Köşe Yazarları

Meritokrasi


Kaplumbağa Terbiyecisi
Kaplumbağa Terbiyecisi

Yavaş bir geçiş yaratarak yazımıza Osman Hamdi Bey’in Kaplumbağa Terbiyecisi (1906) eserini inceleyerek başlayalım.

Yaratılışı itibariyle yavaş olduğunu bildiğimiz kaplumbağa, “tembelliği” temsil etmekte ve resimdeki derviş kaplumbağaları eğitmeye çalışmaktadır. Dervişin elinde tuttuğu ney ise eğitimin müzik kullanılarak yapıldığını anlatır. Benim yorumuma göre hayatını arkeolog ve müze müdürlüğü yaparak geçirmiş olan Osman Hamdi Bey bu resimde tembel olan toplumdaki gelişimin sanat ile gerçekleşeceğini anlatıyor.

Geçen haftaki yazımda bahsettiğim üzere siz neler görüyorsunuz?

Yeteri kadar tanımasak da kültürümüzde eğitimin ve liyakatin önemini anlatan çok sayıda kıssa (Kâbe’nin anahtarı kıssası), hikâye ve özlü söz (özellikle Mesnevi) ve Kaplumbağa Terbiyecisi gibi sanat eserleri bulunmaktadır.

Meritokrasi, meritum ve krasi kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır. Meritum kelimesi yeterli, krasi kelimesi ise egemenlik, güç anlamına gelmektedir. Meritokrasi, insanların paraları veya sosyal konumları nedeniyle değil, yetenekleri nedeniyle başarı veya güç elde ettikleri bir sosyal sistemdir. Meritokrasi’nin en önemli öğesi liyakattir.

İngiltere’de faaliyet gösteren Meritokrasi Partisi manifestosunda liyakati 5 madde ile özetlemiştir[1].

  • Kayırmacılık Yoktur: Ailenizin değil, sizin kim olduğunuz önemlidir.
  • Yandaşçılık Yoktur: Başkalarının sizin için ne yapabildiği değil, sizin ne yapabildiğiniz önemlidir.
  • Ayrımcılık Yoktur: Cinsiyet, ırk, din, yaş, geçmiş önemsizdir. Esas olan yetenektir.
  • Eşit İmkânlar: Herkesle aynı noktadan başlar ve yeteneklerinizin sizi götürdüğü yere gidersiniz.
  • Hak Eden Ödüllendirilir:Yüksek başarıya yüksek ödül verilir.

Tarihte liyakat yönetiminin ilk örneği M.Ö 3 yüzyılda Çin’de görülmüştür. O dönem içerisinde hanedanlıkta kamu görevlisi olmak isteyen kişilerin dil bilimi ve genel kültür sınavlarına girdikleri bilinmektedir. Sonrasında sınav yöntemi 14 yüzyılda Avrupa kıtasına ulaşmıştır.

Platon Devlet adlı eserinde, toplum sınıflara bölünmüştür. Yönetici sınıfının seçiminde liyakat esastır. Yetenekli çocuklar küçük yaşta diğerlerinden ayrılır, farklı bir eğitimle geleceğin yöneticisi olacaklardır. Bu sınıftaki insanlara evlenme ve mülk edinme hakkı verilmez. Böylece yöneticiler sadece toplumun refahını düşünerek yaşayacak ve karar vereceklerdir.

Bir koşu yarışmasına katılacak kişiyi seçeceğimizi düşünelim. Seçebileceğimiz en iyi koşucuyu seçmeyip yerine bize yakın ama haketmeyen bir koşucu seçersek sonuç başarısızlık olacaktır. Bu durum ülkedeki zenginliğin paylaşımında da ortaya çıkar. Ülkedeki zenginliğin paylaşımı liyakatsiz bir şekilde yapılırsa ülke diğer ülkelere göre üretim üstünlüklerini kaybederek fakirleşir. İdeal olmayan Meritokrasi sayesinde ABD ve Almanya’nın ekonomik ve sosyal sistemi senkronizasyonu iyi bir saat gibi tıkır tıkır çalışmaktadır.

Meritokrasi’nin kötü yönleri var mı? Bu konuda yakınlarda okuduğum Hayes’in AmericaAfterMeritocracy kitabındaki Justin Hudson örneğini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Meritokrat bir okul olan Hunter Lisesi Manhattan’da bulunmakta olan bir devlet lisesidir. Her yıl 3000 ile 4000 arasında öğrenci sınava girmekte yalnız 145 tanesi bu okula girmeye hak kazanmaktadır.

Hunter rutin olarak ülkenin en iyi liselerinden biridir. 2003 yılında,  kamuda liseler arasındaen yüksek dereceli öğrenci yetiştiren okul ve Newsweek 2008 lise değerlendirmesinde on sekiz “kamu elitinden” biri olarak seçilmiştir. 2007’de Wall Street Journal, Hunter  mezunlarının  en yüksek oranda ülkedeki en iyi üniversitelere kabul aldığını açıklamıştır.

2010 yılındaki törende konuşması için dönemin en başarılı öğrencisiolan Hudson seçilmişti. Hudson konuşmasına şöyle başladı:

“Mutluluk, rahatlama, korku veya üzüntüden daha fazlası,” dedi kalabalığa, “Kendimi suçlu hissediyorum.”

Hudson devam etti:

“Kendimi suçlu hissediyorum çünkü bunların hiçbirini hak etmiyorum. Ve hiçbirimiz de haketmiyoruz. Yalnızca 11 yaşında yaptığımız bir testteki performansımıza dayanarak ücretsiz olarak olağanüstü bir eğitim aldık.  “Üstün zekalı” statümüzden dolayı üstün öğretmenlerden dersler aldık. Oysa bizden çok daha fazla ihtiyacı olanlar bu bozuk sistemden dolayı eğitim alamadılar. Ve şimdi, tamamen ve sadece şansa dayanarak, yaşamlarımızın uçurumunda, hayatlarımızı kontrol ediyoruz.

Hunter Lisesi’nin demografisinin bu şehirdeki zekanın dağılımını temsil ettiğine gerçekten inanıyorsanız, diğer kısımlardaha zekidir ve Hunter’dakilerin daha zeki olduğunu kabul etmeyi reddediyorum. 11 yaşındaki çocuklardan bahsediyoruz. Çocukların şansı bile olmadan kaderlerine karar veriyoruz. Tanrı’yı ​​oynuyoruz ve kaybediyoruz. Çocuklar koleje gitme ya da kariyer edinme fırsatınıkaybediyor, çünkü kimse onlara öğretmedi…”

Bu bağlamda Clifton Mark şöyle değerlendiriyor[1]:

Meritokrasi sahte ve çok değerli olmayan bir inançtır. Herhangi bir ideolojide olduğu gibi, statükoyu haklı çıkarması ve insanların neden sosyal düzende oldukları yere ait olduklarını açıklamaktadır.

Pozitif ve negatif bakış açısıylameritokrasiyi inceledik. Size hazırladığım 2 soruyla yazıyı bitirelim.

Sizin Meritokrasi hakkında düşünceleriniz neler?

İnsanların hayatlarının küçük yaşta belirlenmesi ne kadar doğru?

 ***

[1] GÖNÜLAÇAR, Ş. (2014), İnsan kaynakları yönetiminde kayırmacılık kuşatması ve liyakatsizlik çıkmazı
[2]https://aeon.co/ideas/a-belief-in-meritocracy-is-not-only-false-its-bad-for-you

 

***


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı