Nisan Biiir

1 Nisan 2018 Pazar | 10:56
Bekir Azgın
bekir azgın

Bugün Nisan’ın biri. Dostların şakalaştığı gün. Çocukların birbirlerini kandırmaya çalıştıkları gün. Yani neşeli bir gün. Bahar deliliği de denebilir.

Özellikle ilkokul yıllarımızda arkadaşlarımızı kandırmaya çalışırdık. Oyuna getirilmek istenen kişi size “Nisan biiir” diyerek yalanı yutmadığını dile getirirdi. Oyuna gelenlere ise siz “Nisan biiir” diyerek aptal olduklarını ima ederdiniz. Kandıran kandırana.

İlkokulda bir öğrenciyi kandırmanın en kestirme yolu, hocanın onu arattığını kendine söylemekti. Öğrenci bazan hocaya kadar ulaşır, ne istediğini sorardı. Hoca kimi zaman güler geçiştirirdi, kimi zaman da kızar bağırırdı. Hocanın kızacağını kestirdiğimiz zamanlar öğrenci kapıdan girmeden hep bir ağızadan “Nisan biiir” diye bağırırdık. Kahkaha, kıyamet.

“Balığı yutturma günü” veya “Deliler günü” veya “Yalancılar günü” veya “Nisan delisi” günü, Batı uygarlığının bir ürünüdür. Zamanla bütün dünyaya yayıldı. Batılıların niye böyle bir gün yarattıklarını, böyle bir şeye niye gerek duyduklarını bilmiyorum. Böyle bir bilgiye hiçbir yerde rastlamadım. Bu tür buluşlar, beşeri ihtiyaçlar sonucu ortaya çıkar. Senede bir gün yalan söylemek, bir baskının sonucu mu ortaya çıkmıştı yoksa kendilerine her Pazar günü “Yalan söylemeyeceksin” direktifini veren kiliseye karşı bir baş kaldırı mıydı? Yoksa bambaşka bir ihtiyaçtan mı doğdu? Üzerinde düşünmeye değer.

Hristiyan dünyasında 28 Aralık günü “Kutsal Masumlar günü” olarak kutlanır. İspanya’da ve İspanyolca konuşan Latin Amerika ülkelerinde bu gün “Saflar günü”ne çevrilmiştir. Kandırdıkları kişiye “çok safsın” anlamında “çok masumsun” denir ve onunla dalga geşilir. Dolayısıyla İspanyolca konuşan Hristiyanlar senede iki gün yalan söyleme hkkına sahiptirler.

Bizim ülkede Nisan’ın biri EOKA’nın eylemlerine başladığı gün olması bakımından ekstra bir anlam taşımakta. 1955 yılında ilkokul 5. sınıfta öğrenciydim. Biz çocuklar, birbirimizi “Nisan Bir” yapmaya çalışırken işe büyükler de karıştı.

Kıbrıs’ın çeşitli yerlerinde bombalar patlamış, bir adam Şeher’e giden elektriği kesmek için ipin ucuna bağladığı zinciri tellerin üzerine atmış. Ne var ki gecenin o saatine kadar çiğden ıslanan ip ceryanı eylemciye geçirdiği için adam ölmüş.

Biz de yalan uyduruyorduk ama büyüklerimiz bombalı, ölümlü yalanlar uydurmaya başlamışlardı. Ve bu ilk kez oluyordu benim bildiğim kadar. Bu tür şeylere eğitimli olduğumuz için çocukların hiçbiri bu balığı yutmadı. Anımsadığım kadarıyla, büyüklerimizin çoğu da yutmamıştı.

O yılın 1 Nisan’ı gayet neşeli geçti. Büyüklerimize “Sonuçta kaç bomba patlamış?” veya “Sadece bir kişi mi ölmüş?” gibi sorular sorup dalga geçiyorduk. Bu haberlerin doğru olduğunu birkaç gün sonra anladık. Bu eylemlerin Kıbrıs’ın kaderini değiştireceğini de yıllar sonra kavrayabildik.

Aslında yapılan planlamada EOKA’nın 25 Mart günü eylemlere başlaması kararlaştırılmıştı. Yunanistan’ın kurtuluş günü kabul edilen güne rast getirilmek isteniyordu. Grivas gibi faşistlerin çocuksu bir yanları olduğunu unutmamak gerekir. Ne var ki birtakım aksaklıklar olduğu için Grivas, başlama emrini bir hafta ertelemek zorunda kaldı. O da, aksi gibi, 1 Nisan’a rastladı.

Kıbrıslı Türklere göre, terörist bir örgüt olan EOKA, Rumlara göre Kıbrıs’ın bağımsızlığı ve özgürlüğü için mücadele etmiş bir gerilla örgütü idi. Dolayısıyla bugün yapılacak olan törenlerde bol bol “Abelefterikos Ağonas”tan yani “Bağımsızlık/Kurtuluş Mücadelesi”nden söz edilecektir.

Yer altı örgütleri, bakış açısına göre, terörist de isimlendirilebilir, bağımsızlık mücadelesi yürüten gerilla örgütü de. Ne var ki EOKA, Enosis için mücadele etmişti, bağımsızlık için değil. EOKA’cıların tek amacı vardı: Yunanistan’a bağlanmak. Rumlar için bu belki “kurtuluş” olabilirdi. Ama Kıbrıslı Türkler için İngilizlerin boyunduruğundan kurtulup Yunan boyunduruğu altına girmekten başka bir şey değildi. Kıyamet de zaten o nedenle koptu.

Londra ve Zürih antlaşmaları EOKA’cılar ve Rumların çoğunluğu için büyük bir hayal kırıklığı idi. Bunu kendilerine empoze edilmiş bir durum olarak algıladılar ve bunu hazmedemediler. 1964 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti bir Helen devletine dönüştürüldüğü zaman ancak rahat edebildiler. Bu durumun başlarına felâket getirebileceğini hiç fark etmediler veya hesaba katmadılar.

Bugün dikkat edilmesi gereken bir başka husus da gazetelerin çoğunun uydurma haber yazma ihtimalleridir. Bazan radyo ve televizyon kanalları da bu kervana katılıyorlar. Satırları arasını okuyup haberin atmasyon olup olmadığını ayırt etmek gerekir.

1957 yılında BBC’nin ciddi programlarından bir olan “Panorama” adlı programda “Ilık geçen kış nedeniyle ağaçlarda spagetti yetişmeye başladı. Köylüler artık ağaçlardan spgetti ürünü topluyorlar” diye bir haber yayınladı.

Birçok izleyici BBC’ye telefon edip kendilerinin de spagetti ağacı nasıl yetiştirebileceklerini sordular. Verilen yanıt kısa ve netti: “Bir kutu domates soslu spagetti ekin ve tutması için dua edin.”

BBC, daha sonra, bu saf izleyicilere kocaman bir “Nisan biiir” çekmişti.