Köşe Yazarları

MAYIS AYLARIN GÜLÜDÜR






-“O artık 3 fidanının yanında”-

6 Mayıs… Türkiye’nin en hızlı 100 metresini koşan baş eğmez, boyun eğmez devrim neferlerinin idam edildikleri tarih.

Ama 6 Mayıs’ın farklı bir anlamı daha var artık… Denizler’in idam günü olan 6 Mayıs’tan bir gün önce vefat eden Darağacındaki üç fidanı savunan, ilerici ve devrimci avukatları Halit Çelenk’in de toprağa verilişinin tarihi 6 Mayıs.

“Mayıs ayların gülüdür” boşa denilmemişti, bazı şeyler tesadüf olamazdı.
Denizlerin efsane avukatı Çelenk’in vedası  hafızasından silemediği Denizler’in idamından bir gün önce oldu ve sonsuza kadar birbirlerine yoldaşlık yapmaları için 6 Mayıs tarihinde toprağa verildi. Çelenk’in cenazesinde yaptığı konuşmada kızı Serpil Güvenç, babasının, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile özdeşleştiğini belirterek, “Adeta öleceği günü kendisi seçmiş gibi” dedi. Babalarının “Baş eğmemeyi, sermaye düzenine teslim olmamayı, sosyalizm mücadelesini hiçbir zaman bırakmamayı, inanmayı, dik durmayı, kimsenin önünde eğilmemeyi öğrettiğini” belirtti. Diğer kızı Ferda Özyurda  ise “Halkı sosyalizme inandıran, Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in avukatı ve yoldaşı, babam Halit Çelenk’e selam olsun” dedi.

b-115018-deniz_gezmiş

Özyurda, “Bizler burada Deniz, Yusuf, Hüseyin ve Halit Çelenk’e layık olmak istiyorsak, onların antiemperyalist sosyalist mücadelelerinin meşalelerini hep birlikte kaldırmalıyız ve kararlılıkla ve inançla bu savaşı sürdürmeliyiz. Onlar ancak bu şekilde burada ışıklar içinde yatabilirler” dedi.
Sayısız şiire, şarkıya, filme konu olan bu üç fidanın yıldönümünde daha da tazelendi acılar. İdamlarının son anına kadar yanlarında olan Halit Çelenk bu ağır yükü uzun ömrünün her anında taşıdı.
İnfazdan sonra 3 ay uyumadığını okuduğum Çelenk, ölümünden önce verdiği röportajın birinde taşıdığı ağır yükü şöyle anlatmıştı:
“Ulucanlar Cezaevi’nin avlusunda kurulan darağacı, başgardiyanın odasının penceresinden net bir şekilde görülüyordu. Biz cezaevine geldiğimizde Deniz bu odaya alınmıştı ve pencerenin tam karşısındaki koltukta oturuyordu. Deniz’in biraz sonra can vereceği darağacı, tam karşısında duruyordu. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra Deniz’i darağacına çıkardılar. İnfaz sürerken, odaya Yusuf’u getirdikler. Yusuf, pencereden Deniz’in son nefesini verişini izledi. Yusuf infaz edilirken de, Hüseyin’i odaya getirdiler ve o da, Yusuf’un infazını saniye saniye gördü. Bunu kitabımda bile yazmadım, sadece Yusuf Aslan’ın, “Duydum Deniz’in sesini” sözlerine yer verdim. Biraz sonra aynı darağacında ölecek birine, arkadaşının infazını seyrettirmekten daha ağır bir işkence olabilir mi?”
-87 yılımın en zor anı-
Halit Çelenk vefat etmeden 3 yıl önce yaptığı açıklamalarda şöyle demişti: “87 yıllık yaşamda geçirdiğim en kötü zaman dilimi olan o dakikalardaki çaresizliğimi sizlere anlatamam.
DENİZ, sehpaya çıkarıldıktan sonra ayaklarının altındaki tabureyi kendisi tekmeledi. Tabure masanın üzerinde bir süre döndükten sonra düştü. Ancak Deniz boşlukta asılı kalmadı. Çünkü boyu uzun olduğu için ayakları masaya değiyordu. Bu durumu gören Savcı Yardımcısı Veysi Sami, celladı uyararak, “masayı çek, masayı çek” diye bağırdı. Bu süre içinde Deniz’in bilinci büyük bir ihtimalle yerindeydi. Darağacındaki kişinin o saniyelerde neler yaşadığını düşünebiliyor musunuz? Deniz’in boyunun uzun olduğunu bile bile, ayaklarının değeceği bir masa konulması, “işkence”den başka hangi sözle açıklanabilir?”

Bedia Balses

4 Mayıs 2014

ChuG8w3WkAAb3NX

DenizGezmis’inmektubu
Baba,
Mektupelinizegeçmişolduğuzamanaranızdanayrılmışbulunuyorum.Ben ne kadarüzülmeyindersemyine de üzüleceğinizibiliyorum. Fakat bu dururumumetanetlekarşılamanıistiyorum, insanlardoğar,büyür,yaşarölürler,önemliolançokyaşamakdeğil,yaşadığısüreiçindefazlaşeyleryapabilmektir.Bunedenle ben erkengitmeyi normal karşılıyorum.Vekaldıkibendenevvelgidenarkadaşlarımhiçbirzamanölümkarşısındatereddütetmemişlerdir.benim de düşmeyeceğimdenşüphenolmasın,oğlun, ölümkarşısındaacizveçaresizkalmışdeğildir, o bu yolabilerekgirdivesonunda da bu olduğunubiliyordu.Seninledüşüncelerimizayrıamabenianlayacağınıtahminediyorum.(…) annemitesellietmek sana düşüyor,kitaplarımıküçükkardeşimebırakıyorum.Kendisineözellikletembihet.onunbilimadamıolmasınıistiyorum,bilimleuğraşsınveunutmasınkibilimleuğraşmak da biryerdeinsanlığahizmettir,son anda yaptıklarımdan en ufakbirpişmanlıkduymadığımıbelirtirseni, annemi,abimi,kardeşimidevrimciliğiminolancaateşi ile kucaklarım.
OğlunDenizGezmiş

 

DENİZ’DEN KALANLAR  ve şiiri

Deniz’e ait eşyalar, infazdan sonra, siyah bir torba içinde babasına teslim edildi. Torbada 31 kalem malzeme vardı: Yeni açılmış Birinci sigarası… İki tükenmez kalem.. Askılı atlet, fanila ve yün başlık… Kahverengi ceket ve pantolon… Haki renk bir yün gömlek… Füme terilen pantolon… Kendi yeşil, yakası beyaz, fermuarlı kazak… Bir küçük, bir büyük İngilizce lügat… Türkçe-Almanca sözlük… Brecht, Ahmet Arif, Memet Fuat’ın kitapları Babasından gelen mektuplar… Bir cep aynası, bir cep defteri… Ve cep defterinin kapak arkasına kendi el yazısıyla karaladığı, kimi satırlarını çizdiği bir şiir:

CcLD0sbUEAA9pcY

“Yenilmişsem
Elim kolum bağlı
Boynumda yağlı ip
Gelip dayanmışsam
darağacına
Dudaklarımda yarın
Gözlerim yarınlarda
Unutmak mı gerek seni?
Kapılar kapalı
Tutulmuşsa gece
kapkara yollar
Sıcacık bir sevgi
sunmayacak mıyım
insanlara?
Bakmayacak mıyım yarınlara
Seslenmeyecek miyim
insanlara?”

 







Başa dön tuşu