Köşe Yazarları

Mormenekşe Enginar Festivali ve Kültürel Değerler


Her yerde festival, panayır yapılır. Ancak kültürel değerleri koruyarak, kendi  özünden beslenip, emek vererek üretmek zordur. Mormenekşe Kadınlar Birliği ve düzenleme komitesinin özverili çalışmaları sonucunda 8.si gerçekleşen Mormenekşe Enginar Festivali buram buram Mormenekşe ve Kıbrıs kokuları taşıyordu. Kadınları, yaşlıları, gençleri ile bütünleşen bu emekli festival köy ve bölge için bu yıl daha da büyük bir öneme sahipti. YeniboğaziçiPulya Festivali’nin bu sene yapılmayacağı duyumlarından sonra bölge için daha bir farklı karşılandı bu festival. Önemli olan para ya da kar getirici şeyler yapmak değil ki her zaman. Bu festivaller gelenekselliği ve kültürel değerleri temsil ettiği için önemlidirler. Bunlar bizim can damarımızdırlar. En pahalı en bilmem ne müzisyeni getirmek de başarı değildir. Orda kendi insanınla birşeyler yapmak, bölgedeki üreten insanların işbirliği ile tüm kesimleri birleştirerek, barış misyonu taşımak demektir festival düzenlemek. Kendi öz kültüründen uzaklaşıp maddi yönden kar elde etmenin adresi festival ise bu başarı değil öz benliğin kaybı demektir. Bölgeye maddi kar kazandırmanın yeri festival değildir. Festivallerin amacı başkadır çünkü. Açıklamaya da gerek yoktur. Köylerdeki, beldelerdeki bu festivallerde amaç özünü, kütlürünüyataşatmaktır.

İşte Mormenekşe Enginar Festivali bu değerler ışığında önemlidir ve özeldir. Git gide daha kalabalık, daha zengin içerikli, daha gösterişli olan festivalimizde öz verili isimler büyük bir emek ortaya koymuşlardır.

Benim ve ailem için özel olan bir gece de yaşandı festivalde. Larnaka’nın deniz kokusundan gelen Mormenekşe köyü 1974 öncesinde Larnaka Deniz Panayırında ses yarışmalarına katılan köylüleri ile de meşhurdu. Bunlar arasında o yarışmalarda 1. Ve 2. Lig ödüllerine sahip babam da vardı. Enginar festivalinde ilk kez düzenlendi ses yarışması. O yarışmalara alışkın olan insanların çocukları düzenledi o geceyi. Geceye nostaljik dokunuşlar da yaptılar. Ses yarışması babamın şarkı söylerkenki videosu ile açıldı. Sanki Cemal Balses arkadaşlarının, köylülerinin, ailesinin önünde, yıllar sonra yeniden şarkı söylüyordu. Bizim için çok özel bir andı. Daha sonra yine ses yarışmalarında ödüllere sahip olan köyümüzün simge isimlerinden eniştem Hüdaverdi Sesigüzel’in güzel şarkısı ile gece aktı gitti.İlk olmasına karşın çok başarılı bir etkinlikti. O yarışmaya büyük emekleri geçen komite üyeleri Togay Menekşeli ve MehmedaliOnaç’ı bu vefat örneği için ayrıca kutlarım. Tabii ki onların bu tekliflerine sıcak bakan tüm festival komitesini gönül dolusu teşekkürlerimi sunarım.

13103388_171642153234266_4513474835528855567_n

Yemek yarışması, gündüz etkinlikleri, birbirinden özel ve özgün enginarlı yemek ve tatlılar, rekor kalabalığa sahip Kekili konseri ve renkli görüntüleriyle başarılı festivali daha geride bıraktık. Arada yaşanan olumsuzluklardan dersler çıkarılarak tüm kesimleri eksiksiz içine alan 9. Festivalde buluşmak üzere kapattık festivali.

Her yıl çıtanın yükseldiği bu gurur tablosu için festival komitesi başkanı ErşenUmmanel nezdinde tüm Mormenekşe Kadınlar Birliği Yönetim Kurulu ve üyelerini, Festival Komitesini, onlara inanan sponsorları, destek veren Yeniboğaziçi Belediyesi’ni ve tüm köy halkını emekleri için kutlarım. Rüzgarınız bol olsun. Nice nice festivallere.

 


 13174082_612483205570623_2524659054511344408_n

KURUTMA KAĞIDI

Sevgili dost Sezai Sarıoğlu’nun son kitabı KURUTMA KAĞIDI’nı yazdı Aynur Uluç. İki şair dost benim için özel ve önemli yere sahiptirler. Aşk denizden, akıntıya yürek çekenlere selam olsun diyerek bu haftaki sayfamı onlara açıyorum. Sevgiyle:

bir “kurutma kâğıdı”nın başında soluklanmak…

önce derin bir nefes büyüdükçe çoğalan

çoğaldıkça güzelleşen ırmaklar gibi

bir kitabın başında durduk; akan suyun başında…

bereketler vardır ya karnında karın taşır

onlar gibi bir sesti, durduk

kurutma

dedik; bazen bir kitaba gitmek gerektir ağaca bazen

usulusul oluşmuş dışından olduğunca içinden

öylece durup susmak gerektir

bihakkın duyabilmek için iç içe girmiş mânâyı

tek tek sözlerdeki sesleri bihakkın bir dinlemek gerektir

başbaşa kaldığımızda giderken ellerimiz kitaba

ellerimiz şiirlerde ağaç

ellerimiz tohum ellerimiz deniz olurken

ellerimiz gökyüzü

ellerimiz biz

siz olurken ellerimiz

kendimizi salmak gerektir

kendimizden soyunmak belki

kavramlarımızdan tabularımızdan soyunmayı

göze almak gerektir

çünkü “kimimiz biraz daha ölüm ve gördüm uzaktan/ ve uzandım/ kâğıda yazar gibi yazmaya başladım bedenimi” diyerek kendi içinde semah dönen bir kitap var elimizde. yaralarımızda yol giden, yol gelen bir kitap… iten ve çeken… dermanını aradığımız derdin bize derman olduğunu hissettiren bir kitap… gidip başkalarında yeni yaralar açmak yerine kendi  yaramızda iyileşmek istemeyi kalbimize fısıldayan dizeler… birbirimizin yaralarına nereden bakacağız ve yaramızı nereden göstereceğiz sorusunu önümüze buz gibi değil, kadim tarihin hafızasına işlenmiş tuz gibi koyan, şifası yine kendi içinde saklı dizeler…

öyle ki; dizelerin karnına tek başına girmeye yol açmak, bir yol bulmak gerektir. öyle ki; bana yaranı göster demek, belki de söyleyenin kendi yarasını göstermek istemesidir. yaralar derman bulma yolculuğunda önce kendileri ile karşılaşırlar çünkü. işte tam, tam orada durmak gerektir. o yarayı bir solumak derinden ve yaranın elinden bir su içmek gerektir.

yazar ve şair sezaisarıoğlu yaralarını açıkça göstererek yazmış bu kez. gizleyerek yazmış; sezdirerek yazmış “kurutma kâğıdı”nı. bir kurutma kâğıdı yazmış bakalım kâğıt ne demiş kitap olunca, kitap ne demiş…  biz ne demişiz kitaba bakınca susmadan, konuşmadan:

kocaman bir dağdı yalnız bakardı

elleri ormandandı dilleri kumdan

çölüne düşerdiniz kavrulurdunuz

her nefesi ayrı güneşti her nefesi ay

çekerdi kolunuzdan ırmağınızdan

çekerdi ağzınızı burnunuzu

anlamazdınız

dokundu mu rüzgârı dereden düşer tepeden düşer

dünyanın dört yanına savrulurdunuz

fırtınadan ummandır derdiniz ki tam

taylardan meraklı yavru bakardı

bir içerden  bakardı o, bir dışardan bakardı

tekken çift çiftken tek bakardı

göğsünüze uzanıp aşklı bakardı

çölünüze düşerdi kavrulurdunuz

gözünün yarısı yağmurdu yarısı tohum

kanatları uzayan kuşla bakardı

içinizde uçardı uç verirdiniz

büyüdükçe açan narlı yaprak bakardı

gözünüzü kapardınız iyice bakmak için

göğsünüzde boy atan kalple bakardı

Aynur Uluç

mor,

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı