Köşe Yazarları

MEĞER NE FİSUNKÂR İMİŞ ŞU SİYASET DEDİĞİNİZ… KANIMIZDA AKIYOR…






Doya doya siyaset yapıyoruz. Her halde bu konuda KKTC’den daha zengin ülke yoktur. Sabahtan akşama kadar okusanız, akşamdan sabaha kadar izleseniz bitiremezsiniz. O kadar çok konuşan, o kadar çok ilgilenen ve o kadar çok önerilerde bulunanları var ki…
Eh, eğer bir siyasi sorunu 40 yıl çözümsüz bırakırsanız tabii ki “kırk bir kere maşallah” yaparsınız.
Sonuçta “nasılsa siyasiler çözemeyecek bari biz çözelim” aşamasına gelirsiniz. Nitekim bu son dönemlerde işte bu aşamaya geldik, kırk yıldır “siyasi iktidarların çözemediği” sorunu mesela “STÖ’leri çözmeye soyunuyorlar. Yahut halk kademelerinde yeni yeni oluşan parlamento dışı insanlar çözüm arayışlarına giriyorlar. Tabii dışımızdakilerin “karışmacılığı” da bedava!
Bu düşüncelerle dün Havadis gazetesinden Baykan Özdağ’ın sorularına cevap veren Hasan Sertoğlu’nun söylediklerine baktıydım. Değil mi ki bugüne kadar kimselerin başaramadığını başardıydı…
Değil mi ki bugüne kadar kimselerin kıramadığı ambargoları kırıp KTFF’yi Rum’un KOP’una üye yazarak UEFA ve FIFA kapılarına dayandıydı…
Bu düşüncelerle ilk defa “siyaset dışı” olarak lanse edilen bu KOP olayı konusunda acaba neler söyledi diyerek Özdağ’ın röportajına baktım ki…
HAYAL SUKÛTUM ANCAK BU KADAR OLURDU: *Hayır. Sertoğlu KKTC futbol kulüplerinin Avrupalarda top koşturacağından söz etmiyordu!   *Mesela KTFF’ye bağlı Türk kulüpleri ile Güney’de KOP’a bağlı Rum kulüplerinin Kıbrıs liglerinde karşılaşmalar yapacaklarını da söylemiyordu!   *Veya Trabzon’la Apollon karşılaşırlarken mesela Çetinkaya ile Fenerbahçe’nin de karşılaşabileceği konusunda bilgi vermiyordu!       *Kaldı ki hayallere soktuğunca mesela Real Madrid’le bile futbol karşılaşması yapma olanağı bulacağımızın müjdesini de vermiyordu!
YA NE DİYORDU SERTOĞLU:  Politikacıların kendisine engel olurlarken nasıl doğru yolda yürüdüğünün politikasını yapıyordu!     *DP’ye çatarken siyasetin dik alâsı ile sarmalanıyordu!        *Kulüplerin siyasi olmadığının altını çizerken mesela Beşiktaş’ın buraya gelerek maç yapmasının mümkün olmadığını söylüyor dolayısıyla böylesi bir karşılaşmanın siyasete takılı sorun olduğunu ayazlatıyordu!
*Kısaca Sertoğlu “siyaset yapıyordu! Meğer “sen ne fisunkâr imişsin ey didar’ı siyaset!”  Ne sporcusu kurtuldu şerrinden ne futbolcusu…
     **********      

SAHİPLİK KOYMADIK Kİ SAHİP OLALIMDI… İSPATI TAŞ OCAKLARINDA SIRITIYOR
Lefkoşa’dan Mağusa’ya gelirken solunuzdaki Beşparmak dağlarına baktınız mıydı yer yer “kel başı” hatırlatan beyaz alanlar görürsünüz. Bilirsiniz ki onlar yıllardır oyula kazıla artık büyük bir çevre sorunu haline gelmiş  “taş ocaklarıdır.”
Ben Lefkoşa’dan Mağusa’ya her dönüşümde bu “görüntülere” bakıp bakıp üzülürüm. Eğer yanımda birileri varsa en ağırından küfürlerimle yazıktır be diyerek başlar, “bu memleketin iki karışlık toprağı var. Yarım asırdır Rum’a kaptırtmamak için öldük, helâk olduk, uğrunda savaştık. Şimdi ise bir daha yerine koyamayacağımızca karış karış değil,  “dağlarcasını” oyup oyup yok ediyoruz” tiradımı çekerim.
BU VATANI KURAMADIK:  Sorun nedir bilir misiniz? “Sahiplik!”  Kuzey’e bir türlü kalıcılığı ile “sahipliğimizi koyamadık.”  TC’den kaydırdığımız nüfus hiç sahip çıkmadı çünkü zaten onların bir ayakları Türkiye’den geldikleri yörelerindeydi. Hâlâ yaşadıkları köylerinin, bölgelerinin insanlarıydılar! 
Oysa  “sahiplik” nedir bilir misiniz? İşte şu Rum halkının sahipliği… Ki hiç yazıp söylememişsem onlarca kez tekrarladığım bir anım vardır hâlâ tekrarlarım.
“1974’ün 14 Ağustosunda Asker Mağusa’ya gelmiş. Hisarlardan ertesi sabah inmişiz, eve koşup çoluk çocukla hasret giderirken, aklım Güney’e taşınan Rum’a takılı kalmış.  Acaba ne diyorlar ne yapıyorlar merakında siyah beyaz televizyonu açmışım ki ekranda, “Yermasoya barajı projesi ile ilgili bir program!”
Ki Kuzey’den bir gün önce, kafile kafile Güney’e kaçmışlar. Beklersiniz ki ekranlardaki yansımaları can mal derdinde olsun. Oysa Güney’de su sorununu çözmek için Yermasoya barajı projesinden söz ediyorlar.
İşte insanın ayaklarının bastığı topraklara sahip çıkması budur. Zaten “vatan” dediğiniz de budur. Sadece kan akıtmakla yaratılmaz. Ter akıtmak da gerekir…           İTİRAF EDELİM: Kuzey Kıbrıs’a böylesi bir ruh ve sevgiyle sahiplik koyamadık. En basitinden “bizimdir” diyemedik! Daha bir acısı “zaten bizim olmadığının ispatını da Annan planı ile verdiklerimizle öğrendik.”
Ve Güzelyurtlulara “bravo” dedik. Altın değerinde narenciye bahçelerine sahip olmalarına karşın, “ölülerini bile Lefkoşa’ya gömdülerdi.” Günü geldiğinde Annan Planı ile Rum’a teslim edilecek “Omorfo” için de  “evet” dedilerdi…
Şimdi Beşparmakları oyuyoruz. Yakında Mesarya’dan baktınız mı Girne’yi göreceksiniz! 
Ha denecek ki inşaatlarımızda ne kullanalım. Olay sadece bu gereksinme olsaydı zaten kimsenin söyleyecek lafı olmazdı. Düzenli biçimde teraslanırken tıraşlanan alanlara ağaçlandırmalar bile yapılırdı. Oysa öylesine ve o kadar çok yerde hoyratça oyuluyor ki dağlar,  resmen felâket oluyor! Yitip giden doğayı yerine koyamazsınız. En azından “bu taş ocaklarını azaltın” önerisine kulak verin. Başka ne diyelim ki?                  **********     

  NE OLDU, NE YAPILDI, SORSAK MI?
Arkadaşlarla konuşurken “dertleşiriz” deriz ya… Hiç bitmez “dertleşmeler.” Daha birinin ağzındaki cümle tamamlanmadan diğerinin cümlesi girer ortalara…
Kısaca insanlar “dolu dolu!” Dertliler yani! O zaman da “dertlenirler haliyle!” Nitekim gitgide kafaları karıştıran siyasi sorun yanı sıra bir de “tasavvurlar” sorunu yaşanıyor… “Yapacağız, edeceğiz” denilenleri!
Mesela 2014’e giriyoruz hâlâ 2013-15 yıllarını kapsayan Ekonomik ve Mali Protokol” uygulamaya konmadı. Zaten öncesi “protokol” da uygulanamadıydı! Çünkü dün Hüseyin Ekmekçi’nin de köşesinde vurguladığınca aynı siyasi partiler iktidara gelip gidiyorlar ama “yok birbirimizden farkımız” dedirtmekten öte icraatlar ortaya koyamıyorlar…
Buna karşılık mesela “kurultaylarla” uğraşıyorlar. “Parti Başkanlığı” yarışını memleket meselesi yapıyorlar! İnsanlar işlerini güçlerini bırakıyor, film seyreder gibi kurultay nedeniyle patlak veren kavgaları seyrediyorlar…
Eee, OLMAZ Kİ:  Mesela hâlâ “E devlet olacağız!” Seksen milyonluk Türkiye oldu, 280 bin kişilik KKTC olamadı. Arkadaşlara diyorum ki dokuz tane üniversitemiz vardır. Bu üniversitelerden her yıl yüzlerce “elektronik, bilgisayar mühendisi” mezun olmaktadır. Bir o kadar ekonomist,  bankacı, halkla ilişkiler uzmanları…
Sonra “meslek okullarımız” vardır. Her yıl her meslekten öğrenci bu okullardan yüzlercesiyle mezun olmaktadırlar. Fakat çarşı pazara, sanayiye zanaata baktıkta, bu mezunlardan tek bir meslek erbabı görmek mümkün olmamaktadır! Çünkü ne rehabilite edilebilmekte ne de istihdam!
MESELA SORALIM. Kırsal alanlarda gençlere ekip biçmeleri için araziler verilecekti. Ne oldu? Müracaat eden oldu mu? Bu konuda teşvikler yapıldı mı? Sonuç alındı mı?
Mesela artık “devleti çekip götürecek olan bürokrasidir” dediğimize nazire “ne oldu kamu görevlilerini yeniden yapılandıracak reformist girişimler?”
Ha, sorsak ve desek ki  “ne oldu Kurultay çalışmaları?”  Pööö, ne hesaplar,  ne kitaplar? Hadi Allah rast getire. İyi kurultaylar!








Başa dön tuşu