Köşe Yazarları

Neyse…


İnsanın doğar doğmaz ilk işi bilgi toplamaktır.

Beyne önce ışık gider.

Ardından görsel ve sözel bilgiler süratle beynin depolarına dolmaya başlar.

Bu bilgi akışı insanın ölümüne kadar devam eder…

O bilgilerinin tümünün de kullanılması olanak dışı görülüyor.

Denildiğine göre insanoğlu beyninin ancak yüzde 10’unu kullanabiliyor.

Bu yaygın inanışa karşı olan görüşler de vardır ve bu öngörü reddediliyor.

İnsan beyninin çok meşgul olduğu üzerinde duruluyor ve yüzde 10 tezine sıcak bakılmıyor.

Yüzde 10 görüşüne göre beynin bazı bölgeleri kullanılmıyor, ancak bu konuda yeterli bilimsel açıklamaların olmadığı belirtiliyor.

“BBC Future” (2105) dergisinde yüzde 10 görüşüne karşı çıkılarak şöyle deniliyor:

“Aklımıza koyduğumuzda yeni şeyler öğrenebileceğimiz ve bunun beynimizin yapısını değiştirdiğine dair veriler var. Fakat söz konusu olan beyinde yeni alanlar bulunması değildir. Beyinde sürekli olarak sinir hücreleri arasında yeni bağlantılar oluşur ya da artık ihtiyaç kalmayanlar ortadan kalkar.

İlginç olan şu ki, bu inanışın doğru olmadığı söylendiğinde insanlar büyük bir hayal kırıklığına uğruyor. Yüzde 10 oranı, içerdiği gelişme potansiyeli bakımından çok cazip geliyor olmalı. Ama ne yazık ki bu potansiyel beynin kullanılmayan bir kısmında ortaya çıkmayacak.”

Gerçekten de hayal kırıklığı!

Çünkü insanlar ilerlemenin, beyinde kullanılmayan bölgelerin tekamül ettikçe olacağına dair ortak bir kanaat geliştirmişlerdi.

İş, beklemeye kalıyordu!

Yüz yıl sonra belki yüzde 15’i kullanılabilecek ve insanoğlu aklını böyle böyle artıracaktı.

Buna karşı çıkan görüş, anladığımız kadarıyla öğrenme sürecine dikkat çekiyor.

Beyne giren her yeni şey akla zenginlik katar…

Bu durumda beklemeye gerek yok!

Daha çok akıl, daha çok yaratıcılık, yeni bilgiler edinmekle mümkün.

Beyin denen insan organının durup durduğu yerde gelişeceği yok…

Bir toplumun toplumsal aklının ne kadar gelişmiş olduğunu test etmek mümkündür.

Yayalar yolda giderken yere tükürmeyi alışkanlık haline getirmişse zırnık kadar aklı yok demektir.

Trafikte orta yerde durup birbiri ile muhabbet eden şoförlere sıkça rastlanıyorsa, Cinayet ve taciz olayları gün be gün artıyorsa o memleketin aklından kuşku duyulmaz sadece, aklı ile oynanılır da!

Ezan okumayı kendi halkına eziyet haline getiren ve ezan, gece gündüz günde beş vakit insanları yerinden zıplatan şiddette okunuyorsa, bu pek “akıl” işi sayılmaz.

Dahası Arapça ezan yerine Türkçe ezan isteyenlere tuhaf bakanların beyinlerinin ne kadar geliştiği konusu tartışmalı değil mi?

İngilizce eğitim veren üniversitelerden İngilizce bilmeden mezun olan öğrenciler varsa, o ülkenin aklı da o kadar değil midir?

Herhangi bir meseleyi kırk senede çözemeyip bunu neredeyse “keyif” haline getiren toplumların da aklından kuşku duyulmaz mı?

Bisiklet yolunda bisiklet kullanmaya ödü kopan insanların olduğu memleketlerde akıl ne gezer?

Durup dururken kendi ülkelerinin içine tarikatların girmesine göz yuman, camileri bu tarikat yuvalarına terk eden, buna rağmen “gık”ı çıkmayan toplumlarda akıl denen şey ne oranda kullanılmaktadır?

Neyse…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı