbrıs Türk toplumu, yapısalcı ve micro milliyetçi nostalji yerine, “zihinsel” nostaljinin mazoşisttik ve marazi haline kendini bırakmış görünüyor.

 

Her geçen gün biraz daha geçmişin özlemiyle yanmaya devam ederken, asla bir daha geri dönüşün olamayacağı düşüncesiyle acı çekmekten haz duyar bir hale gelmiştir.

 

Tedavisi nasıl mı olur bu durumun? Bence ilk başvurulacak yöntem “yüzleşme” olmalıdır. Bunun için de topluma ayna tutacak ve gelecek için hedef oluşturacak siyasetlerin zamanı çoktan gelmiş ve geçmiştir.









Başa dön tuşu