Nasıl Seviyorsun?

2 Aralık 2017 Cumartesi | 12:17
Ahmet Okan
Kıbrıs Town Houses

Sarayönü’ndeki dev kauçuk ağaçları geniş gölgeler oluşturur.

Aslında meydanları kapsayacak bu tür ağaçlandırmalara gerek yoktur.

Fakat meydan, meydan özelliğini kaybettiğinden, o ağaçların güzelliği kalıyor geriye…

Sarayönü tarihi bir meydandır.

1950’lerde olmalı,

Rum Belediye Başkanının önerisi ile meydana Atatürk Meydanı adı verilmesine rağmen, Sarayönü olarak anılmaktadır.

Bilindiği gibi daha sonraları Vali Konağı olarak da söylenen Lüzinyan Sarayı 1900’lü yılların başına kadar meydanda varlığını sürdürüyordu.

İngilizler orayı yıkıp mahkeme binaları ile meydan yapmışlar, orta yerine de bir Venedik sütunu koymuşlardı…

O dönemler meydan, meydan gibiydi ama bunu defalarca yazdığımız için konumuz bu değil.

Sarayönü, Kıbrıs’ın kalbi sayılır.

Henüz Lefkoşa kenti surlar içinden ibaret iken, bu yerin önemi daha da büyüktü.

Girne Kapısı’ndan uzanan yol, Lokmacıdan Ledra Caddesine, oradan da eski adı ile Metaksas Meydanına kadar uzanır.

Lefkoşa bölünmezden önce ince uzun bir yoldu bu.

Osmanlı/Türk, Venedik ve İngiliz dönemine ait yapılar bir ahenk içinde yolu sağ ve sol tarafından süslemekteydi.

Bunlar zamanla yok edildi.

Yerlerine işyerleri, beton binalar falan kaldırıldı.

O ince uzun yolun kültürel, romantik ve nostaljik değeri en aza indirildi!

Eskiden memleketi her eline geçiren gadimici olarak burada kalacak hissiyatı içerisinde ülkenin sağını solunu eller, kendi kültürüne benzetmeye çalışırdı.

Böylece yüzyıllar içerisinde kültürel özellikler birbiri içerisine girdi.

Bu yüzden birçok yapı en az üç dönemin özelliğini birlikte yansıtır…

Bu kendine benzetme işi bu kadarla kalsa kafi der insan!

Kalmıyor!

Maalesef imamların döneni başlayınca, iş başka bir hal almıştır.

Sözde kültürel,  sanatsal, sosyal faaliyetler gibi başlıklar altında nüfuz edinme operasyonları yapılıyor ki bilinir…

Lefkoşa’da yürürken bir arkadaşım Saray Otel binasına bitişik karkas halde görünen bir yapının, İslami kitapların satılacağı bir yer haline getirileceğini söyledi.

Tam Sarayönü Meydanı’nın göbeğinde.

Bu doğruysa vahim bir yayılmacılıktır.

Camilerden başlayıp meydanlara yayılmayı hedef alan bir zihniyetin nerede duracağı kestirilemez.

Konuyu bu yazı çerçevesinde kesin olarak teyit edemediğimizden fazla ileriye gitmeye gerek yoktur…

Sen kendi sokağına,

Kendi meydanına,

Kendi kültürüne sahip çıkacaksın.

Gelen olacak, ama onlar geldikleri kültürle bütünleşecekler; öyle mutlu olacaklardır.

Olmayanlar çekip gidecektir.

Zaten meydanın kalmadı,

Olanı da berbat ediyorsun,

Sokakların viran ve leş içinde,

Sen ne biçim şeysin!

Bu şehre bakarken ölü gözlerle mi bakıyorsun?

Sokaklarında yürümüyor musun?

Köşe başlarına, meydanlarına adeta sızma hareketi yapanları,

İnsanları başkalaştırmak için zihnine yol döşeyenleri Ciğerci Ahmet ya da Çoronik mi sanıyorsun?

Sen bu doğup büyüdüğün memleketi,

Sokağını, ağacını, kurdunu böceğini, taştan ve kerpiçten evlerini ve her şeyini…

Yani diyeceğim,

Bu memleketi nasıl seviyorsun?